Dualar ve Zikirler | | Konya Camilerini Temizleme Derneği

Dualar ve Zikirler

468X60a

Kur’ân’da Duâ

Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

“Ey Resûl-i Ekremim! Benim kullarım “Rabbi-miz uzakta mıdır, yakında mıdır?” diyerek sana beni sordukları zaman sen onlara cevap ver ki: Ben onlara pek yakınımdır. Bana duâ eden kulumun duasını kabul ederim. Duâ ettiğinde benden duâlarının kabulünü istesinler. Ve bana îman etsinler. Umulur ki onlar îmanları ve duâları sebebiyle doğru yola vâsıl olurlar ve irşâd olunurlar. “(Bakara Sûresi, 186)

Fahr-i Râzî, Kâzı Beyzâyi ve Hâzin’in beyânlarına göre ashâb-ı kiramdan bazı kimselerin: “Ya Re-sûlallah! Rabbimiz bize yakîn ise hafif sesle yahud gizlice duâ edelim. Eğer uzak ise yüksek sesle duâ edelim” demeleri üzerine bu âyet-i celîlenin nâzil olduğu mervîdir.

Başka bir rivâyette ise yahûdilerin: “Yâ Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-! Sen yer ile gök arasını pek uzak haber veriyorsun. Rabbimiz duâmızı nasıl işidir?” demeleri üzerine nâzil olduğu mervîdir. Bu sebeb-i nûzullere göre âyetin ma’nası şöyle olur:

“Ey Resûlüm! Benim kullarım sana benim evsâfımdan suâl edip Rabbimizin lutfu bize yakın mı? Duâmızı gizlice kendi içimizde mi yapalım? Yoksa uzakta mı? Duamızı yüksek sadâ ile yapalım? dediklerinde: “Sen onlara Benim tarafımdan cevâb ver. Ben onların gizli duâlarını işitirim. Zira Benim ilmim onlara pek yakındır. Binâenaleyh onların işlerini bilip sözlerini işiterek hallerine muttali’ olduğumdan duâ eden kimsenin duâsı ihlâs üzere olursa icâbet ederim. Şu hâlde onlar benden icâbet talep etsinler. Ben de onlara icâbet ederim. Senin vâsıtan ile onları îmana davet etdiğimde derhal îman etsinler. Zîra ben onların duâlarına icabet edince onların da benim da’-vetime icabet ve emrime itaat etmeleri vâcibdir ve onlar davetime icabetle doğru yolu muhakkak bulurlar.”

Hadislerde Duâ

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Büyük zorluklara dûçar olduğunuz zaman “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir” zikr-i ce-mîlîne devam ediniz.” (1)

“Cenâb-ı Hak, duada fazla ısrar edenleri sever.” (2)

“Eğer bir kul, Cenâb-ı Hakk’a bir hususda duâ eder de icâbet olunmazsa onun yerine bir hasene, yani bir sevâb yazılır.” (3)

“Bir babanın oğlu için duâsı, bir peygamberin ümmeti hakkındaki duâsı gibi makbuldür.” (4)

“İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkında ettikleri hayır duâları reddolunmaz.” (5)

“Ezân ile ikâmet arasında yapılan duâ müs-tecâbdır. Bu arada hemen duâ ediniz.”(6)

“Kaderden sakınmak kaderi def etmez. Lâkin sâlihlerin duâsı, nüzûl etmiş ve edecek olan elem ve musîbeti def etmeğe ve kaldırmağa medâr olur. İş böyle olunca ey Allah’ın kulları, duâ ediniz.” (7)

“Kur’ân-ı Azîmü’ş-şan her ne vakit hatmolu-nursa akabinde yapılan bir duâ müstecâbdır.” (8)

“Bir kimsenin sevdiği bir kimse aleyhinde olan duâsının kabul olunmamasını Cenâb-ı Hakk’tan istirhâm eyledim.” (9)

“Bir farz namazını huşû’ ile edâ eden kimsenin o namazın akabinde vakı’ olacak bir duâsı müstecâb olur.” (10)

“Mazlumun bedduâsından sakınınız. Zîra bir kıvılcım sür’atiyle semâya icabete yükselir.”

Fâcir de olsa mazlûmun duâsı makbûldür.” (11)

“Cenâb-ı Allah buyurmuşdur ki: “Kim bana duâ etmezse ona gadab ederim.” (12) Zîrâ bu hal ya gafletten, yahut kibirden ileri gelir

“Müslüman kardeşinin ayıp ve çıplak yerlerini setrederek onu dünyâda rüsvay etmeyen kimsenin ayıplarını Cenâb-ı Hakk kıyâmet gününde setreder.” (13)

“Bir yerde yangın vuku’ bulduğunu gördüğünüz zaman ”Allahü Ekber’ diyerek tekrar tekrar tekbîr alınız. Zîra tekbir yangını söndürür.” (14)

“Dünyânın geniş vakitlerinde, yani sıhhat ve servet ve asâyiş ve emniyet gibi esbâb-ı istirahat mükemmel olduğu bir zamanda Cenâb-ı Hakk’a ibâdet ve tâat ile kendini takdîm et ki muzâyakalı sıkıntılı bir zamanda seni lutf ile yâd edip gözetsin.”(15)

“Ana ve babaya iyilik ömrü artırır. Yalan söylemek rızkı noksanlaştırır, duâ kazaya siper olur.” (16)

“Kendisine iltica ile bir ricada bulunan kimsenin ricasını kesip atanın duâ ve ricasını da Allah kesip atar.” (17)

“Bir mü’mine yapılan zillet ve hakareti görüpde men’ine muktedir olduğu halde muâvenette bulunmayanları Cenab-ı Hak mahşerde zelîl eder.” (18)

“Her kim duâlarının kabûlünü, gam ve üzüntülerinin def olup kaldırılmasını arzu ederse sıkıntıda bulunanların imdâdına yetişsin.” (19)

“İşlerde istihâre edenler, yani Allah’dan hayır dileyerek rızâsına muvafık hareket edenler zarar etmezler. İstişâre edenler de işin sonunda pişman olmazlar. İdâr-i maîşetinde isrâf etmeyip i’tidâl yolunu iltizâm edenler de fakr u zarurete düşmezler.” (20)

“Bir işe başlamak istediğin zaman âkıbetini iyice tefekkür edip hayr u sevâbı mûcib ise devam et, şerr ü ıkâbı mûcib ise ictinâb et!” (21)

“Hikmet on parçadır. Dokuzu uzlette, diğer biri de sükûttadır. Yâni mâlâyâniden, kendisini ilgilendirmeyen ve lüzumsuz bulunan şeylerden hıfzeylemektedir.” (22)

“Akâid-i fâside ve bid’at sâhiplerinin amellerini, ibâdetlerini Cenâb-ı Allah kabul etmek istemez.” (23) Eğer tevbe edip ehl-i sünnet ve’l-cemâat i’tikadına rûcû’ ederlerse kabûl eder.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh der ki: Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“Her bir peygambere etmesi için bir duâ verilmiştir. Ben ise ümmetime şefâat olmak üzere duâmı âhirete bırakmak istiyorum.” (24)

Enes bin Mâlik’den gelen rivayette ise Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Her bir nebî Allah’dan bir dilekte bulundu. Yahud, her bir peygamberin Allah’a edeceği bir duâsı vardı. Her biri duâsını yaptı ve kabul olundu. Ben ise duâmı kıyâmet gününde ümmetim için şefâat kıldım.” buyurmuşlardır.

Enbiyây-ı izâmın her duâsının müstecâb olması kuvvetle umulur ise de, kat’î olmayıp yalnız bir duâlarının kesin olarak kabûl edileceği kendilerine bil-dirilmişdir. O duâ, her bir nebîye Allah tarafından husûsî olarak verilen duâdır.

Ezcümle Hazret-i Âdem -aleyhisselâm bu müstecâb duâsını tevbesinin kabûl olması için; Hazret-i Nuh aleyhisselâm- kavmininin helâki ve berâberindeki mü’minlerin kurtulması için, Hazret-i İbrahim-aleyhisselâm- -i Mükerreme ve Beytullah için, Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- Fir’avn’ın helâki için, Hazret-i îsâ -aleyhisselâm- gökten bir mâide, sofra indirilmesi için etmişler ve müstecâb olmuşdur.

Hazret-i Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz ise, bu kesinlikle kabul olunacağı Allah tarafından te’min olunan duâsını, ümmetine şefâat için âhirete bırakmıştır. Ne mutlu O’nun sünnetine sımsıkı sarılan mü’minlere.


(1) Ebû Dâvud, Vitr, 25; Tirmizî Kıyâme, 8; İbn Hanbel, Müsned, I/336.
(2) Kenzû’l-irfân 57 (Camiu’s-sağîr’den)
(3) a.e. göst. yer.
(4) Keşfü’l-hafâ, 1/495 (Deylemî’den)
(5) Tirmizî, Birr, 5.
(6) Tirmizî, Salat, 44, Deavât, 128; Ebû Dâvud, Salât, 35.
(7) Tirmizî Deavât, 101; İbn Hanbel, Müsned, 5/224.
(8) Kenzü’l-irfan, 59 (Camiu’s-sağîr’den) Dârimî, Fezailü’l-Kur’ân. 33.
(9) a.e. göst. yer. Keşfü’l-hafâ, 1/404 (Dârekutnî’den)
(10) Buhârî, Cihâd, 180; Müslim, îman, 39; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Tirmizî, Zekât, 6; İbn Mâce, Zekât, 6;Dârimî, Zekât 1; Muvatta, Da’vetü’l-mazlûm, 1; İbn Hanbel, Müsned, 1/333.
(11) Keşfü’lhafâ, 1/405 İbn Hanbel, Müsned’den
(12) İbn Mâce, Duâ, 1; İbn Hanbel, 3/477
(13) Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Ebû Dâvud, Edeb, 28; Tirmizî, Birr; 19; İbn Mace, Mukaddime, 17; İbn Hanbel, Müsned, 3/91, 252.
(14) Keşfü’l-hafâ, 1/89.
(15) İbn Hanbel, Müsned, 1/307; Tirmizî, Deavât, 9.
(16) Buhârî, Mevâkîtü-salât, 5; Müslim, İmân, 137; Ebû Dâvud, Edeb, 130; Tirmizî, Salât, 13; Neseî, Mevâkît, 51; İbn Mâce, Edeb, l.
(17) Keşfü’l-hafâ, 2/272 (Ahmed b. Hanbel, Müsned’den)
(18) İbn Hanbel, Müsned, 3/487.
(19) Müslim, Müsakat, 32; İbn Hanbel, Müsned, 3/32.
(20) Keşfü’l-hafâ, 2/185 (Taberânî’den)
(21) Kenzü’l-irfan.
(22) Keşfü’l-hafâ, 1/363 (İbn Adiyy’den)
(23) İbn Mâce, Mukaddime, 7.
(24) Müslîm, îman, 334, 335 vd. Buhârî, Deavat, I; Tirmizî, Deavât, 130; İbn Mâce, Zühd, 37; Dârimî, Rikak, 85; Muvatta”, Kur’ân, 26.

 

Peygamberimizin Duâlarından Örnekler

Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan ri­vâyete göre Peygamber Efendimiz’in duâlarından bi­ri şu duâ idi:

“Yâ Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, ku­lağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üs­tümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nûr eyle (bir başka rivayette) benim damarlarımı nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır, saçımı nurlandır, yüzümü nurlandır.” (1)

Mugîre bin Şu’be’den rivayet olunduğuna göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-in dualarından biri de şu idi:

“Başka bir ilâh yok, ancak Allah var. O’nun şerîki yoktur. Mülk O’nundur, hamd de O’nundur. O her şe­ye kaadirdir. Allah’ım, Senin verdiğine engel olacak da yoktur, vermediğini verecek de yoktur. Ve servet sahi­bi olanlara servetleri sana karşı bir menfaat veremez. Ya­ni servetine güvenerek sana âsî olanları o servetleri kurtaramaz.” (2)

Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan ri­vâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-e bazı kimseler gelip:

-İnsanlar; yâni Ebû Süfyân ve arkadaşları sizin­le muharebe etmek için adam ve silâh toplamışlar, hazırlık yapmışlar. Onlara mukabele edecek dere­cede kudretiniz yoktur. Onlardan sakınınız diye kor­kutmak istediklerinde, bu söz mü’minlerin yakîn îmânlarını ve cesaretlerini artırıp, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:

“Allah bize kâfidir, o ne güzel vekîldir!”buyurdu. Mü’minler de böyle söylediler.” (3)

Enes bin Mâlik -radıyallahu anh-dan rivâyete gö­re: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in çok kere duâsı:

“Ey Rabbimiz, bize dünyâda da iyilik, güzellik ver, âhirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azâbından koru,” meâlindeki duâ idi. (4)

Ebû Musâ el-Eş’ârîden rivâyete göre Resûl-i Ek­rem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle duâ ederlerdi:

“Yâ Rabb, benim hatâlarımı, bilmeden yapdıklarımı, işimde aşırı gitmemi, ve Senin benden çok iyi bildiğin hallerimi mağfiret eyle. Allah’ım, benim latifeleşmelerimi, ciddiyet hallerimi, hatâen ve kasden yaptıklarımı ve bende olan her şeyimi mağfiret eyle!” (5)

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;

“Her kim günde yüz kere:

derse o kimse için on köle azâd etmiş sevabı ve­rilir, yüz hasene yazılır, yüz günâhı silinir, o gün akşam oluncaya kadar bu ona şeytana karşı si­per olur. Hiç bir kimse ecir bakımından onu geçemez, ancak bunu ondan fazla söyleyen kimse müstesnâ.”(6)

“Ey, Rabbim! Gayb ilminle ve halk üzerine kudretinle, hayatı benim için hayırlı gördükçe beni yaşat, ölü­mü benim için hayırlı gördüğün zaman da beni vefât ettir. Ey Rabbim! Gizlide ve açıkda senden haşyetini istiyorum. Rızâ hâlinde de, gadab hâlinde de ihlâs sözünden ayırmamanı istiyorum, fakirlikte de zenginlikte de i’tidâlden ayırmamanı istiyorum. Senden tükenmez bir ni’met, kesilmez bir göz ferahlığı (yüzde açıkça görülen neş’e ve huzûr) istiyorum. Senden beni kazâna râzı kılmanı, ölümden sonra yaşamanın serinliğini istiyorum. Senden yüzüne bakmanın lezzetini; sana kavuşmanın şevkini istiyorum. Bütün bunları zarar vericinin zararından, sapdırıcı bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum. Ey Rabbim! Bizi îmân zîynetiyle süsle, bizi doğru yolda olan hidâyet rehberleri kıl.” (7)

“Ey Ebû Bekr’in kızı! Sana diğer duâları da için­de toplayan duâları söyleyeyim mi? Şöyle duâ et:

“Ey Rabbim! Senden bildiğim ve bilmediğim hayrın hem çabuk, hem geç olanını istiyorum. Ey Rabbim Re­sûlünün senden istediğini istiyorum, Resûlünün sana sı­ğındığı şeyden ben de sana sığınıyorum. Allah’ım benim için kaza ettiğin şeyin âkibetini doğru yola ulaştır.” (8)

“Sana bir kısım sözler öğreteyim mi ki, Allah Teâlâ kimin hayrını murâd ederse onları ona öğ­retir, sonra ebediyyen unutturmaz. De ki:

“Ey Rabbim! Ben zayıfım, rızân yolunda benim zaa­fımı kuvvetlendir. Beni nâsiyemden tutup hayra sevk et. İslâm’ı rızâmın en son noktası kıl. Ey Rabbim, ben zayıfım, beni kuvvetlendir. Ben zelîlim beni azîz kıl. Ben sana muhtacım, beni rızıklandır.” (9)


“Ey Rabbim! Acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsızlıktan kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yapdığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyâdan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, abraslıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.” (10)

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- duâasında: “Ey Rabbim! Beni, iyilik ettiği zaman sevinen, kötülük ettiği zaman istiğfar edenlerden kıl.” (11)

Ekseri duâları:

“Ey kalbleri çekip çeviren Rabbim! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl.” İdi.. (12)

 


(1) Buhârî, Deavât, 9; Müslim, Müsâfirîn, 181;
(2) Buhârî, Ezân, 155, Deavât, 18; Müslim, Salât,193; Tirmizî, Salât, 108;Muvattâ’, Kader, 8; İbn Hanbel, Müsned,3/87.
(3) Buhârî.
(4) Bakara Sûresi, 201.
(5)Buhârî, Deavât, 60; Müslim, 70.
(6) Buhârî, Ezân, 155; Tecrîd-i Sarîh Terc. 2/910-915.
(7) el-Camiu’s Sağir.
(8) İbn Mâce, Duâ, 4.
(9) Râmüzü’l-ehâdis.
(10) Benzeri hadisler Buhârî, Deavât, 39, vd.
(11) Camiu’s-Sağir.
(12) Tirmizî, Deavât, 85.

