Konya Camilerini Temizleme Derneği

Dualar ve Zikirler

468X60a

KUR’AN’DA DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Kur’an’da Dua” bölümü…

Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

“Kullarım Sana, Ben’i sorduğunda (onlara haber ver ki): Ben çok yakınım. Bana duâ ettiği vakit duâ edenin duâsına karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime icâbet etsinler ve bana îman etsinler ki doğru yolu bulalar.” (el-Bakara, 186)

Fahr-i RâzîKâdı Beyzâvî ve Hâzin’in beyânlarına göre ashâb-ı kiramdan bazı kimselerin: “Ya Rasûlallah! Rabbimiz bize yakın ise hafif sesle yahut gizlice dûa edelim. Eğer uzak ise yüksek sesle duâ edelim” demeleri üzerine bu âyet-i celîlenin nâzil olduğu mervîdir.

Başka bir rivâyette ise yahûdilerin: “Yâ Muhammed! –sallallahu aleyhi ve sellem– Sen yer ile gök arasını pek uzak haber veriyorsun. Rabbimiz duâmızı nasıl işitir?” demeleri üzerine nâzil olduğu mervîdir. Bu sebeb-i nüzüllere göre âyetin mânâsı şöyle olur:

“Ey Rasûlüm! Benim kullarım sana benim evsâfımdan suâl edip «Rabbimizin lutfu bize yakın mı, duâmızı gizlice kendi içimizden mi yapalım? Yoksa uzakta mı, duâmızı yüksek sedâ ile mi yapalım?» dediklerinde. Sen onlara Benim tarafımdan cevap ver.

Ben onların gizli duâlarını işitirim. Zira Benim ilmim onlara pek yakındır. Binâenaleyh onların işlerini bilip sözlerini işiterek hallerine muttalî olduğumdan duâ eden kimsenin duâsı ihlâs üzere olursa icâbet ederim. Şu halde onlar benden icâbet talep etsinler. Ben de onlara icâbet ederim.

Senin vâsıtan ile onları îmana davet ettiğimde derhal iman etsinler. Zîra ben onların duâlarına icâbet edince onların da benim dâvetime icâbet ve emrime itâat etmeleri vâciptir ve onlar dâvetime icâbetle doğru yolu muhakkak bulurlar.”

HADİSLERDE DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Hadislerde Dua” bölümü…

Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Büyük zorluklara dûçar olduğunuz zaman «Allah bize yeter, O ne güzel vekildir» zikr-i cemîline devâm ediniz.” (Ebû Dâvud, Vitr, 25; Tirmizî, Kıyâme, 8; İbn Hanbel, Müsned, I, 336)

“Cenâb-ı Hak duâda fazla ısrar edenleri sever.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 1876)

“Eğer bir kul, Cenâb-ı Hakk’a bir hususta duâ eder de icâbet olunmazsa onun yerine bir hasene, yani bir sevâb yazılır.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl, II, 67/3150)

“Bir babanın oğlu için duâsı, bir peygamberin ümmeti hakkındaki duâsı gibi makbûldür.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 4199)

“İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkında ettikleri hayır duâları REDDOLUNMAZ.” (Tirmizî, Birr 5)

“Ezân ile ikâmet arasında yapılan duâ müstecâbdır. Bu arada hemen dûa ediniz.” (Tirmizî, Salat, 44, Deavât, 128; Ebû Dâvud, Salât, 35)

“Kaderden sakınmak kaderi defetmez. Lâkin sâlihlerin duâsı, nüzûl etmiş ve edecek olan elem ve musîbeti defetmeye ve kaldırmaya medâr olur. İş böyle olunca ey Allah’ın kulları, duâ ediniz.” (Tirmizî, Deavât, 101; İbn Hanbel, Müsned, V/224)

“Kur’ân-ı Azîmü’ş-şan her ne vakit hatmolunursa akabinde yapılan bir duâ müstecâbdır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 8183. Bkz. Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 33)

“Bir kimsenin sevdiği bir kimse aleyhinde olan duâsının kabûl olunmamasını Cenâb-ı Hakk’tan istirhâm eyledim.” (Keşfü’l-Hafâ, 1/404 (Dârekutnî’den)