 

Duâ Âdâbı

 

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Sakın sizden biriniz duâ ederken “Yâ Rabb, dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle” demesin. İstediğini sağlamca ve kat’ıyyetle istesin. Çünkü Allah’ı şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kudret yoktur.”(1)

Yine Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-‘dan rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Sizden herhangi biriniz” duâ ettim de kabul olunmadı” diyerek acele etmedikçe duâsı kabul olunur.” (2)

Duâ eden duâsında ısrar etmeli, devam etmelidir. Her halde er veya geç müstecâb olur.

Bir de dünyâda müstecâb olmasa bile kul bunu yine kendi lehine bilip Allah’dan ümidini kesmemelidir. Duâ büyük bir ibâdet olduğu için âhırette de bir ecir ve sevâbı olur.

Duânın âdabı pek çokdur. Bu cümleden olarak:

1- Evvelâ abdestli bulunmak,
2- Bir namazdan sonra yapılmak,
3- Tevbe ve istiğfârını ve kemâl-i ihlâsını arzeylemek,
4- Kıbleye yönelmek,
5- Duâdan evvel Allah’a çokça hamd ü senâ etmek,
6- Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri’ne çokça salât ve selâm eylemek,
7- Duânın nihâyetini âmin ile bitirmek,
8- Duâda yalnız kendisini düşünmeyip bütün sâlihleri ve bütün mü’minleri duâya müşterek kılmak,
9- Bir hâcetini isterken ellerini semâya kaldırıp avuçlarını açarak duâ etmek,
10- Kıtlık; umumî sıkıntı ve felâketlerin def’i için ise ellerinin dışını semâya çevirerek duâ etmek ve Allah’a sığınmak,

11- Celb-i menfaat için yapılan duâların nihâyetinde ellerinin avuçlarını yüzüne mesh eylemek, def’-i mazarrat için yapılan duâlarda mesh edilmez.
12- Duânın asıl anahtarı ise helâl lokma yemektir.

Ebû Musa el-Eş’arî -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri Hayber gazâsı’na giderken maiyyetinde bulunan ashab-ı kiram bir vâdiye vardıkta yüksek sesle tekbîr ve tehlîl ederek bağıra bağıra zikrullah etmeğe başladılar. Resûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Hazretleri:

“-Kendinize rıfk u merhamet ediniz. Zîra siz ne sağıra, ne de gâibe duâ ediyorsunuz. Ancak her şeyi hakkıyle işiten ve size sizden yakîn olan Allah’a duâ ediyorsunuz. Ve Allahü Teâlâ Hazretleri siz nerede olursanız berâberinizdedir” buyurdu.

Yani; öyle kendinize bu derece bağırmakla zahmet vermenize hâcet yoktur. Cenâb-ı Hakk’a nisbetle hafî ve cehrî yapılan zikir müsâvidir.

Ebû Mûsâ diyor ki: O esnâda ben, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretlerinin hayvanının arkasında Zât-ı risâletpenâhîleriyle birlikte beraberdim.

Ve lisânımla

diyordum.

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Hazretleri bana hitâben:

– Ey Abdullah bin Kays’ buyurdu. Ben de icâbetle:
– Lebbeyk yâ Resûllallah, dedim. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri bana hitâben:

– Ben sana cennet-i a’lânın hazînelerinden bir hazîneye delâlet edeyim mi? buyurunca ben hemen:
– Babam ve anam sana fedâ olsun yâ resûlallah! Evet irşâd ediniz, dedim.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:

“Ma’sıyetten sakınmak ve tâat ve ibâdetlerde kuvvet ve kudret ancak Allah Teâlâ Hazretlerinin tevfık-i Rab-bâniyyesi ve irâde-i Sübhâniyyesiyledir.”(3)
buyurdu.

Yâni cümle âlemin müdebbir-i hakîkisi ve mutasarrıfı, hepsinin hâlikı olan Allah sübhanehu ve teâlâ-Hazretleridir, demektir.

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz’e ve ehl-i Beyt’ine salât ve selâm da duânın en mühim âdabındandır.

Hadîs-i şerifte:

“Yapılan bir duâda, Muhammed -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm- ve ehl-i Beytine salât ve selâm edilmedikçe o duâ, makam-ı icâbete vâsıl olamaz.”(4) buyurulmuştur.

Duâ eden kimse, duânın başında, ortasında ve sonunda Peygamber Efendimize salât ve selâmı tekrar etmeli. Hulûs-i kalb, nezâfet, tahâret, istikbâl-i kıble, izhâr-ı tezellül, tazarru, enbiyâ ve evliyâ ile tevessül, günahkâr ve mücrim olduğunu ikrar ile tevbe ve istiğfar edip haram lokmadan ictinâb etmelidir. Bu sûretle yapılacak hayır duâların kabûlü hakkında şübhe etmemelidir.

Şunu da ilâve edelim ki:
Nâsın bâzısı her ne kadar Cenâbı-Hakk’ın kazâ ve kaderine rızâ gösterip sükût eylemeyi duâya tercîh etmişlerse de, muhakkik âlimlerin ekserisi, dünyâ ve âhiret işlerinin esbâbından müretteb olduğunu, müstecâb duâlar ise sebeblerden berî bulunduğunu beyân ile, duâyı terketmek, kazâya rızâ göstermek fikriyle bir şey yememek, şiddetli kışda elbise giymemek, hasta olunduğunda ilâç, muharebede silâh kullanmamak gibi bir takım meşru’ olmayan hareketleri irtikâb etmek gibidir, demişlerdir.

Husûsiyle duâ izhâr-ı ihtiyâç, Cenâb-ı Hakk’a ilticâ olduğundan müstakıllen bir ibâdet makamına kaaim olacağından şu halde lisânen duâ eylemek ve kalben tazarruda bulunmak gerekmektedir.


(1) Buhârî, Deavât,, 21.
(2)Tirmizî,Deavât, 12.
(3) Buhârî, Megazî, 38.
(4) Buhârî, Megazî, 38.

 

Duâ’nın Kabulünün Şartları

 

1- Kazâya muvafık olmak, yani sünnetullaha uygun bulunmak,
2- O kimse hakkında duânın kabûlü hayırlı olmak,
3- İstenilen şey muhal olmamak.

Duânın kabûlü için âdâbına ve şartlarına riâyet etmek lâzımdır. Bu şartların cümlesi mevcud olduğu bir durumda kabul olunma ciheti gâlib ise de kabul olunması yine meşiyyet-i ilâhiyyeye bağlıdır. Binâenaleyh Allah, dilerse kabûl eder, dilemezse etmez. Fakat kul, âdâbına riâyet ederek duâyı bırakmamalıdır.

Duânın kabûlünün âni olmasına kullar umûmiyyetle tahammül edemiyecekleri için istenilen şeyin bir müddet sonra verilmesi me’mûl olduğu gibi duâsı mikdarı o kimsenin üzerinden bir şerrin define sebeb olmak veyahud bilmediği bir cihetten duâsının eseri hâsıl olmak ihtimâline binâen duâya kabûl olunmadı nazariyle bakılmamalı ve “duâm kabûl olunmuyor” denilmemelidir.

Allah Teâlâ Hazretleri icâbet husûsunu, istimrâra; ya’ni geniş zamana delâlet eden muzâri’ sigasıyle beyan buyurmuşdur ki, bir zamanla mukayyed değildir, demektir. Kulun hakkında hayırlı olan bir zamanda kabûl eder.

Yine âyet-i celîle’de:

“Rabbiniz size: “Bana duâ edin ki duânızı kabul edeyim” dedi. O kimseler ki bana kulluk etmeğe büyüklendiler; pek yakında zelil ve hakîr olarak cehenneme girerler.” (1)

Duâ, Cenâb-ı Hak’tan, insanların muhtaç oldukları şeyleri tazarru’ ve niyâz ederek kemâl-i tevâzu’ ile istirham edip istemeleridir. Kulların Allah’a olan ihtiyaçlarını arz eylemeleridir.

Duânın kabûlünün en mühim şartlarından biri de duâ esnâsında Allah Zü’l-celâl Hazretlerinden gayri hiç bir şeye güvenmeyerek teveccüh-i tâm ile ve kat’î sûretde Hak Teâla Hazretlerine yönelmektir.

Duâda iki haslet aranır;

Birincisi: İzzet-i rubûbiyyeti bilmek,
İkincisi: Ubûdiyyetten olan zilleti idrâk edip Rab-binin himâyesine ilticâ ve ihsanından müstefîd olmasını arzu eylemektir.

“Ey müşrikler! Sizin âciz ma’bûdlarınız mı hayırlıdır, yoksa muztar olan kimse duâ etdiğinde onun duâsına icâbet eden ve istediğini veren ve o muztar kalan kimseye isâbet eden kötülüğü kaldıran ve sizi yeryüzünün halîfeleri kılan Allah Teâlâ mı hayırlıdır? Allah’la beraber bunları îcâd ve kullarının ihtiyâcını def eden bir ma’bûd var da ona mı ibâdet edersiniz? Düşünceniz ne kadar az ve kısadır. Zîra Kadir’i bırakıp âcize ibâdet edersiniz.” (2)

Yâni, Ey müşrikler! Sizin Allah’a ortak koşduğu-nuz putlar mı hayırlıdır, yoksa musîbetlerden bir musîbete veya fakîrlik ve hastalık gibi derd ve elemlerden muztar kalıb halâsına çâre arayan bir kimse duâ etdiği zaman duâsını kabul edib musîbeti âfiyyete ve fakrini ğınâya ve hastalığını sıhhate tebdîl etmekle sâhil-i selâmete çıkaran Kaadir ve Kayyum mu hayırlıdır?

Elbette kullarının ihtiyâcını def eden ve duâsını kabul edip istediğini veren Allah Teâlâ hazretleri bunlardan hiç birine kaadir olamayanlardan hayırlıdır. Binaenaleyh ma’bûd bi’l-hakk O’dur. O’ndan gayri ibâdete lâyık yoktur. Ve Allah Teâlâ Hazretleri size yeryüzünde tasarrufa kudret verendir. Dolayısıyla Zât-i Ecell ü A’lâya ibâdetiniz lâzımdır.

Allah’la beraber başka bir ma’bûd var mı ki gayre ibâdet edersiniz ve siz her ân arkası arkasına gelen ni’metlerin kimden geldiğini düşünmeniz gâyet az olduğundan Azîz ve Kavî Allah’ı bırakıp âciz ve zelîle ibâdet edersiniz.


(1) Gâfir (Mü’min) Sûresi, 60.
(2) Neml Sûresi, 62

 

Duâda İhlâs (Samîmıyet) ve Helâl Lokmanın Önemi

 

Nebiyy-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Bir kimse zâhir ve bâtınını tanzîf ve tathîr ile kırk gün hâlisan Cenâb-ı Allah için amel ve ibâdet ederse kalbi menba’-i hikmet olup lisânından zülâl-i ma’rifet cereyan etmeğe başlar.” (1)

“Kul ihlâs ile “Başka ilâh yok, ancak Allah vardır!” dedikçe hiç bir hicâb onu geri çevirmeksizin bu zikri, Allah’a yükselir. Allah’a vâsıl olunca Allah bu kelimeyi söyleyene nazar eder. Allah’ın nazar ettiği her bir muvahhid kulunu rahmeti içine alması O’nun hakkıdır.” (2)

“Helâllığında ve haramlığında şübhe bulunan nesneyi terk eyle ve helâl olduğu muhakkak bulunan şeyleri kabul et.” (3)

Bu hadîs-i şerîf, insan bâtınını haramdan korumak için kemal-i ihtiyât üzere bulunmasının lüzumu hakkında îrâd edilmiş ise de diğer işlerine, sözlerine ve şâir muamelâtına da tatbîk için bir kaide-i külliyye tarzında bulunmuştur.

“Niyet eylediğin bir iş için kalbinde havf ve tereddüd olursa o işi yapma.” (4)

“Haramlardan sakın, insanların en âbidi olursun.” (5)

“Haram lokmadan neşv ü nemâ bulan bir vücûda lâyık olan cehennem ateşidir.”(6)

“Cibrîl bana ne zaman geldiyse şu iki duâyı emretti:
“Ey Rabbim! Bana temiz rızık ver ve sâlih amel nasîb et.” (7)

“Allah Teâlâ buyuruyor: Kulum, beni yalnız iken zikrederse ben de onu yalnız zikrederim. Beni bir topluluk içinde zikrederse onu ondan daha hayırlı ve daha büyük bir topluluk içinde zikrederim. (8)

“Allah sizden üç şeyi istemiyor: Kur’ân okurken yahud okunurken ileri geri konuşmayı, duâ ederken sesinizi yükseltmeyi, takat getiremiyeceğiniz kadar kendinizi namaza zorlamanızı.” (9)

“Gizlide yapılan bir duâ, açıkta yapılan yetmiş duâya bedeldir.”

“Sıkıntılı zamanlarında Allah’ın kendisine icâbet etmesini isteyen kimse rahatlık zamanında duâyı çok yapsın.” (10)

“İnsanların en âcizi duâdan da âciz olan, insanların en cimrisi selâmı da kıskanan kimsedir.” (11)

“Ey Rabbiml Şükrünü edâya, Seni zikretmeye ve Sana güzel ibâdet etmeğe bana yardım et!” diyen bir kimse mükellef bir duâ yapmış r. (12)

“İyiliğin her çeşidi ibâdetin yarısıdır. Diğer yarısı ise duâdır.”(13)

“Duâ mü’minin silâhı, dînin direği, göklerin ve yerin nûrudur.” (14)

“Zaîflerinizin duâları ve ıhlâslarından başka bir şey hürmetine mi nusrete nâil oluyorsunuz?” (15)

Çünkü Allah’ın huzûrunda zayıflığını, aczini ve fakrını idrâk ederek ve dünyevî arzulardan kalben alâkasını keserek duâ edenlerin ıhlâsları kuvvetlidir. Bu da rızık ve nusret sebeblerinin en büyüklerindendir.

Beş gece vardır ki duâ reddolunmaz: Receb’in ilk i, Şa’ban’ın onbeşinc gecesi, Cum’a gecesi, Ramazan bayramı gecesi, Kurban bayramı gecesi.

Rikkat hâliniz geldiği zaman duâyı ganimet biliniz. Çünkü bu hal rahmettir. (16)

“Mü’min bir kul Allah’a duâ eder. Bu esnâda Allah Teâlâ Cibrîl’e: “Bunun duâsına hemen icâbet etme, çünkü sesini işitmek istiyorum.” Bir fâcir de duâ edince Allah Teâlâ Cibrîl’e emreder:

“Hemen ver şunun istediğini! Çünkü sesini işitmek istemiyorum.” buyurur.

“Kâfir bir kul Allaha duâ eder, hâcetini ister, derhal yerine getirilir. Mü’min Allah’a duâ eder, icâbeti geciktirilir. Melekler buna üzülürler. Bu nun üzerine Allah Teâlâ buyurur ki: “Kâfirin duâsına hemen icâbet edişimin sebebi bana bir daha dua etmemesi ve beni hatırlamaması içindir. Çünkü onu sevmediğim gibi sesini de sevmiyorum. Mü’minin duâsına da hemen icâbet etmiyorum, beni unutmayıp devamlı zikir etmesi için. Çünkü onu da seviyorum, tazarru’unu da seviyorum.”

 


(1) Keşfü’l-hafâ, 2/224 (Ebû Nuaym’den)
(2) Buhârî, Deavât,
(3) Buhârî, Büyû’, 3; Tirmizî, Kıyame, 60;
(4) İbn Hanbel, Müsned, 5/252, 256.
(5) Tirmizî, Zühd, 2; İbn Hanbel, Müsned, 2/310.
(6) Ramûzü’l-ehâdîs.
(7) Müminûn Sûresi, 51 nci âyetin meâlinde bir duâdır.
(8) Müslim, Zikr, 3, 18, 19, 21;Buhârî,Tevhîd, 15, 43; Tirmizî, Deavât, 131;İbn Mâce,Edeb, 53, 58;lbn Hanbel,Müsned, 3/351
(9) el-Camiûs-Sağîr
(10) Tirmizî, Deavât. 9.
(11) Keşfü’l-hafâ, 1/142 (Taberânî ve Beyhakî’den)
(12) el-Camiû’s-Sağir.
(13) a.e.
(14) a.e.
(15) Keşfü’l-hafâ, 1/403 (Ebû Ya’lâ’dan)
(16) Buhârî, Cihâd, 76.

 

Müstecâb Duâlar

 

“Dört yerde semânın kapıları açılır ve duâya icâbet olunur:

1- Allah yolunda saf bağlandığı zaman,
2- Yağmur yağarken,
3- Namaz kılınırken,
4- Kâ’be görüldüğü zaman,”

“İki vakit vardır ki, semânın kapıları açılır. Bu vakitlerde duânın reddolunduğu çok azdır. Biri namaza kalkıldığı zaman, diğeri Allah yolunda saff-ı cihâdda bağlandığı zaman.” (1)

“Dört duâ vardır ki: reddolunmaz:
1- Dönünceye kadar hacının duâsı,
2- Evine gelinceye kadar gazinin duâsı,
3- İyileşinceye kadar hastanın duâsı,
4- Bir de kardeşin kardeşine gıyabında ettiği duâ.” (2)

Bunlardan en çabuk kabul olunan duâ kardeşin kardeşine gıyabında etdiği duâdır.”

“Üç kişi vardır ki Allah onların duâlarını reddetmez:
1- İftar edinceye kadar-oruçlunun duâsı,
2- Mazlumun duâsı,
3- Adaletli devlet reisinin duası.” (3)

“Üç dua vardır ki kabul olunacağında hiç şübhe yoktur:
1- Babanın, evlâdına duası,
2- Misafirin duası,
3- Mazlumun duası,” (4)

“İki dua vardır ki, Allah ile bu iki dua arasında hicâb yoktur:

Biri mazlumun duası,
Diğeri kardeşin kardeşe gıyabında duası,” (5)


(1) Ebû Davud, Deavât, 1553.
(2) Tirmizî, Deavât, 129.
(3) Tlrmlzî, Deavat, 48; İbn Mâce Dua, II
(4) Müslim, Deavat
(5) Nisa Sûresi. 5.

 

Duâsı Kabûl Olunmayanlar

 

“Üç kimse vardır ki dua ederler de icabet olunmaz:

1- Nikâhı altında kötü ahlâklı bir kadın bulunup da onu boşamayan erkek,

2- Bîr başkası üzerinde emânet mal bulundurup da şâhidle onu tesbît etmeyen,

3- Malını sefih bir kimseye veren adam. Çünkü Allah Teâlâ “Mallarınızı sefih (beyinsiz) kimselere vermeyiniz buy urmuştur. ” (1)

 


(1) Râmûzi’l-ehâdîs. en-Nisâ: S.

 

Mü’minlere Umûmî ve Gıyabî Duâ

 

“Duanın efdali, kulun: “Ey Rabbim, Muhammed ümmetinin cümlesine umûmî bir rahmet ile rahmet eyle!” demesidir.

“Duanın efdali dünyâ ve âhirette Rabbinden afv ve afiyet istemendir. Çünkü bu ikisi dünyâda sana verilir, sonra âhirette de verilirse muhakkak felah bulursun.”(1)

“Kulun “Ey Rabbim, Ümmet-i Muhammed’in cümlesine umûmî bir rahmetle merhamet et” diye dua etmesinden daha sevimli bir dua yoktur Allah katında” (2)

“Beni, bütün mü’minleri ve mü’mineleri mağfiret et ey Rabbim” diyen kimseye her bir mü’minin hasenesinden nasîb verilir.” (3)

” Kişinin, kardeşine onun gıyabında ettiği dua müstecâbdır. Kulun başucunda vazîfeli melek bekler ve duasına âmin der. Kul kardeşine her bir hayır dua ettiğinde: Âmin, sana da aynısı olsun der.” (4)

 


(1) Ramûzü’l-ehâdis, 77.
(2) A. e.
(3) bk. el-Ezkâr, 356 vd.
(4) a.e. göst. yet.

Ana – Babaya Duâ

“Kul, ana ve babasına duâyı unuttuğu zaman rızkı kesilir, yani bereketi gider.”

 

Tevbe ve İstiğfar

Hâris bin Süveyd diyor ki:

Abdullah ibn Mes’ud -radıyallahu anh- bize biri Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-den, diğeri de kendisinden olmak üzere iki hadîs tahdîs etti. Nebiyy-i Ekrem’den olan hadîs-i şerîfi şöyle rivâyet etti:

“Mü’min günâhlarını bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise günâhlarını burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür.”

Râvi diyor ki, Ebû Şihâb eliyle burnunun üzerini göstererek bu hadîs-i şerîfi rivayet etti.

Sonra Abdullah ibn Mes’ud diyor ki:

Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri kulunun tevbe-sinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış, aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan tâkati kesilmiş, ümîdi tükenmiş, böyle bir halde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. “İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenâb-ı Hakk -celle ve âlâ- Hazretleri de bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucunda bulan adamdan ziyâde ferahlanır. Yani râzı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nâil eyler, demektir.” (1)

Ebû Bekri’s-Sıddîk -radıyallahu teâlâ anh-Hazretleri:

“-Yâ Resûlellah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta’lîm buyur, dedikte Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

“Şöyle duâ et:

Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur.” (2)

“Gıybetin keffâreti, gıybet etdiğin kimse için istiğfâr etmekliğindir.” (3)

“Yeryüzündekilerde) herhangi bir kimse,

derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri kadar da olsa.”(4)

“Duanın hayırlısı istiğfâr, ibâdetin hayırlısı da” kelime-i tevhîddir.” (5)

“Ya Ali, sana bir duâ öğreteyim mi ki zerreler adedince günâhın olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur. Şöyle söyle: (6)

“İstiğfâr, mü’minin sahife-i a’mâlinde nûr gibi parlar.”(7)

“Günâhdan tevbe eden kimse günâh işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar, diğer tarafdan günâhda ısrar eden ise -el-iyâzü billah- Cenâb-ı Hakk ile istihzâ eden kimse gibi olur.”

“Bir kimse kalbi ve kalıbı ile istiğfâra devam ederse Cenâb-ı Hakk o kimsenin gamlarını ferâha ve sıkıntılarını genişliğe tebdîl ederek hiç ummadığı bir taraftan onu rızıklandırır. (8)

“Tevbe ve istiğfâr ile büyük günâhlar afv olunduğu gibi mükerreren irtikâb edilen küçük günâhlar da, büyük günâhlar arasına dâhil olur.” (9)

“Kalbinde nedâmet olmadığı halde yalnız lisânen edilen istiğfar, yalancılar tevbesidir.” (10)

“Cenâb-ı Hakk’a tevbe ediniz. Muhakkak ki ben günde yüz defa Cenâb-ı Allah’a tevbe ederim. (11)

“Ne mutlu o kimseye ki defter-i a’mâlinde çokça istiğfar bulur.”

“Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah’a tevbe ediniz.” (12)


(1) Buhârî, Deavât, 4
(2) Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16;
(3) Ramûzû’l-ehâdis, 339.
(4) Keşfû’l-hafâ, 2/11, (Haraitî ve Beyhakî’den)
(5) a.e. 281
(6) a.e
(7) Râmûzû’l-ehâdis.
(8) İbn Mâce, Zühd. 30.
(9) Keşfü’l-hafâ, 2/364 (Ebûş-Şeyh ve Deylemî’den) .
(10) Râmûzû’l-ehâdis.
(11) Ebû Dâvud, Vitr, 26; İbn Hanbel, Müsned, 2/450.
(12) İbn Mâce, İkame, 78.

 

Seyyidü’l-İstiğfar

 

Şeddad bin Evs -radıyallahu anh-dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“Yâ Allah! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ve ben îman ve ubûdiyyetimde gücüm yettiği kadar senin ahd ü misâkın üzereyim. Yâ Rabbi! Yapdıklarımın şerrinden sana sığınırım: Ve senin bana in’âm ve ihsan etdiğin ni’-metleri ikrar ve i’tirâf ederim. Kendi kusur ve günâhlarımı da ikrar ve i’tirâf ederim. Yâ Rabb! Sen beni afv ü mağfiret eyle. Zîra senden başkası günâhları afv ü mağfiret edemez.” (1)

Bir kimse bu Seyyidü’l-istiğfâr’ı ihlâs ve yakîn i’ti-kadıyle gündüz okur da o günde akşam olmadan evvel vefat ederse o kimse ehl-i cennettendir. Ve eğer bu duâyı yakîn i’tikâdiyle gece okur da sabah olmazdan evvel vefat ederse yine ehl-i cennettendir.” Yani cennete ilk girecekler ile cehennemi görmeksizin ol kimse cennete dâhil olur, demektir.

Bu duânın hulâsa-i meali: Ya Rabb, ben cürm ü kusurlarımı i’tirâf eylerim, tevbe ve istiğfar ederim, ni’metlerinin şükründen âcizim, beni afv ü mağfiret eyle, demektir.

 


(1) Buhârî Deavât, 1; Tirmizî, Deavât, 15; Neseî, İstiâze, 57; İbn Hanbel, Müsned, 4/122.

 

İstiâze

 

Ebû Hüreyye -radıyallahu anh-ın rivayet eylediğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-buyurmuşlardır ki:
“Allah’ım! Kabir azâbından sana sığınırım. Ateş azâbından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım. Deccâlin fitnelerinden sana sığınırım. ” (48)

Sa’d bin Ebî Vakkas -radıyallahu anh-dan rivâyet olunduğuna göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri şöyle istiâze ederlerdi:
“Allahım! Cimrilikden sana sığınırım. Korkaklıktan sana sığınırım. Erzel-i ömre bırakılmaktan(49) sana sığınırım, dünyâ fitnesinden: Yani Deccal fitnesinden sana sığınırım, kabir azâbından sana sığınırım. ” (50)

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: Ve sizden erzel-i ömre bırakılanlar da vardır”(51) -meâlindeki âyet-i celîle nâzil olduktan sonra Allah’a erzel-i ömürden de sığınmağa başladı.

Hazret-i Aişe radıyallahu anha’dan rivâyet olunduğuna göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle istiâze ederlerdi:

 


“Allahım, tenbellikten, bunaklık vâki’ olacak derecede ihtiyarlıktan, ihtiyarlık çöküntüsünden, ma’sıyet mahallerinde bulunmakdan, borçluluktan, kabir fitnesinden, kabir azâbından, ateş fitnesinden, ateş azâbından ve zenginlik fitnesinden sana sığınırım. Fakirliğin fitnesinden de sana sığınırım. El-Mesîhu’d-Deccâl’in fitnesinden de Sana sığınırım. Allah’ım hatâlarımı kar ve dolu suyu ile yıka. Beyaz bir elbiseyi temizlediğin gibi kalbimi de hatalardan temizle. Benimle hatalarımın arasını, maşrıkla mağribin arasını uzak kıldığın gibi uzak kıl.’ (52)

Buhârî’nin İbn Abbas -radıyallahu anhümadan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle istiâze etmişlerdir:

 

“Ya Rabb! Senin îzzet ve kudretine sığınırım ki, senden başka hiç bir ilâh yoktur. Ve sen ölmezsin. Cin ve insanlar ise ölürler. ” (53)

Cabir -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

Kur’ân’dan: “Ey Habîbim de ki Allah Teâlâ Hazretleri sizin üzerinize Nuh tûfânı ve Kavm-i Lût’a taş yağdırdığı gibi sizin de üzerinize bir azâb göndermeğe kaadirdir.” (54) meâlindeki âyet-i celîle nâzil olduğu zaman:

“Altınızdan, âl-i Fir’avn’in boğulması ve Karun’un yere geçirilmesi gibi size azâb etmeğe kadirdir” (55) meâlindeki nazm-ı celîlin kırâetinde yine: “Yâ Rabb! Böyle bir azâbdan zât-ı pâk-i ülûhiy-yetine sığınırım!” buyurdu. Yahud “Fırkalar ihti-lâfıyle mukatele ve muharebe zaruretlerine ve biriniz diğerinizin kılıncıyla katlolunmasına kaadirdir’ (56) mealindeki nazm-ı celîlin kırâetinde “İşte bu bir dereceye kadar ehvendir, yahud biraz daha kolaydır” buyurdu.”

Başka bir hadîs-i şerîfde Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri: “Ben Allah Teâlâdan ümmetimden dört şeyin kaldırılmasını istedim. Allah Teâlâ Hazretleri ikisini kaldırdı, ikisini kaldırmadı. Ümmetimi kavm-i Lût gibi semâdan taş yağdırarak ve Karun’a yaptığı gibi yere geçirmekle helâk etmemesi için duâ ettim. Cenâb-ı Hak bu iki duâmı kabul buyurdu.Fakat fırkalar ve hızibler ihtilâfıyle aralarında mukatele ve muharebe ihtilâtının ve yekdiğerinin kılıncıyle katl ve helâk edilmeleri cihetinden de ref’ ve izâlesi için duâ ettim, kabul buyurmadı. (58) demişlerdir.

Yani insanlar arasında ilâ yevmi’l- kıyam fırkalar ihtilâfıyle veya ecnebi düşmanların tasallutuyle aralarında muharebe ve mukatele eksik olmayacak demekdir.

“İblîs yeryüzüne inince Allah’a şöyle dedi;
“Ya Rabbi, beni yeryüzüne indirdin ve koğulmuş birisi yapdın. Öyle ise bana bir ev ver. Allah Teâlâ:
– Hamam, dedi.
– Bana bir de meclis ver, dedikde;
– Çarşılar ve yol kavşakları, dedi.
– Bana içecek ver, dedi.
– Her sekir veren şey, dedi.
– Bana müezzin ver, dedikte:
– Çalgıcılar, dedi.
– Bir de Kur’ân ver, dedikde:
– Şiir, dedi.
– Kitab ver dedikte:
– İnsanların vücudlarına yaptırdıkları dövmelerdir, dedi.
– Bana bir söz ver, dedikde:
– Yalan sözler senin sözlerindir, dedi.
– Bana bir peygamber ver dedikte;
– Kâhinler, dedi.
– Tuzak ver, dedikde:
– Kadınlardır,” (59) dedi. “İblis’in köpeğin hortumu gibi bir hortumu vardır. Onu Ademoğlunun kalbine sokar ve durmadan şehvetleri, lezzetleri hatırlatır ve rabbi hakkında şüpheye düşürmek gayretiyle vesvese verir. Kul:

 

Deyince şeytan kalbinden hortumunu çeker.” (60)

“Ben bir söz biliyorum ki, onu öfkelenmiş bir kimse söylerse öfkesini giderir: Bu söz:

“Ey Rabbim! Koğulmuş şeytanın şerrinden sana sığınırım!” (61) sözüdür.

“Şöyle de: “Ey Rabbim! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve menîmin şerrinden sana sığınırım. ” (62)

“Gecenin evvelinde ve gündüzün evvelinde şu duâ ile duâ eden kulu Allah Teâlâ İblîs’den korur:

 

“Sânı yüce, bürhânı büyük, kudreti şiddetli Allah’ın adiyle. Allah ne dilerse o olur. Şeytandan Allah’a sığınırım.” (63)

“Belânın sizi ezmesinden, şakavetin çukuruna düşmekten, kötü kazaya uğramaktan ve düşmanların şamatasından Allah’a sığının. ” (64)
Cehennemden Allah’a sığınınız. Kabir azâbından Allah’a sığınınız. Mesîh Deccâl’in fitnesinden Allah’a sığınınız. Hayatın ve ölümün fitnesinden Allah’a sığınınız.'” (65)
“Allah’a sığınanların sığınma vâsıtalarının ef-dalini söyleyeyim mi? Felâk ve Nâs sûreleridir.” (66)
“Şu yaptığım tavsiyeyi işitmene hiç de bir mâni’yokdur: Sabah ve akşama çıktığında de ki:

 

“Ey Hayy u Kayyum olan Rabbim! Rahmetine tevessül ediyorum ve benim her hâlimi ıslâh etmeni istiyorum. Göz açıp yumuncaya kadar da olsa beni kendime (nefsime) bırakma!” (67)

 


(48) Buhârî, Ezan, 149
(49) Ömrün zayıf ve kötü kısmı ki çocuk gibi olur, bildiği şeyi bilmez olur ve kendisinde bunama ârız olur.
(50) Buhârî, Tefsîr, Sûre: 16
(51) Nahl Sûresi, 70
(52) Buhârî, Deavât, 39.
(53) Buhârî, Eymân, 13, Tevhîd, 7; Müslim, Zikr, 68.
(54-55-56) el-En’âm, 65.
(57) Buharî, Tefsîr-u sûre, 6.
(58-59) Râmûzû’l-ehadis.
(60) a.e.
(61) Buhârî, Bed’ül-halk, II; Müslim, Birr, 109, 110; Ebû Dâvud, Salât, 109.
(62) Neseî, İstiâze, 4.
(63) Râmûzû’l ehâdis.
(64) Buhârî, Kader, 13.
(65) Râmûzû’l ehâdîs.
(66) a.e.
(67) el-Câmiu’s-sağîr

 

Besmele

 

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Bilcümle semâvi kitâbların anahtarı “Rahman, rahîm Allah adı ile”dir; yani besmeledir.” (1)

“Meşrû işlerin hangisi olursa olsun besmele-i şerîfe ile başlanmazsa hayrına ve tamamına nâil olunamaz, bereketsiz kalır.” (2)
“Bir vartaya düşdüğün vakit:


“Rahman, rahîm Allah adıyla. Çok yüce ve çok büyük Allah’a sarılmaktan, O’ndan yardım dilemekten başka çâre yoktur!” demeğe devam et. Zîrâ Cenâb-ı Allah bunların hürmetine belâ ve musîbetlerin nicelerini def eder.” (3)

“Cehennemin başlıca me’murları olan ondokuz zebânînin azabından necât bulmak isteyen kimse Besmele’ye devam etsin.” (4) Zirâ besmele ondokuz harftir.

“Sizden biriniz evine girmek istediği zaman şeytan onu ta’kîb eder. O kimse evine girdiği zaman besmele ile girerse şeytan der ki: Bu evde bana girecek yer yok.” (5)

“Her günün sabahında ve her gecenin akşamında:

“Allah’ın adiyle ki, O’nun adı sâyesinde ne semâda, ne yeryüzünde, hiç bir şey zarar veremez. O her şeyi işiden, her şeyi hakkıyle bilendir” diyen ve bunu üç defa tekrarlayan kimseye hiç bir şey zarar veremez’ (6)

“Allah’ın adı anılmadan yenilen her yemek ancak hastalıktır, onda bereket yoktur. Bunun keffâreti, eğer sofra ortada ise Bismillah diyerek devam etmekdir. Eğer sofrayı kaldırdı isen yine Bismillah deyip parmaklarını yalamandır.”(7)

 


(1) Râmûzû’l-ehâdîs, 241.
(2) Ebû Dâvûd, Edeb, 18.
(3) Râmûzû’l-ehâdîs, 66.
(4) el-Câmiu’s-Sağîr.
(5) Müslim’den el-Ezkâr, 26.
(6) Ebû Dâvûd, Edeb, 101; İbn Mâce, Dua, II; ibn Hanbel, Müsned, 1/62, 66, 72.
(7) bk. en-Nevevî, el-Ezkâr, 205 vd.

 

Hamdele

 

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Meşru’ işlere Allah’a hamd ile başlanmazsa hayır ve bereketi kesilir.” (1)

“Cenâb-ı Hakk’ın ni’metlerine hamd ü senâ, insanı ni’metin zevalinden emîn kılar.” (2)

“Allah’a hamdetmek şükrün başıdır. Allah’a hamdetmeyen bir kul O’na şükür etmemiştir.” (3)

“Cenâb-ı Hakk’ı senâ için elhamdülillah demek, yahud Allah’a hamd etmek zikirlerin efdalidir.” (4)

“Cenâb-ı Hakk’a en çok şükür edeniniz, insanlara teşekkürde kusur etmeyeninizdir.” (5)

“Allah’a hamd ile başlanmayan her bir söz kesiktir. ” (6)

“Sözlerin Allah’a en sevimlisi, kulun:  demesidir.” (7)

“Hiç bir tarafı müstesnâ olmamak üzere bütün dünyâ ümmetten sâdece bir adama verilse ve sonra bu kimse “Elhamdülillah” dese, muhakkak ki bu “Elhamdülillah” bütün hepsinden daha kıymetli, daha efdal olurdu.” (8)

“Her gün bir def’a”

derse cennetteki makamını görmedikçe ölmez, yahud ona gösterilmedikçe ölmez.” (9)

Kim Hamd ederim Allah’a ki, her şey O’nun azameti önünde küçük kalmıştır. Hamdederim Allah’a ki her şey O’nun izzeti karşısında zelîldir.Hamd ederim Allah’a ki her şey O’nun mülk ü saltanatına boyun eğmiştir. Hamd ederim Allah’a ki, her şey O’nun kudretine teslîm olmuştur,” derse ve bunu ancak Allah’ın indindekini taleb ederek söylerse Allah ona milyon hasene yazar, derecesini bin kat yüceltir, kıyamet gününe kadar ona istiğfar etmeleri için yetmiş bin melek vazifelendirir.” (10)

“Ibrâhîm -aleyhisselâm- Rabbıne suâl edip: Ey Rab-bim, sana hamdedenin mükâfatı nedir? Allah Teâlâ Cevaben buyurdu ki: Hamd, şükrün anahtarıdır, şükür onunla beraber Rabbü’l-âlemînin Arşına yükselir.” İb-râhîm tekrar suâl edip: Ey Rabbim! Seni tesbîh edenin mükâfatı nedir? Allah Teâlâ Cevaben: “Tesbîhin aslının ne demek olduğunu âlemlerin Rabbi Allah bilir.” (11)

 


(1) İbn Mâce, Nikâh, 19; Ebû Dâvûd, Edeb, 18.
(2) Râmûzü’l-ehâdis.
(3) a.e.
(4) İbn Mâce, Edeb, 55.
(5) Ebû Dâvud, Edeb, II; Tirmizî, Birr, 35; İbn Hanbel,
(6) Ebû Dâvud Edeb, 18.
(7) Buharî, Tevhîd, 58; Müslim, Salât, 220; Ebû Dâvud, Edeb, 101, Tirmizî, Mevakît 79.
(8) Râmûzü’l-ehâdis.
(9) el-Câmiu’s-Sağir.
(10)a.e.
(11)a.e.

 

Salvele

 

Peygamber -Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem-buyurmuşlardır ki:

“Cenâb-ı Hakk’a rızâya ermiş olarak mülâki olmak arzusunda bulunanlar bana çokça salât göndersinler. ” (1)

“Tahkîkan sizden bana en yakın olan kimse beni çokça salât ve selâmla yâd edenlerdir. ” (2)

“İhtiyâcı bulunan bir şeyi te’minde zorluğa düşen bir kimse bana çokça salât ve selâm göndersin. Tahkîkan salât ve selâm gam ve kederleri izâle eyler, rızıkları bollaşdırır, ve müşkilleri hall etmek için yegâne bir vesiledir.” (3)

“Muhakkak ki insanların en ziyâde cimri olanı yanında ismim anılıp da bana salavât ve selâm göndermeyen kimsedir. ” (4)

“Bir kimse yanında ismim zikrolunur da bana salât ve selâm göndermezse o kimse şakîdir.” (5)

Bize olan muhabbetinden dolayı: “Allah Teâlâ Muhammed – aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm-ı lâyık olduğu şekilde mükâfatlandırsın.” diyen kimse yetmiş kâtibi bin sabah yormuş olur.(6) Yâni bundan hâsıl olacak sevâbı yetmiş kâtib bin gün müddette yazmakla zor bitirirler, demektir.

Peygamber -aleyhisselâm-a salât edilinceye kadar her duâ yolda bekler, gitmez, kalır.”

“Allah’ın ismi zikrolunmaksızın ve bana salavât gönderilmeksizin başlanan bir iş kesilir kalır, batar. Bütün bereketlerden mahrum olur” (7)

“Allah Teâlâ bana ümmetim için iki emân indirdi. Bunlar:

“Sen onların içinde bulunduğun müddetçe Allah onlara azâb edecek değildir. Onlar istiğfara devâm etdik-leri müddetçe de Allah onlara azâb edici değildir. ” (8) Ben gidince onların arasında kıyamete kadar istiğfarı bırakdım.” (9)

 


(1) bk. Tuhfetü’z-zâkirîn, 29.
(2) Tirmizî, Ebû Dâvûd.
(3) Kenzü’l-irfân, 5.
(4) Tirmizî.
(5) el-Ezkâr, 107; Tuhfetû’z-zâkirîn, 25 vd.
(6) Râmûzû’l ehâdis.
(7) Ebû Dâvud.
(8) Enfâl Sûresi, 33.
(9) el-Câmiûs-Sağir.

 

Günün Belli Zamanında Okunacak Duâlar

Seher Vaktinin Fazileti

 

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-den rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;

“Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçde biri kaldığı sırada dünyâ semâsına nüzul eder ve şöyle buyurur: ” Bana duâ eden var mı, duâsına icabet edeyim? İstediğini vereyim. Bana istiğfar eden var mı, onu mağfiret edeyim? (1)

Bu hadîs-i şerîf, gecenin son üçde birinin vakti icabet olduğuna büyük müjdelerle beraber delâlet etmektedir.

“Gece yarısında semânın kapıları açılır ve bir münâdî şöyle seslenir: “Hiç duâ eden var mı, icâbet olunsun, bir şey isteyen var mı verilsin, bir sıkıntıda olan var mı kurtarılsın. Her hangi bir duâ ile duâ eden hiç bir müslüman yoktur ki Allah Teâlâ ona icabet etmiş olmasın. Ancak şehveti için koşan zinâkâr kadınla ayyaş ve işret ehli müstesna. ” (2)

“Gecede bir saat vardır. Müslüman bir kulun dünyâ ve âhiret işinden istediği her hangi bir hayır varsa ve duâsı o saate gelirse muhakkak Allah ona dileğini verir. Bu her geçe vardır. ” (3)

“Saatlerin efdali gecenin son kısmıdır.” (4)

Üç kişi vardır ki onlar İblis’den ve askerlerinin şerrinden masûndurlar:
1- Gece ve gündüz Allah’ı çok zikredenler,
2- Seher vakitlerinde istiğfar edenler,
3- Allah’ın haşyetinden ağlayanlar.” (5)


(1) Buhârî, Teheccûd, 14;
(2) İbn Hanbel, Müsned, 4/217, 3/34, 43, 94.
(3) Tirmizî, Vitr, 16; Nescî, Mevâkit, 35.
(4) Ibn Hanbel, Müsned, 4/385.
(5) el-Camiû’s-Sağir.

 

 

Teheccüde Kalkınca Okunacak Duâ

 

İbn-i Abbas -radıyallahu anhüma-dan rivâyet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem, gece teheccüd için kalktığında şöyle derlerdi;

“Hamd olsun sana ya Rabb! Sen bütün semâları, arzı ve onlardakileri ayakda tutansın. Hamd sana mahsûsdur ey Rabbim! Sen semâlarda, arzda ve onlarda ne varsa hepsinin nûrusun. Hamd Sana mahsusdur ey Rabbim! Sen semâların, arzın ve onlardakilerin mâlikisin. Ve Sana yine hamd olsun ki, sen Hakk’sın. Senin va’din de hakk, sana kavuşmak da hakk, sözün de hakk, cennet de hakk, ateş de hak, nebîler de hak, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-de hak, kıyamet saati de hak. Sana teslîm oldum ey Rabbim! Sana îmân etdim, sana tevekkül etdim ve sana yöneldim, inanmayanlara karşı, sana dayanarak mücâdele etdim ve neticede ancak seni hakem olarak kabul etdim, benim evvelki yapdıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yapdıklarımı da mağfiret et. Öne alan da sensin, geriye bırakan da sensin. Senden başka ilâh yoktur. Kuvvet ve kudret ancak, Allah’a dayanmakladır. ” (1)

 


(1) Buhârî, Teheccüd, I.

 

Uykudan Kalkınca Okunacak Duâ

 

Peygamberimiz (-sallallahu aleyhi ve sellem-) uykudan kalkınca şöyle derlerdi;
“Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamd olsun. Ölümden sonra dirilmek haşr ü neşr olmak da yine Allah’ın huzurunda olacaktır.” (7)

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz yine buyurmuşlardır ki:
“Sizden biriniz uykudan uyandığı zaman şöyle desin:

“Bana ruhumu geri veren, vücûdumu afiyette kılan ve kendisini zikretmeğe müsaade eden, Allah’a hamd olsun.” (8)

Yine Buhârî’nin Ubâde bin Sâmit-radıyallahu anh-dan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
“Kim uyku arasında uyandığında:

“Allah’dan başka ilâh yok, yalnız O vardır. Şerîki yoktur. Mülk O’nundur. Hamd de O’na mahsusdur ve O, her şeye kaadirdir. Allah’a hamdeder, Allah’ı tesbîh ederim. Allah’dan başka ilâh yok ve Allah en büyüktür, Allah’a dayanmaktan başka kuvvet, kudret yokdur.” dedikten sonra; “Ey Rabbim beni mağfiret et” der, duâ ederse icâbet olunur; bir de abdest alırsa namazı kabul olunur. ” (9)

“Kulun uykudan kalkınca söyliyeceği şeylerin en sevimlisi:

“Ölüyü dirilten Allah’ı tesbîh ederim ve O her şeye kaadirdir” demesidir. (10)

“Kim sabaha çıkınca:

“Ne iyinin ne kötünün tecâvüz edemiyeceği Allah’ın tam kelimelerine yarattığı şekil verdiği ve ektiği herşeyin şerrinden sığınırım” derse ins ü cinnin şerrinden muhafaza edilir. Yılan, akreb gibi şeylere sokulsa bile o gün akşama kadar zarar vermez. Akşamleyin bunu söylerse sabaha kadar hıfz u emân-ilâhîde kalır.” (11)


(7) Ebû Dâvud,Tirmizi,İbn Mâce’den naklenTuhfetû’z-zâkirîn 72
(8) el-Ezkâr, 21.
(9) Buharî, Teheccûd, 21.
(10) bk. Ebû Dâvud, Vitr, 32.
(11) Müslim’den Tuhfetû’z Zâkirîn, 73.

 

Sabah Namazından Sonra Okunacak Duâ Ayetleri

 

“Kim sabahleyin üç def’a

diyerek Sûre-i Haşr’ın sonundan üç âyet okursa Allah Teâlâ onun için yetmiş bin melek vazifelendirir, akşama kadar ona duâ ederler, o gün ölürse şehîd olarak ölür, akşamleyin bunu yapan da aynı derecededir.” (12)
“Sabaha çıkınca bin def’a:  diyen kimse nefsini Allah’dan satın almıştır.” (13)

Sabah namazını kıldıktan sonra kalkarken yedi defa:

“Allah’a sarılmaktan başka kuvvet yoktur ne bir hîle yapmak ne hîleye uğramış olmak fâide vermez. Ne Al-lah’dan kurtulacak yer ne de O’ndan sığınacak yer vardır. Kurtuluş ve sığınış ancak O’na dayanıp iltica etmektedir” derse yetmiş türlü belâ ondan def olur.” (14)

 


(12) Tirmizî’den Tuhfetû’z-Zâkirîn, 77.
(13) bk. Buharî, Tevhîd, 58.
(14) Râmûzû’l-ehadîs.

 

Evden Çıkarken Okunacak Duâ

 

Evden çıkarken en az üç def’a:

“Allah’ın adiyle! Allah bana kâfidir. Allah’a tevekkül ettim. Allah’a dayanmaktan başka kudret ve kuvvet yoktur.” (15) duâsını okumalıdır.
Yine:

“Ey Allah’ım! sapmaktan veya sapdırılmaktan, hatâ etmekten yahûd hatâ etdirilmekten, zulmetmekten ya-hûd zulme uğramaktan, cahillik etmekten yahûd bana cahillik edilmekten, hakkım olmayan bir şeyi istemekten yahûd elimde olmayan bir şeyin benden istenilmesinden sana sığınırım, ” (16) demelidir.

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz: “Evinden çıkarken iki rek’at namaz kıl, seni kötü bir yere gitmekten muhafaza eder, evine girdiğin zaman iki rek’at namaz kıl, seni kötü bir yere girmekten muhafaza eder”(17) buyurmuştur.
Sabahleyin evden çıkarken:

diyen bir kimseye: “Bu sana kâfidir, himâyeye alındın denilir ve şeytan ondan uzaklaşır gider.” (18)


(15) Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî’den el Ezkâr, 24.
(16) Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî ve İbn Mâce’den el-Ezkâr, 24
(17) krş. El-Ezkâr, 24 vd.
(18) Ebû Dâvud, Tirmizî ve Neseî’den el-Ezkâr 24 vd.

 

Binite, Ata veya Arabaya Binerken Okunacak Duâ

 

“Bir binite bindiğinde:

“Hiç de lâyık olmadığımız halde bize bunu müsahhar kılan Allah’ı tesbîh ederim.” (19) diyen kimse, bu bineğinden inmeden ölürse şehîd olarak ölmüş olur.”
Ayrıca binite binerken:

denilmelidir. (20)

 


(19) Zuhruf Sûresi, 13.
(20) Hûd Sûresi, 41 Meâli: “O nun yürümesi ve durması Allah’ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder.”

 

Yemekten Sonra Yapılacak Duâ

 

Ebû Ümâme -radıyallahu anh-den mervîdir ki: Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz yemekten sonra şöylece duâ etmişlerdir:

“Yâ Rabb! Sana, pek çok, ve riyâ gibi şeylerden uzak ve yümn ü bereketi bulunan, nezd-i ulûhiyyetinde makbûl olup merdûd olmayacak derece-i kemâl-i ihlâs üzere, ve hiç bir sûretde kâfi görmiyeceğimiz ve dâima yapmağa devam edeceğimiz ve hiç bir surette bırakmıya-cağımız ve kendisinden hiç bir vakit istiğna göstermiye-ceğimiz bir hamd ile sana hamdederiz. Sen bizim Rab-bimizsin; yani ni’metin her türlüsü ile bizi besleyen, yaşatansın.”

Yine Ebû Ümâme -radıyallahu anh-den rivâyet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir yemekten sonra şöyle duâ etmişlerdir:

“Sana hamd ederiz ey Rabbimiz! ni’metinden müs-tağnî değiliz. Her dâim senin in’âm ve itâmına; yani bize ni’met verip yedirmene muhtacız. Bu taâm da veda’ taâmımız olmayıp daha çok hayırlı ömürler ihsan ile, nankörlük edilmeyen, dâima şükür edilen ni’met ver ey Rabbimiz, yani sana dâima şükredeceğiz.”

Bir defasında da şöyle demişlerdir:

“Yâ Rabb! Sana hamd ederiz. Bu hamdimiz senin ihsan etmiş olduğun ni’metlerine mukabil olamaz, ve senin azamet-i ulûhiyyetin ve rubûbiyyetin hakkını îfâya asla kâfi değildir. Sana gerektiği gibi hamdedemediğimiz için aczimizi arzederiz. Ey Rabbimiz! Zîrâ nimetlerini saymak mümkün değildir.”

“Allah Teâlâ Hazretlerine hamdederiz. Bize kifâyet edecek derecede yemek ve sâir nimetlerini ihsan buyurdu. Yedirdi ve kanasıya içirdi. Allah Teâlâ Hazretlerinin azamet ve ulûhiyyetinin hakkı tamamiyla îfâsı kabil değildir. Ve Allah Teâlâ Hazretlerinin sayılmayacak kadar çok nimetleri hiç bir suretle inkâr edilemez.”

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yine buyurmuşlardır ki:
“Sizden herhangi biriniz yemek yediğiniz zaman:

“Ey Rabbimiz! Bunu bize mübârek ve bereketli kıl ve bize bundan hayırlısını yedir” desin.
Bir şey içtiği vakit de:

“Ey Rabbimiz! Bize bunu mübarek ve bereketli kıl ve bundan bize ziyâdece ver” desin ve
“Sütten başka hiç bir şey hem yemek, hem içecek yerine geçmez.” buyuruldu.

Yine Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz buyurmuşlardır ki:
“Bir yemek yediğin ve bir içecek içtiğin zaman:

“Allah’ın ismiyle ve Allah ile. O ki, ism-i Celâl’i sayesinde ne yerde, ne de gökte hiç bir şey zarar veremez. Ya Hayy, ya Kayyûm!” dersen, o yediğin yahud içdiğinden sana hiç bir hastalık gelmez. İçinde zehir bile olsa.”
Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz yemekten sonra şöyle de duâ ederlerdi;

“Dâima yediren ve kendisine hiç yedirilmeyen, bizi doğru yola ulaşdırıp da doyuran ve suya kandıran ve hep güzel vesilelerle imtihan eden Allah’a hamdederiz. Yâ Rabb sana hamdediyoruz, ve bu hamdimizi kâfi görmüyoruz; îfâ edilmiş saymıyoruz ve nankörlük etmiyoruz, ni’metlerinin hiç birinden müstağnî değiliz. Bize yemekten yediren, sudan içiren, çıplak iken giydiren, dalâlette iken hidâyet veren, görmezken gösteren ve bizi yarattıklarının pek çoğuna üstün kılan Allah’a hamd ederiz, çünkü hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsusdur.” (1)

Şu duâ da yemekden sonra yapılan me’sûr duâlardandır.


Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- su içtikleri zaman:

“Bize tatlı soğuk su içiren ve günâhlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah’a hamdederiz.”


(19) Zuhruf Sûresi, 13.
(20) Hûd Sûresi, 41 Meâli: “O nun yürümesi ve durması Allah’ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder.”
(19) Zuhruf Sûresi, 13.
(20) Hûd Sûresi, 41 Meâli: “O nun yürümesi ve durması Allah’ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder.”
(1) Bu hadisler için kvs. el-Ezkâr, 205 vd.; ile Hadis kitaplarının Et’ıme ve Eşribe bahisleri.

 

 

Çarşıya Çıkınca Okunacak Duâ

 

“Çarşıya girdiğinde:

 

 

diyen bir kimseye Allah binlerce hasene yazar, binlerce günâhını siler, derecesini binlerce yükseltir, ve ona cennette bir ev binâ eder.” (21)

 


(21) Tirmizî, Deavat, 36.

 

Eve Girince Okunacak Duâ

 

“Sizden biriniz bir menzile (eve, konak yerine) indiği zaman:

“Yarattıklarının şerrinden Allah’ın tam kelimelerine sığınırım” derse, o evden çıkıncaya kadar hiç bir şey ona zarar veremez. ” (22)


(22) Buharî, Enbiyâ, 10; Müslim Zikir, 54.

 

Akşamleyin Okunacak Duâ

 

“Akşama çıktığında üç def’a:

Allah’ın İsm-i celîli sayesinde ne semâda, ne de yeryüzünde hiç bir şey zarar veremez. O her şeyi işiten, her şeyi hakkıyle bilendir” diyen bir kimseye öteki akşama kadar anî bir belâ isâbet etmez. (23)

 


(23) Ebû Dâvud, Edeb 101; İbn Mâce, Duâ, 14.

 

Yatsıdan Sonra Okunacak Duâ Ayetleri

 

Ebû Mes’ûd el-Bedrî-radıyallahu anh-dan rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurmuşlardır:

“Her kim Bakara Sûresi’nin sonundaki iki âyet-i celîleyi (Âmene’r-Rasûlü) her gece okursa ona kifâyet eder.” (24)

 


(24) Buhârî, Megâzi, 12; Müslim, Müsâfirin, 255; Tirmizi, Sevâbül-Kur’ân, 4.

 

Yatarken Okunacak Duâlar

 

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Uyku için yatağa yatarken evvelâ Fatiha, sonra İhlâs-ı şerîf okursan ölümden başka her şeyden emîn olursun.” (25)

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Yatağına girdiğin zaman şöyle de:

“Allah’ın her biri noksansız ve tam bulunan kelimelerine O’nun gadabından, îkabından, kullarının şerrinden, şeytanların hücûmlarından ve benim yanıma gelmelerinden sığınırım.” Böyle söylersen hiçbir şey sana zarar veremez ve zarar verilmemeğe lâyık olursun.”(26)

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- yine buyurmuşlardır ki: “Yatağına girdiğin zaman Kâfirûn Sûresini oku. Çünkü bu sûre, şirkten berâettir.” (27)


(25) Kenzü’l-irfan.
(26) Ebû Dâvud, Tıbb, 19;Tirmizî, Deavat, 90; Muvatta’ Şiir, 9.
(27) Tirmizî, Duâ, 22.

 

Erken Kalkmak İçin

 

Bir de her kim gece yatarken:

okuyup erkenden uyanmak niyetiyle yatar ise bi-iznillahi teâlâ dilediği saatde uyanır. Uyandığı zaman hemen kalkıp abdest alır, ibâdetine başlar.

Uykusu olmayan ve uyuyamamaktan dolayı muztarib olan kimse abdestli olarak yatağa yatarken:

deyip Muavvizeteyn sûrelerini okuyup yatmalıdır.

Buhâri’nin Berâ bin Âzib -radıyallahu anh-dan rivâyet etdiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Yatağa varmak istediğinde namaz için aldığın gibi bir abdest al, sonra sağ tarafın üzerine yat, sonra şöyle de;

“Ey Rabbim bütün varlığımı sana teslîm ettim, işimin tasarrufunu sana havale ettim, yönelişim sanadır, korkum da ancak sendendir, senin azâbından kaçıp sığınılacak ancak yine senin rahmetindir. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin resulüne îmân etdim ey Rabbim!” demektir. Bunları söyler de uyur, o gecede ölür isen fıtrat üzere ölmüş olursun. Uyumadan evvel bunlar son sözlerin olsun.”

Yine Buhârî’nin Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivayet etdiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Sizden herhangi biriniz yatağına vardığı vakit libasının içine elini koyarak yatağının üzerini silkelesin, yani temizlesin çünkü o vakte kadar ne olduğunu bilmez; yani yatağında akrep ve sâir gibi ezâ verici şeyler bulunmuş olabilir. Sonra yatağına girince şöyle desin:

“Senin isminle ey Rabbim yanımı yere koydum. Yine senin yardımınla kaldırırım. Eğer ruhumu alıkorsan rahmet eyle, eğer tekrar verirsen onu sâlihleri muhafaza etdiğinle muhafaza eyle.” (28)

Yine Buhârî’nin Hüzeyfe -radıyallahu anh- dan rivâyet etdiğine göre, Hüzeyfe şöyle demiştir: “Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yatağına vardığında şöyle derlerdi;

“Senin isminle ölür, Senin isminle dirilirim ya Allah!”‘(29)

İbn-i Abbâs -radıyallahu ahn-dan mervîdir ki: Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Eğer bir kimse kendi haremine yaklaşırken besmeleden sonra,

‘Ya Rab beni şeytandan uzaklaşdır, şeytanı da bize in’âm ve ihsân buyurduğun şeyden uzaklaşdır” demiş olsa, sonra o zevceyn arasında evlâd takdîr olunursa o çocuğa ebediyyen şeytan zarar veremez. ” (30)

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- gece bir tarafından diğer tarafına dönünce:

Derlerdi. (31)


(28) Buharî, Deavât, 13.
(29) Buhârî,Tevhid,13, Deavat, 6, 7, 12, 15;Müslim, Zikir, 59
(30) Buharı, Deavat, 54.
(31) el-Cami’ûs-Sağir,

 

Sabah Namazına Kalkmak İçin

 

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

‘Sizden herhangi biriniz uykuda iken şeytan ense kökünüze üç düğüm atar. Her bir düğümü bağladıkça: “Sen yat yat, daha gece uzundur” diyerek attığı düğümün üzerine eliyle vurur. Eğer bir kimse uykudan uyanır da Allah’ı zikreder, hatırlarsa bu düğümlerden biri çözülür, abdest alırsa biri daha çözülür, namaz kılarsa birisi daha çözülür ve zinde ve neş’eli olarak ve tertemiz bulunarak, sıklet ve tenbellik gibi şeylerden uzak olarak sabaha çıkmış olur. Böyle yapmayıp da güneş doğuncaya kadar gaflet üzere yatarsa vücûdu habîs ve tenbel olarak sabaha çıkmış olur.’ (32)

Abdullah bin Mes’ud -radıyallahu anh-dan gelen rivayette ise Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in huzurunda geceden uykuya dalarak tâ güneş doğuncaya kadar uyuyup sabah namazına kalkmayan kimse zikredilse:

“O kimsenin kulağına şeytan işemişdir” buyururlardı.” (33)

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz:

“Muhakkak sabah namazı ile güneş doğması arasında bulunan rızık taksimi zamanını uykuda geçirmek rızkın bir kısmına mani olur,” buyurmuşlardır. (34)


(32) Buharı, Teheccüd, 12 Müslim, Müsâfirîn, 207; Ebû Dâvud, Tatavvu’, 18.
(33)-Buharî, Teheccüd,13.
(34) Ibn Hanbel, Müsned, 1/73.

 

Helâya Girerken ve Çıkarken Okunacak Duâ

 

“Enes bin Mâlik -radıyallahu anh-dan rivâyet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- def’i hâcete girerlerken:

“Allah’ım pislikten ve pis şeylerden sana sığınırım, ” (35) derlerdi.

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Sizden biriniz helâdan çıkarken:

“Benden bana ezâ veren şeyi gideren ve bana yarayacak şeyi bende tutan Allah’a hamd olsun.” desin. (36)


(35) Buhârî, Deâvât, 54.
(36) Neseî ve İbn Mâce’den el-Ezkâr, 28.

 

Abdest Duâları

 

1- Elleri yıkarken:

“Azamet ve celâl sahibi Allah’ın adiyle başlarım. Bizi İslâm dininde kılan, îman etmeğe muvaffak buyuran ve hidâyete erdiren Rahman Allah’a hamdederim. Suyu temizleyici. İslâm’ı da nur kılan Allah’a hamdolsun.”

2- Ağzını yıkarken:

“Ey Rabbim, bana peygamberinin havzından bir kâse içir, ondan sonra hiç susamayayım.”

3- Burnuna su verirken:

“Ey Rabbim bana cennetin kokusunu duyur ve onun ni’metlerinden nasîblendir ve bana ateşin kokusunu duyurma.”

4- Yüzünü yıkarken:

“Ey Rabbim! Nice yüzlerin beyaz, nice yüzlerin kara olacağı günde yüzümü nurunla beyaz kıl, nurlandır.”

5- Sağ kolunu yıkarken:

“Ey Rabbim! Kitabımı sağ elime ver ve hesabımı kolay gör.”

6- Sol kolunu yıkarken:

“Ey Rabbim! Kitabımı sol elime verme, arkamdan da verme, ve hesabımı zorlaştırma.”

7- Başını meshederken:

“Ey Rabbim! Saçımı ve yüzümü ateşten koru. Senin himâyenden başka bir himâyenin bulunmadığı günde beni Arş’ının gölgesi altında gölgelendir. Allah’ım beni rahmetinle sar, üzerime berekâtından indir.”

8- Kulağına meshederken:

“Ey Rabbim! Beni sözü dinleyib de en güzeline ittiba’ edenlerden kıl.”

9- Boynuna meshederken:

“Ey Rabbim! Benim boynumu ateş esâretinden kurtar, beni zincirlerden ve bukağılardan muhafaza et.”

10- Sağ ayağını yıkarken:

“Ey Rabbim! Nice ayakların kaydığı günde benim ayaklarımı sırat üzerinde sabit kıl.”

11- Sol ayağını yıkarken:

“Ey Rabbim! Bana râzı olduğun bir çalışma, ver, günahımı bağışla, makbul bir amel ve zarar etmeyen bir ticâret nasîb et.”

12- Abdest bittikten sonra:

“Ey Rabbim! Beni tevbe edenlerden ve çok çok temizlenenlerden kıl. Beni sâlih kullarından eyle, beni üzerlerine hiç bir korku gelmeyen ve hiç mahzun olmayanlardan kıl. Seni her an hamdinle tesbîh ederim. Ey Rabbim şehâdet ederim ki Senden başka hiç bir ilâh yok, ancak Sen varsın. Şerîkin yok Senin ve yine şehâdet ederim ki Muhammed Senin kulun ve resûlündür. Senden mağfiretini isterim ve Sana tevbe ederim.”

 

Ezan Duâsı

 

Câbir bin Abdullah -radıyallahu anh-dan rivâyet olunmuşdur ki, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;

Kim ezanı işittiği zaman:

“Ey şu tam da’vetin ve vakti gelen namazın sahibi olan Rabbim! Muhammed aleyhisselâma şefâat vesîlesini ve üstünlüğünü ver. Ve onu kendisine va’detdiğin makam-ı mahmûd’a ulaşdır” derse kıyamet gününde şefâatim ona lâyık olur.” (1)


(1) Buharî, Ezan, 8; Ebû Dâvud. Salât, 37; Tirmizi, Salât, 43.

 

Namazda Okunacak Duâlardan

 

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-‘dan rivâyet olunduğuna göre, Ebû Hüreyre: “Bir gün Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretlerine:

” – Yâ Resûlellah, namazda iftitah tekbîri ile Fâtiha-i şerîfe arasında ne okursunuz?” diye sordu. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-de
– Şöyle derim, buyurdular:


“Ya Rabb, benimle hatâlarımın arasını uzaklaştır, maşrıkla mağribin arasını uzaklaştırdığın gibi. Yâ Rabb! Beni hatâlardan temizle, beyaz bir elbisenin kirlerden temizlendiği gibi. Allah’ım! Hatâlarımı su ile, kar ile, dolu ile yıka.” (2)

 

İftitah tekbîrinden sonra me’sûr duâlardan her hangi birisi okunabilir. İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe -rahimehullah- Hazretlerinin intihâb ve iltizâm etdik-leri duâ Sünen-i Tirmizî’de ve Sünen-i Dârekutnî’-de Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-dan rivâyet olunan malûm

duâsıdır. (3)

duâsının (4) okunması da müstehabdır.

İmâm-ı Şafiî -rahimehullah- Hazretlerinin intihâb ve iltizâm etdikleri duâ, Sahîh-i Müslîm’de Hazret-i Ali -kerremallahu vecheh- Hazretlerinden mervî bulunan

duâsıdır. (5)


(2) Buharî, Ezân, 89.
(3) Ebû Dâvud, hadîs: 776.
(4) En’âm Sûresi, 79.
(5) En’âm Sûresi, 79.

 

Camiye Girerken ve Çıkarken Okunacak Duâ

 

Sizden biriniz mescide girdiği vakit peygambere salât ve selâm etsin. Ve:

Ey Rabbim! Bana Rahmetinin kapılarını aç!” desi. (6)

Çıkarken de peygambere salât ve selâm etsin ve:

Ey Rabbim! Beni şeytandan koru” desin. (7)


(6) Ebû Dâvud, hadîs: 465.
(7) İbn Mâce, Mesâcid, 13.

 

Namazdan Sonra Duâ

 

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kıldıkları zaman sağ eliyle başlarını meshederler ve:

Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah’ın adıyle. Rahman ve Rahîm ancak O’dur. Benden üzüntüyü düşünceyi ve hüznü gider ey Rabbim!” (8) derlerdi.
“Farz namazı kıldığınız zaman, her bir farz namazdan sonra on defa:

deyiniz. Böyle diyene bir köle azâd etmiş gibi ecir yazılır.” (9) buyururlardı.


(8) Buharî, Deavat, 35, 40.
(9) Buhârî, Ezan, 155.

 

İstihâre Namazı Ve Duâsı

 

Buhârî’nin Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’-den rivayet etdiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Sizden birinize bir iş hakkında tereddüd ve üzüntü çöktüğü zaman farz namazlarından başka olarak iki rek’at namaz kılsın, sonra şöyle desin:

‘Ey Rabbim! Senin ilmine müracaat ederek hayrı senden istiyorum ve kudretine sığınarak senden kudret istiyorum ve senin büyük fazlından diliyorum; çünkü sen, her şeye kadirsin, ben bir şeye kadir değilim. Sen bilirsin, ben bilmem, Sen gaybleri bilirsin. Ey Rabbim! Senin ezelî ilminde bu iş benim dinim ve hayatım hakkında ve işimin akıbeti hakkında -çabuk veya geç olmasında- hayırlı ise onu bana takdir et ve müyesser kıl. Sonra onun bereketini ver. Eğer bu iş senin ezelî ilminde benim dinim ve hayatım hakkında ve işimin akıbeti hakkında -erken veya geç olmasında- şerli ise onu benden geri çevir, beni de ondan vazgeçir ve benim için nerede olursa olsun yalnızca hayırlı olanı takdîr et, sonra beni ona râzı kıl.’ (10) Bunu dedikden sonra hâceti ve işi ne ise onu söyler ve Allah’dan kendisine bir yol göstermesini diler.

Bir başka hadîs-i şerîfte:
“Bir işin düşüncesi seni alıp kararsız kıldığı zaman Rabbinden hayrını iste, yani istihare et, bunu yedi defa kadar yap, sonra kalbine ağır basana bak, hayır ondadır.” buyurulmustur.


(10) Buharî, Deavât, 48.

 

Cuma Gününde Duâ

 

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyet olunduğuna göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

“Cum’a gününde bir saat vardır. Allah’ın kullarından bir müslim namazda ve kıyamda iken Allah Teâlâ’dan niyâz ile bir şey isteyip duâsı o saate tesadüf ederse Allah teâlâ Hazretleri o kimsenin dileğini verir.” Böyle buyurduktan sonra mübarek küçük parmağının ucuna işaret buyurdu. (11)

Cum’a gününün içindeki saat, küçük parmağına nisbetle parmağın ufak ucu ne kadar ise, güne nis-betle o kadar az bir müddetdir ki o saat içinde her halde duâ müstecâb olur demektir.
Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:

– ‘Cum’a günü, ibâdet ve ezkâr ile mü’minle-rin kalbi mesrûr olacak bir bayram günüdür’ (12) buyurmuşlardır.

-“Size bir sûre haber vereyim mi ki, azameti semâ ile arz arasını doldurmuş, onu yetmişbin melek teşyî’ etmiştir? O sûre Kehf süresidir. Kim cum’a günü bu sûreyi okursa Allah onu öteki cum’aya kadar bu sûre ile mağfiret eder, sonunda üç gün de ziyâdesi vardır. Ve semâya ulaşan bir nûr verilir ve Deccal’in fitnesinden muhafaza edilir. Yatacağı vakit bu sûrenin sonundan beş âyet okuyan hıfz olunur ve gecenin istediği vaktinde kaldırılır.” (13)

“Ey Rabbim! Perşembe günü ümmetimin erkenden yaptığı işleri bereketli kıl.” (14)

Hadîsin şerhinde deniliyor ki, bugünün evvelinde bir ihtiyacını tedarik etmek, nikâh akdetmek ve bunun gibi mühim işler sünnettir.

“Cum’a gününde; Yani perşembeyi cumaya bağlayan gece iki rek’at namaz kılıp Fâtiha’dan sonra onbir defa Zilzâl Sûresini okuyan kimseyi Allah Teâlâ kabir azâbından ve kıyâmet korkularından emin kılar. ” (15)

“Şu duâ ile cum’a günü herhangi bir saatte dua edilirse sâhibine muhakkak icâbet olunur.” (16)

“Cum’a gününde bir saat vardır, mü’min bir kul namazda duâ ederken Allah ‘dan bir şey ister ve o saate denk gelirse Allah muhakkak ona icâbet eder. Ashab-ı kirâm: ‘Bu saat hangi saatdir yâ Resûlellah” dediklerinde: “İkindi namazı ile güneş batması arasındaki vakittir.” buyurdular.

“Cum’a namazından sonra daha oturduğu yerden kalkmadan yüz defa

diyen kimsenin yüzbin günâhını, ana ve babasının da yirmidörtbin günâhını Allah mağfiret eder.” (17)


(11) bk. el-Ezkâr, 80; Buharî, Deavât, 61.
(12) el-Câmi’u’s-Sağîr.
(13) bk. Tuhfetü’z-zâkirîn, 269
(14) Tirmizî, Ticâret, 41.
(15) Râmûzü’l-ehâdîs, 427 (Deylemî’den)
(16) el-Cami’u’s-Sağîr.
(17) Buharî, Deavât, 61.

 

Cuma Namazından Sonra Duâ

 

İmam-ı Suyûtî el-Câmi’u’s-sağîr’inde rivâyet eder ki:
Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Kim cum’a namazından sonra -konuşmadan ve kalkmadan- ihlâs sûresini, Felâk sûresini ve Nâs sûresini yedişer defa okursa Allah Teâlâ onu gelecek cum’aya kadar, zarar verici şeylerden muhafaza buyurur,” (18)

Her namazdan sonra:

Li-îlâfi Kureyş Sûresi sabah ve akşam veya beş vakit namazın akabinde en az onbir kerre okunmağa devam edilirse bi-iznillahi Teâlâ kişinin hayat tehlikesinden emin kalacağını İmam Rabbânî Mektûbat’ında haber veriyor.


(18) el-Câmiu’s-Sağir.

 

Senenin Muayyen Zamanında Okunacak Duâlar

Muharrem’in 1’inde (Senenin Birinci Günü) Okunacak Duâ

 

Senenin birinci gününde üç defa okunacakdır:


 

Muharrem Ayının Birinci ve Onuncu Günleri Okunacak Duâ

 

Her kim Muharrem ayının birinci ve onuncu Aşû-ra günleri sabahleyin üç kere bu duâyı okursa Allah Zü’l-celâl Hazretleri’nin o kimseyi tâ gelecek senenin Muharrem ayına kadar cemî’ belâlardan emîn ve muhafaza buyuracağı rivâyet olunmaktadır.

 

10 Muharrem’de Yedi Defa Okunacak Duâ

 

Yetmiş defa:

‘dan sonra

 

Aşûra Gününün Faziletleri

 

Rubeyyı’ binti Muawiz -radıyallahu anha-nın rivâyet etdiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensârın köylerine Aşûre Günü kuşluk zamanı haber gönderdi ve: “Her kim sabahleyin iftar etdiyse günün geri kalanını imsak etsin, yani bir şey yemesin, her kim oruca niyyet etdi ise orucunu tamamlasın.” (1) buyurdu.

Rubeyyı’ -radıyallahu anha- der ki, biz artık Resûlullah’ın bu emrinden sonra Aşûra gününün orucunu tutardık ve küçük çocuklarımıza da tuttururduk ve onlarla mescide girerdik ve çocuklarımıza boyalı yünden oyuncak verirdik, bunlardan yemek için ağlayan olursa iftar vakti erişinceye kadar bu oyuncaklarla eğlendirirdik.” (2)

Bakınız, Zaman-ı Saadette, Sadr-ı İslâmda müs-lüman evlâdlarına namaz ve oruç gibi ibâdetlere tâ küçükten alışdırmağa nasıl dikkat edilmiştir!
Çocukların oruç tutmaları hakkında cumhûr ulemaya göre bulûğa ermeyen çocuklara oruç vâcib değildir, müstehabdır demişlerdir. İmam-ı Şâfi’î’ye göre çocuğun oruç tutmağa kudret-i bedeniyyesi olursa alışdırmak için oruç emir olunur. Yaş haddini de yedi veya on yaş olarak ta’yin etmiştir. İshak’a göre oruç oniki yaşında emrolunur. Ahmed bin Hanbel’e göre ise on yaşında emir olunur.

Evzâî de: Çocuğun kuvve-i bedeniyyesine zaaf ârız olmaksızın üç gün üst üste oruç tutturulursa müstehab olur, demiştir.

Sarih ulemâya göre çocukların ibâdete alıştırılmaları için bu müstahsen addedilmiştir. Ve bunların vesile-i hayr ve bereket olacağını kabul etmişlerdir.

Şu kadar ki bu, neşv ü nemâ çağında olan çocuğun kuvve-i bedeniyyesine zaaf îrâs etmemek şartına bağlıdır. Çünkü sağlam mükellefe bile seferde meşakkatine binaen iftara müsaade edilmişdir. Allah’ın:

“Allah sizin için kolaylık diler, sizin için zorluk dilemez. ” (3) buyurduğu da unutulmamalıdır.

Buhârî’nin İbn-i Abbas -radıyallahu anhüma-dan rivâyet ettiğine göre: Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Medine’yi teşrif buyurdukları vakit yahûdilerin Aşûra günü oruç tuttuklarını gördü ve:
“-Bu ne orucudur?” diye sordu. Onlar da cevâben:
– Bu gün iyi bir gündür. Bu gün Allah -azze ve cell-Benî İsrâîl’e düşmanlarından necât verdiği bir gündür; yani Fir’avn’ın şerrin’den kurtulduğumuz gündür, dediler, Resûlullah da:
” – Biz Musa’ya sizden daha yakın bulunuyoruz, buyurdu ve Mekke’deki gibi o gün oruç tutdu ve o günün oruç tutulmasını emir buyurdu. ” (4)

Aşûra orucu hakkındaki fıkhî hükme gelince: Bu orucun vâcib değil sünnet olduğuna ulemânın ittifakı vardır. Yalnız ibtidâ-i islâmdaki hüküm hakkında ihtilâf edilmiştir. Bu oruç İmam Ebû Hanîfe’ye göre vâcibdi. İmâm-ı Şafiî’den gelen iki rivâyetin meşhuruna göre âşura orucu ilk teşrî’ buyurulduğu zamandan berî kat’ıyyen vâcib olmayıp sünnet olarak devam edip geldiğidir. Şu kadar ki müekked bir sünnettir. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra âşûra orucu müstehab olmuştur.

Bu günün faziletleri cümlesinden olarak, Allah’ın, Âdem -aleyhisselâm-ın tevbesini bu günde kabul ettiği ve Âdem’in bu günde ‘Safiyyullah’ olduğu, İdris -aleyhisselâm-ın yüce bir mekâna bu günde ref olunduğu, Nuh’u gemiden bu günde çıkardığı, İbrahim’i ateşten bu günde kurtardığı, Tevrat’ı Musa -aleyhisselâm-a bu günde indirdiği, Yûsuf’u zindandan bu günde kurtardığı, Ya’kub’un gözlerinin bu günde iade olunduğu, Eyyûb’un bu günde şifâya kavuşduğu, Yûnus’un balığın karnından bu günde kurtulduğu, Kızıldeniz’in Benî İsrail’e bu günde yarılıp geçtikleri ve kurtuldukları, Dâvûd -aleyhisselâm-ın bu günde mağfiret olunduğu, Süleyman’a bu günde mülk ve saltanat verildiği ve Muhammed -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmın geçmiş ve gelecek günâhlarının bu günde mağfiret olunduğu rivayet olunur. Dünyânın yaradılmağa ilk başlandığı, yeryüzüne yağmurun ilk yağdığı gün âşûra günüdür, diye de rivâyet olunmuştur.

Bu günde eve çeşitli ve bol erzak almak, muhtaçlara tasaddukta, komşu ve akrabaya ikramlarda bulunmak sene boyunca berekete vesile olur. Yine bu günde oruçlu bulunup gecesini de ihya etmenin büyük ecir ve rizây-ı ilâhîye sebeb olacağı ifâde buyurulmuştur.

Yahudilere benzememek için dokuzuncu ve onuncu günleri yahud onuncu ve onbirinci günleri beraber oruç tutulması gerektiği İbn-i Abbas’dan rivâyet edilmiştir.

Er-Ravzu’l-Fâık kitabında şu kıssa anlatılır:

Bir vakit Basra’da servet sahibi bir adam vardı. Her senenin âşûra gününde müslüman kardeşlerini evine toplar, sabaha kadar Kur’ân okuyarak okutarak geceyi ihya ederler, nerde fakîr ve yoksul, kimsesiz varsa buldurur, hepsine tasaddukda bulunur, dul ve yetimlere ikramda bulunur, elinden gelen hayrı fazlasıyla yapardı. Evinin bitişiğinde bir komşusu bulunuyordu ve komşusunun hem anası, hem de kızı senelerden beri yürüyemez vaziyette idiler. Kız, babasına sordu:

-Babacığım bu gün nedir? Komşumuz herkesi evine toplayıp bu geceyi Kur’ân ve zikirle ihya ediyor? Babası:

-Yavrucuğum, bu gün âşûra günüdür, Allah katında bu günün hürmeti büyüktür, ayrıca çok da faziletleri vardır, dedi.

Sonra uykuya vardılar. Fakat kız çocuğunun gözüne uyku girmiyordu.Sanki nefesi kesilmiş bir halde huşû’ ve haşyet ile Kur’ân’ı ve zikrullah’ı dinliyordu. Kur’ân’ın hatim duâsını yapdıkları vakit, yüzünü semâya doğru çevirdi ve Allah’a niyâz ederek:

-Ey Mevlâm! Bu gecenin senin indindeki hürmeti hakkı için, senin rızânı kazanmak için bu gece Kur’ân’ını okumak için uyumamış kulların hürmeti için beni şu hâlimden kurtar, kalbimin kırıklığını sar! dedi. Daha sözünü bitirmemişdi, o anda afiyet bularak bütün ağrı ve sancılarından kurtularak kalkıp doğruldu. Sabahleyin bu hâli görünce şaşıp kalan babası:

-Kızım bu nasıl oldu? diye sordu. O da;

-Babacığım, bu gün ile Allah’a tevessül ettim. O da ânında bana sıhhatimi ihsan etti, dedi.

 


(1) Buhârî, Savm, 69.
(2) Tecrid-i Sarih Terc. 6/288.
(3) Bakara Sûresi, 185.
(4) Buharî, Savm, 69.

 

Safer Ayında Okunacak Duâlar

 

Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi gece yarısından sonra, yeryüzüne nâzil olacak belâlardan biiznillah teâlâ muhafaza olmak için sabah namazından evvel dört rek’at nafile namaz kılıp birinci rek’atda, Fâtiha’dan sonra onyedi Kevser sûresi, ikinci rek’atda Fâtiha’dan sonra beş İhlâs-ı şerîf, üçüncüde Fâtiha’dan sonra bir Felâk sûresi, dördüncüde bir Nâs sûresi okuyup selâm verilip duâ edilecektir.

Keza safer ayının son çarşambasının gecesi veya gündüzü iki rek’at namaz kılıp birinci ve ikinci rek’atda Fâtiha’dan sonra onbir İhlâs-ı şerîf okunacak, namazdan sonra yedi defa istiğfar edip el kaldırıp onbir defa Salât-ı Münciye ve sonlarında

okunacaktır.

 

 

Salâtı Münciye

 

Bu duâlarda, “Beni ve efrâd-ı ailemi ve bilcümle mü’minleri yer ve gök âfatlarından ve cemî’ belâlardan muhafaza buyur ya Rabbi!” diye duâ edilecekdir.

 

Receb Ayında Okunacak Duâ

 

Receb-i Şerîf girdiği zaman Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Ey Rabbim! Bize Receb’i ve Şa’ban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaşdır” (19) diye duâ ederlerdi.

Ayrıca Receb ayının birinden itibaren Ramazan-ı Şerif sonuna kadar her gün biner aded kelime-i tevhid okumalıdır

 


(19) İbn Hanbel, Müsned, 1/259.

 

Leyle-i Regâib

 

Leyle-i Regâib’den evvelki perşembe günü oruç tutulup akşam birkaç lokma iftar edip akşam namazını edâdan sonra iki rek’atta bir selâm vermek üzere oniki rek’at nafile namaz kılınacaktır. Her rek’atta Fâtiha’dan sonra üç kerre Kadir suresi, ve oniki kere “İhlâs” sûresi okunacaktır.

Veyahud bir kere “Kadir” sûresi ve üç kere “İhlâs” sûresi okunur. Namaz tamam oldukda yetmiş kere

okunacakdır. Sonra secde edilip secdede yetmiş kere:

Secdeden baş kaldırıp otururken yetmiş kere:

duâsı okunacak. Tekrar secde edip yine yetmiş kere:

duâsı okunacak. Ve sonra secdede iken dünyevî ve uhrevî ne hâceti varsa Hakk -celle ve âlâ- Hazretlerinden niyâz edilecektir. Sonra secdeden başını kaldırıp namaz ve duâsı tamam olmuş olur.

 

Mi’rac Gecesi Namazı

 

Receb-i Şerifin yirmiyedinci gecesine müsâdif olan mübarek Leyle-i Mi’rac’da oniki rek’at nafile namaz kılınması müstahsen görülmüşdür. Her rek’at-da Fâtihâ-i şerîfeden sonra başka bir sûre okuyarak iki rek’atda bir selâm vermeli ve sonra yüz kere:

okumalı. Sonra yüz kere istiğfâr ederek yüz kere de Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimize salât ve selâm göndermelidir.

Gündüzünde de oruçlu bulunmalıdır. Ma’sıyete dâir olmaksızın yapılacak her duânın kabulü inâyet-i ilâhiyyeden umulur.

 

Berât Duâsı

 


Şa’ban-ı şerifin onbeşinci, Berât gecesi akşam namazından sonra üç kere Yasin sûresi ve her birinin sonunda bu Berât duâsı okunacaktır. Birinci Yâsin-i Şerîfden sonra bu duâ okunurken Allah’ın saîd kullarından olmak niyyetiyle okunacaktır. İkinci defa okunurken hayırlı ömür uzunluğu niyyetiyle okunacaktır. Üçüncü defa okunurken kaza ve belâlardan emîn olup hayırlı rızık için okunacaktır.

Berât gecesinde yatsıdan sonra ikide bir selâm vermek üzere yüz rek’at namaz kılınır. Her rek’atda Fâtiha’dan sonra on kere İhlâs-ı şerîf okunur. On defa İhlâs-ı şerîf okumağa kudreti olmayan beş veya üç kere okur. Bu namaz tamam oldukdan sonra okuyabildiği kadar salavât-ı şerîfe ve huzûr-ı kalble tevbe ve istiğfar edip Allah Teâlâ Hazretlerinden dünyevî ve uhrevî hâcetlerini taleb ve niyâz edecektir.

 

Leyle-i Kadir

 

Evvelâ iki rek’at namaz, her rek’atta Fâtiha’dan sonra yedi kere İhlâs-ı şerîf okunacak, selâmdan sonra yetmiş kere istiğfar edilecektir.

Sonra yine iki rek’at namaz, her rek’atda Fâtiha’dan sonra üç kere İhlâs, selâmdan sonra şu duâ okunacak:

 

İftâr Duâsı

 

“Allah’ım senin rızân için oruç tuttum. Sana inandım. Sana güvendim.Senin rızkınla orucumu açıyorum.” (20)

 


(20) krş. Ebû Davud, Savm, 22.

 

Senenin Sonunda Okunacak Duâ

 


 

 

Arefe Günü Duâsı

 

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: Arefe gününde en ziyâde şöyle derlerdi:

Bayram Geceleri

“Ramazan bayramı gecesini ve Kurban Bayramı gecesini ihyâ edenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.”

 

Muhtelif Vesilelerle Okunacak Duâlar

Sefere Çıkarken Okunacak Duâlar

Sefere çıkarken şu beş sûre, evvelinde ve sonunda besmele-i şerîfe ile okunmalıdır: Kâfirûn, Nasr, İhlâs, Felâk ve Nâs sûreleri.

Çünkü Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Bir sefere çıktığın zaman arkadaşların içinde hâli en güzel ve azığı en bol bir kimse olmak ister misin ey Cübeyr? Öyle ise şu beş sûreyi oku: Kâfirûn, Nasr, İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini. Her sûreye besmele ile başla ve besmele ile bitir.” (1)

Seferde ise şu duâ okunmalıdır:

“Rahman, Rahîm Allah’ın adıyla. Ey Rabbim! Senden yardım istiyorum, sana tevekkül ediyorum, benim işimin zorluğunu azalt! Seferimin meşakkatini kolaylaşdır ve beni hayırla rızıklandır. Benden her türlü şerri defet. Sadrıma inşirah ver. İşimi kolaylaşdır, dilimdeki düğümü çöz. Ey Rabbim, kendimi, dinimi, ehlimi, malımı, akrabamı ve seninle benim aramda âhiret ve dünyâya müteallik ne varsa cümlesine seni bırakıyorum ve sana emânet ediyorum. Bizim hepimizi her türlü kötülükten ve üzücü şeylerden muhafaza et! Ey kerem sahibi Rabbim! Beni ve benim berâberimdekileri muhafaza et! Beni ve berâberimdekileri selâmette kıl, beni ve berâberimdekileri menzilimize ulaştır ey Rabbim! Ey Rabbim! Sana tevbe etdim, Sana sarıldım, takvayı bana azık olarak ver, günâhımı mağfiret et, her nereye yönelirsem beni hayra yönelt!” (2)

“Sefere çıkmayı düşünerek evinden ayrılan bir kimse yola çıkarken:

derse en hayırlı bir yere çıkmakla nasiblendirilir ve kötü bir yere çıkmanın şerri ondan geri çevrilir. ” (3)

“Sizden biriniz bir sefere çıkmak, yahud bir menzilde konaklamak isteyince, eşyasını koyup, etrafa bir çizgi çektikten sonra:

“Rabbim, Allah’dır, O’nun şeriki yoktur!” derse eşyası muhafaza olunur.” (4)

 


(1) Tuhfetü’z-zakirîn, 158 İbn es-Seniy’den
(2) krş. el-Ezkâr, 195 vd.
(3) Râmüzü’l-ehâdîs, 42.
(4) krş. Müslim, Zikir, 54, 55.

 

Gemiye Binerken Okunacak Duâ

 

Gemiye binerken şu âyet-i celîleler okunursa bi-iznillah batmaktan emîn olunur:

“Yüzüp gitmesine de, durmasına da bismillah. Muhakkak ki Rabbim Gafûr ve Rahimdir.”(1) “Allah’ı lâyık olduğu şekilde takdîr edemediler. Halbuki kıyamet günü yeryüzü tamamen O’nun kabza-i kudretindedir. Gökler de yine O’nun yed-i kudretinde dürülmüşlerdir. O, onların şirk koştukları şeylerden tamamen münezzeh ve Çok yücedir.” (2)

 

 


(1) Hûd Sûresi, 41.
(2) Zümer Sûresi, 67.

 

Gazâdan Yahut Hacdan Dönerken Okunacak Duâ

 

Abdullah bin Ömer -radıyallahu anhüma-dan rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz gazadan veya hacdan dönerlerken yüksek bir tepeye çıktıkta üç kere: “Allahü ekber” diye tekbîr alırdı. Sonra kelime-i tevhîd söylerdi.

“Allahü ekber, Allah’dan başka ilâh yokdur. Ancak O vardır. Şerîki yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’na mahsustur. Ve O her şeye kadirdir. Bunu sana dönerek, sana tevbe ederek sana kulluk ederek, sana secde ederek ey Rabbimiz Sana hamd ederek söylüyoruz. Allah va’dini yerine getirdi ve kuluna yardım etdi. Türlü orduları yalnız başına hezimete uğram. ” (7)

Yani Cenâb-ı Hak Bedir’de, Hendek’de, HuneynVak’ası’nda düşmanları perakende ve perişan edip şimdi biz yollarda serbest olarak emniyyet ve selâmet içinde ve kazançlı olarak gaza ve hacdan dönüyoruz, demektir.
İşbu tekbîr ve duâyı, hac ve gazaya giden ve gelen ve şâir bir sefer hâlinde olanların yüksek tepe ve dağa çıktıkça okumaları müstehabdır.


(7) Buhârî, Umre, 12, Meğazî, 29.

 

 

Şifa Duâları

 

Hazret-i Âişe -radıyallahu anha-dan rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- kendilerine bir hasta getirildiğinde şöyle duâ ederlerdi;

“Bu hastalığı gider ey insanların Rabbi! Şifâ ver, çünkü şifâ verici sensin. Senin vereceğin şifâdan başka şifâ yoktur. Öyle şifâ ver ki hiç bir hastalık bırakmasın.” (8)

Yine Âişe -radıyallahu anhâ-dan rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, kendisine bir hasta için şifâ bulmasına duâ taleb edildiği zaman:

Allah’ın adiyle duâya başlarım. Bizim yerimizin toprağı, birimizin tükrüğü ile hastamıza Allah’ın izniyle şifâ verir. ” (9)

İbn Abbas -radıyallahu anhümâ-dan rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e bir hâtûn müracaat edip:

-Ya Resûlellah, ben sar’a illetine dûçar oluyorum. Hem de sar’a hâlinde çılıyorum. Allah Teâlâya duâ ediniz ki, bu illeti benden izâle eylesin, dedi.

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz kadına hitaben:

-Dilersen sabret, bu illet mukabilinde sana cennet verilsin. Dilersen sıhhat ve afiyetin için Allah Teâlâya duâ edeyim, buyurdu.

Sonra o hâtûn:

-Yâ Resûlallah, böylece sabrederim. Yalnız sar’a hâlinde açılmamam için Allah teâlâ Hazretlerine duâ ediniz, dedi.

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de, o halinde açılmaması için duâ buyurdular. (10)

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyururlardı:

“Ağrıyan dişinin üzerine şehâdet parmağını koyup Yâsin-i şerîfin son tarafını nihayete kadar oku, biiznillah teâlâ şifâ bulur.”(11)

“Sağ elini vücudunda rahatsız olduğun mahalle koyup yedi defa mesh eyle ve her meshde: “Hissettiğim bu hastalığın şerrinden Allah’ın izzetine ve kudretine sığınırım!” de. Biiznillah Teâlâ şifâ bulursun.” (12)

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz rahatsızlandıkları zaman onu Cibril tedavi eder ve: “Bismillah. Allah her hastalıkdan seni kurtarır, ve şifâ verir, hased etdiği zaman hasedcinin şerrinden muhafaza eder, her nazarı değenin nazarından seni korur.” derdi.

Peygamberimiz bir rahatsızlıkları olduğu zaman Muavvizeteyn sûrelerini okur, kendi üzerine üfler ve onu eliyle üzerinden silerdi. Ve şöyle buyururlardı:

“Ey Rabbim! Beni kendi devan ile tedavi et, bana kendi şifân ile şifâ ver ve beni kendi fazlınla Senden başkalarından müstağni kıl ve beni ezalarından uzak tut.” (13)

“Henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eden bir mü’min yedi defa:

“Büyük Allah’dan, büyük Arş’ın rabbi Allah’dan sana şifâ vermesini istiyorum!” derse muhakkak afiyet bulur.” (14)

 


(8) Buhârî, Merdâ,20; Müslim, Selâm,46.Ebû Dâvud, Tıbb, 18,19
(9) Buharî, Tıbb, 38; Müslim, Selâm, 54 Ebû Dâvud, Tıbb, 19.
(10)Tecrîd-i Sarîh Terc, 12/64.
(11) el-Câmi’u’s-Sağîr.
(12) Râmuzû’l-Ehâdîs, 311 (İbn Hanbel, Müsned’den).
(13) Râmüzû’l-ehâdîs, 311 (Taberânî’den).
(14) Ebû Dâvud, Cenâiz, 8; Tirmizî, Tıbb, 32; İbn Hanbel, Müsned 1/239.

 

Şifa Ayetleri

 

 

Şifa Duâsı

 

Mü’minler İçin Duâ

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet olunduğuna göre, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua etmişlerdir:

“Yâ Rabb! Ben hangi bir mü’mine onu üzecek ve gönlüne ağır gelecek bir söz söylemişsem kıyamet gününde o sözü onun için sana kurbiyyet eyle; yani o sözden müteessir olduğu kadar onu sana yaklaştır. ” (18)


(18) Müslim, Birr, 88, 89 vd.; Darimî, Rikak, 53; İbn Hanbel, Müsned, 3/390.

Üzüntülü İken Duâ

İbn-i Abbas -radıyallahu anhüma- der ki: Resûl-lah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri üzüntülü ve sıkıntılı halinde şöyle duâ ederlerdi:

“El- Azîm, el-Halîm Allah’dan başka bir ilâh yok! Arş-ı Azîm’in sahibi Allah’dan başka ilâh yok! Bütün semâların ve arzın ve çok şerefli Arş’ın sahibi Allah’dan başka ilâh yok!” (19)

Yâ Rabb! Bütün âlemlerin ve Arş’ın sahibi ve yegâne hükümrânı Sensin! Başımıza gelen şu sıkıntı ve belâyı izâleye ancak sen kadirsin. Bu sebeble senden istiyoruz. Kâffe-i mahlûkat; yani bütün yaradılmışlar senin kudret elindedir. Bilcümle mahlûkâtın şerrinden bizi muhafaza ile himaye eyle demektir.

Bir de Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz, belânın ağır basmasından, yani insana ölümü hayata tercîh ettirecek şekilde gelmesinden, dünyevî ve uhrevî şekâveti mucîb bulunan ve helâke sebeb olan ahvâlden, ve kötü âkıbet, sû-i hatimeye dûçar olmaktan, düşmanlarını sevindirecek bir belâya duçar olup onları kendisine üzüntü verecek şekilde konuşdurmaktan da Allah’a sığınırdı.

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır: “Sizden birinize bir düşünce yahud üzüntü geldiği zaman yedi defa:

“Allah! Rabbim Allah’dır! O’na hiç bir şeyi şerîk koşmam ben!” desin. (20)

“Kul: “Ey yedi göklerin ve büyük Arş’ın Rabbi olan Rabbim! Beni her üzüntü verici şeyden, dilediğin şekilde ve dilediğin yerden kurtar” derse Allah Teâlâ onun üzüntüsünü giderir. ” (21)

Her sabah ve her akşam yedi defa:

diyen kimsenin dünyâ ve âhirete âid ne üzüntüsü varsa Allah giderir, bunda ister sâdık ister kâzib olsun. ” (22)

“Üzüntüye mübtelâ olan kimsenin edeceği duâ şudur:

“Rahmetini umuyorum ey Rabbim! Beni göz açıp yu-muncaya kadar da olsa kendime bırakma (nefsime bırakma). Benim her hâlimi düzelt. Senden başka ilâh yoktur. ” (23)

“Kendisine bir üzüntü ,bir keder, bir hastalık ve zorluk isabet eden kimse:

derse bütün bunlardan kurtarılır.” (24)


(19) Buhârî, Deavat, 27; Müslim, Zikr, 83.
(20) Ebû Dâvud; Edeb, 36; İbn Mâce, Duâ, 17.
(21) krş. el-Ezkâr, lllvd.; Tuhfetüz-zakirîn, 193-202.
(22) el-Camiu’s-Sağîr. (23) Tuhfetü’z-zâkirîn, 195 (İbn Hıbbân’dan)
(24) Râmüzû’l-ehâdis, 404 (Taberânî’den)

Sıkıntılı İken Duâ

-Ben bir söz bilirim ki, büyük bir üzüntüye, sıkıntıya düşmüş bir kul söylerse, Allah Teâlâ ona muhakkak bir çıkış yolu açar. Bu, kardeşim Yûnus’un sözüdür: Karanlık içinde kaldığı vakit:

“Senden başka ilâh yokdur. Seni tenzih ederim, muhakkak ki ben zâlimlerden oldum.” demişti. (25)

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-i gam ve sıkıntı basınca şöyle derlerdi:

“Kullara karşı Allah bana yeter, mahlûklara karşı Hâlik bana yeter, rızk yeyenlere karşı rızık veren bana yeter. Bana O yeter ki ancak o yeter. Bana Allah yeter, O ne güzel bir vekîldir. Bana Allah yeter, O’ndan başka ilâh yoktur. O’na tevekkül etdim. O yüce Arşın sahibidir.” (26)

-“Bir belâya dûçar olmuş bir kimseyi görünce -kendi hâline şükrederek-:

Seni mübtelâ kıldığı şeyden beni âfiyetde kılıp, yarattıklarından pek çoğuna beni tafdîl eden Allah’a hamd ederim” derse bu belâ ne olursa olsun bundan afiyette kılınır.” (27)


(25) Tirmizî, Deavât, 81. Enbiya Sûresi, 87.
(26) bk. el-Câmiu’s-Sağîr.
(27) bk. İbn Mace, Dua, 22; Tirmizî, Deavât, 37; Tuhfetü’z- zâkirîn, 198 vd.

 

Borçtan Halâs Olmak (Kurtulmak) İçin

 

“Ey Rabbim! Helâl kıldıklarını bana kâfi kılarak haram kıldıklarından beni muhafaza et, beni fazlınla Senden başkalarından müstağni kıl!” (28)

“Sana bir duâ öğreteyim mi ki, onunla duâ edersen dağ kadar borcun olsa Allah onu ödemeye muvaffak kılar. De ki ey Muâz:

“Ey mülkün mâliki olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verirsin, mülkü dilediğinden çeker alırsın. Dilediğini azîz kılarsın, dilediğini zelîl kılarsın. Hayır senin elindedir. Muhakkak sen herşeye kadirsin. Ey dünyâ ve âhiretin Rahmanı! Sen onu dilediğine verirsin, dilediğine vermezsin. Beni, senden başkasının acımasından müstağnî kılacak bir rahmet ile bana rahmet eyle.” (29)

Borçlu olan kişi sabah namazından sonra üçyüz defa:

âyetini duâ niyyetiyle okumalı ve her yüz defanın sonunda:

diye duâ etmelidir. Böylece inayet-i ilâhiyyeye nâil olması umulur.

 


(28)Tirmizî, Duâ, 110.
(29) Tuhfetû’z-zâkirîn, 209 (Taberânî’den).

 

Maîşet Darlığında

 

-“Maişet tedâriki zorluğuna düşen bir kimseyi evinden çıkdığı zaman şöyle demekden men’ edecek hiç bir şey yokdur:

“Canıma, malıma ve dînime bismillah. Ey Rabbim! Beni kazana râzı kıl. Bana takdîr olunanı benim için bereketlendir, o hâle geleyim ki te’hir olunanın ta’cilini, ta’cil olunanın da te’hirini istemeyeyim. ” (30)

-“Bana Cibril’in öğrettiğini sana öğreteyim mi? Çok cimri ve kıskanç birine, yahud zâlim bir sultana, yahud fahşinden korkduğun kötü bir borçluya işin düşdüğü zaman okursun:

“Ey Rabbim! Her şeye mutlak gâlib ve mutlak büyük ancak sensin, ben de senin zayıf ve düşkün bir kulunum. Her türlü kudret kuvvet ancak seninledir. Ey Rabbim! Fir’avn’i Musa’ya musahhar kıldığın gibi filânı da bana musahhar kıl ve Davud’un elinde demiri yumuşattığın gibi onun da kalbini yumuşat. O senin iznin olmadan bir şey demez, onun nâsiyesi de, kalbi de senin kabza-i kudretindedir. Senin senan yücedir ey merhamet edicilerin merhamet edicisi!” (31)

 


(30) el-Ezkâr, 116 (İbn es-Seniy’den)
(31) el-Câmiu’s-Sağîr

 

Ölüm Haberi Duyunca

 

“Ölümün kendine hâs bir büyük korkusu vardır. Sizden birinize bir kardeşinin ölüm haberi geldiğinde şöyle desin:

“Biz Allah’a aidiz ve tekrar O’na dönücüleriz. Ey Rabbimiz! Onu sâlihlere ilhak et, ve zürriyetine geride kalanlarla beraber halef ol, yani muîn ol, onu ve bizi dîn gününde mağfiret et! Ey Rabbimiz onun ecrinden bizi mahrum etme, onun arkasından bizi fitneye duçar etme!” (32)

 


(32) el-Ezkâr, 132 (İbn es-Seniy’den)

 

Gök Gürleyince Okunacak Duâ

 

“Gök gürültüsünü işittiğiniz zaman Allah’ı zikrediniz, çünkü o zikredene bir zarar vermez. Gök gürültüsünü işitdiğiniz zaman Allah’ı tesbîh ediniz, tekbîr getirmeyiniz.” (33)

“Şimşek ve gök gürültüleri işittiği zaman Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Ey Rabbim! Bizi gadabınla öldürme, azabınla helak etme, bundan evvel bize afiyet ver,” derlerdi. ” (34)

 


(33) Râmûzû’l-ehâdis, 50. (Taberânî’den)
(34) Tuhfetû’z-Zakirîn, 173 (Tirmizî, İbn es-Seniy’den).

 

Rüzgar Esince Okunacak Duâ

 

“Kuzey rüzgârı şiddetlendiği zaman Resûlullah:

“Ey Rabbim! Bu rüzgârla göndereceğin şeylerin şerrinden sana sığınırım” derlerdi. (35)

 


(35) Tuhfetû’z-zakirîn, 174.

 

Yağmur Duâsı

 

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- yağmur duâsına çıkınca:

“Ey Rabbim kullarını içir, rahmetini yay, ölü beldeni dirilt.” derlerdi. (36)

 


(36) Ebû Dâvud, hadis: 1176.

 

Belâ, Tuzak ve İlâhî Gazabdan Korunmak

 

“Allah teâlâ buyuruyor: Ümmetine söyle! On defa sabahleyin

desinler, on defa akşamleyin, on defa da yatarken. Yatarken demeleri mukabilinde dünyâ belâları onlardan def olunur. Akşam demeleri mukabilinde şeytanın tuzaklarından kurtulurlar. Sabahleyin demelerine mukabil gadabımdan mahfuz kalırlar. ” (37)

 


(37) krş. Tuhfetû’z-zakirîn, 197.

 

Nazar, Göz Değmesi

 

İsâbet-i ayna; nazar değmesine tedbîr olarak Allah’ın kitabında sekiz âyet vardır. Kul bunu okuduğu gün insan ve cinlerden hiç birinin nazarı değmez. Bunlar: Fâtihâtü’l-kitâb ki, yedi âyettir. Bir de Âyete’l-Kürsî.

“Beğendiği bir şey gördüğünde bir mü’min:

derse ona nazar isabet etmez.” (38)

Nazar Duâsı

Rabbı onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkâr edenler, Kur’ânı dinlediklerinde neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. “O delidir” diyorlardı. Oysa Kur’ân âlemler için öğütten başka birsey değildir. (39)

 


(38) Râmûzû’l-ehadîs
(39) Kalem Sûresi, 51-52.

 

Düşman Korkusundan Kurtulmak İçin

 

İbn Abbas -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Babanız İbrahim -aleyhisselâm- da İsmail ve İshâk -aleyhisselâm-ı böyle istiâze ederdi, diyerek Hasan ve Hüseyin -radıyallahu anhüma-yı Allah’a sığındırır ve derdi ki:

“Bütün şeytanlardan ve bütün muzır şeylerden (40) ve her bir isabet edici gözden Allah’ın tam kelieleriyle (41) Allah’a sığınırım.” (42)

“Göz isabetinden muhafaza edilmeniz için Allah’a sığınınız. Zira isâbet-i ayn haktır.” (43)

“Gözden ve nefesden Allah’a sığınınız.” (44)

“Akşamleyin:

Allah Nuh’a rahmet etsin. Ve Nuh’a selâm olsun” diyen kimseyi o gece akreb sokmaz.”

 


(40)Yılan,akreb gibi haşerâttan veyahud insanın şuuruna halel getirecek olan kâffe-i eşyadan.
(41)Kelâmullah ile.tam, kâmil, safi ve fâideli olan kelimeleriyle.
(42) Buharîı, Enbiyâ, 10.
(43-44) Kenzü’l-İrfan, 148.

 

Ölü Kabre Konunca Okunacak Duâ

 

“Meyyiti kabrine koydukları zaman:

Allah’ın adiyle ve Allah ile ve Allah yolunda Resûlullah’ın dini üzere, derlerdi.” (45)

Kabristan ziyareti esnasında:

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz kabristana vardıklarında şöyle derlerdi:

“Ey mü’minler topluluğunun yurdu! Biz de size katıacağız. Biz Allah’a aidiz ve biz O’na tekrar dönücüleriz. Siz büyük bir hayra nâil oldunuz, uzun bir şerri geride bırakıp geçdiniz.” (46)

 


(45) Ebû Dâvud, Hadis: 3221.
(46) krş. Müslim, Taharet, 12; İbn Mâce, Cenâiz, 36.

 

Hoşlanılan veya Hoşlanılmayan Durumların Zuhurunda

 

“Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e sevdiği bir iş zâhir olunca:

“Allah’a hamd olsun ki ancak O’nun ni’metiyle sâlih ameller tamama erer.” der, sevmediği bir işle karşılaşınca da:

“Her halde Allah’a hamd ederiz” derlerdi.” (47)

 


(47) el-Ezkâr, 284 (İbn Mâce, İbn es-Seniy’den)

 

Gözünü Semâya Kaldırınca

 

Gözünü semâya kaldırdığı zaman Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Ey kalbleri çekip çeviren! Benim kalbimi Senin tâa-tın üzere sabit kıl.” derlerdi. (48)


(48) krş. el-Ezkâr, 284.

 

Hilâl’i Görünce

 

Hilâli gördükleri zaman Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

-“Ey Rabbim! Bize bunu bereket ve îmân ile başlat, selâmet ve îmân ile başlat. Ey Hilâl! Benim de senin de Rabbimiz Allah’dır.” (49)

Yine hilâli gördükleri zaman:

“Allah büyüktür, Allah büyüktür, hamd Allah’a mahsustur, Allah’a dayanmaktan başka kudret kuvvet yoktur. Allah’ım! Senden bu ayın hayrından istiyorum, kaderin şerrinden ve mahşer gününün şerrinden sana sığınıyorum. ” (50)

 


(49) Tirmizî, Deavât, 51.
(50) Tuhfetü’z-zâkirîn, 176 vd.

 

Aynaya Bakınca

 

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz aynaya bakdıkları zaman, “Hulkumu ve huyumu güzel kılan, başkalarındaki çirkinliği benden uzak kılıp beni güzel yapan Allah’a hamd ederim. ” (51)

“Sana arşın altındaki cennet hazinesinden bir kelime söyleyeyim mi?

kelimesidir. Kul bunu söyleyince: Kulum hakkı teslîm etti ve benden onu selâmetde kılmamı istedi,”der.” (52)

 


(51) el-Ezkâr, 270, (İbn es-Seniy’den)
(52) Râmûzû’l-ehâdîs.

 

Selâm Âyetleri

 

 

Hıfz Âyetleri

 

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Sizden biriniz sultandan, yahud her hangi bir kudret sahibinden korktuğu zaman şöyle desin:

“Ey yedi semâların ve yüce arşın sahibi olan Rabbim, filân oğlu filânın şerrinden beni koru. Cinlerin, insanların ve tâbi’lerinin, onlardan herhangibirinin bana taşkınlık etmesinin şerrinden beni muhafaza buyur. Senin muhafazan ne büyükdür! Senan yücedir, Senden başka da ilâh yokdur.” (51)

 


(51) Tuhfetû’z-zakirin. 172

 

www.dualarzikirler.com sitesinden alınmıştır.

Paylaşabilirsiniz...