“Bir farz namazını huşû ile edâ eden kimsenin o namazın akabinde vâkî olacak bir duâsı mestecâb olur.” (Buhârî, Cihâd, 180; Müslim, İman, 39; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Tirmizî, Zekât, 6; Dârimî, Zekât, 1; Muvatta, Da’vetü’l-mazlûm, 1; İbn Hanbel, Müsned, I, 333)

“Mazlumun bedduâsından sakınınız. Zirâ bir kıvılcım sür’atiyle semâya icâbete yükselir.” (Ali el-Müttakî, no: 7601)

“Fâcir bile olsa mazlûmun duâsı makbûl olur. Onun kötülüğü ve günahları ise kendi aleyhinedir.” (İbn Hanbel, II, 367)

“Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki: Kim bana duâ etmezse ona gadab ederim.” (İbn Mâce, Duâ, 1; İbn Hanbel, III, 477) Zîrâ bu hal ya gafletten, yahut kibirden ileri gelir.

“Müslüman kardeşinin ayıp ve çıplak yerlerini setrederek onu dünyâda rüsvay etmeyen kimsenin ayıplarını Cenâb-ı Hakk kıyâmet gününde setreder.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Ebû Dâvud, Edeb, 28; Tirmizî, Birr; 19; İbn Mace, Mukaddime, 17; İbn Hanbel, III, 91, 252)

“Bir yerde yangın vukû bulduğunu gördüğünüz zaman «Allahü Ekber» diyerek tekrar tekrar tekbîr alınız. Zîra tekbir yangını söndürür.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 641)

“Dünyânın geniş vakitlerinde, yani sıhhat, servet, asâyiş ve emniyet gibi esbâb-ı istirahat mükemmel olduğu bir zamanda Cenâb-ı Hakk’a ibâdet ve tâat ile kendini takdîm et ki, muzâyakalı sıkıntılı bir zamanda seni lutf ile yâd edip gözetsin.” (İbn Hanbel, I, 307; Tirmizî, Deavât, 9)

“Ana ve babaya iyilik ömrü artırır. Yalan söylemek rızkı noksanlaştırır, duâ kazâya siper olur.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 5; Müslim, Îmân, 137; Ebû Dâvud, Edeb, 130; Tirmizî, Salât, 13; Nesâî, Mevâkît, 51; İbn Mâce, Edeb, 1)

“Kendisine ilticâ ile bir ricada bulunan kimsenin ricâsını kesip atanın duâ ve ricâsını da Allah kesip atar.” (Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, II, 272/2573)

“Bir kimsenin yanında mü’min kardeşi hakarete uğrar, zillete düşürülür de gücü yettiği hâlde ona yardım etmezse, Allah da onu kıyâmet günü herkesin huzûrunda zelil eder.” (İbn Hanbel, III, 487)

“Her kim duâlarının kabûlünü, gam ve üzüntülerinin def olup kaldırılmasını arzû ederse sıkıntıda bulunanların imdâdına yetişsin.” (Müslim, Müsakat, 32; İbn Hanbel, Müsned 3/32)

“İşlerde istihâre edenler, yani Allah’tan hayır dileyerek rızâsına muvafık hareket edenler zarar etmezler. İstişâre edenler de işin sonunda pişman olmazlar. İdâr-ı maîşetinde isrâf etmeyip i’tidal yolunu iltizâm edenler de fakr u zarûrete düşmezler.” (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, II, 280)

“Bir işe başlamak istediğin zaman âkıbetini iyice tefekkür edip hayr u sevâbı mûcib ise devâm et, şerr ü ıkâbı mûcib ise ictinâb et!” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 414)

“Hikmet on kısımdır. Dokuzu uzlette, diğeri de sükûttadır. Yâni (kişinin lisânını) mâlâyâniden/kendisini ilgilendirmeyen ve lüzûmsuz şeylerden hıfzeylemesindedir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 3828)

“Akâid-i fâside ve bid’at sâhiplerinin ibâdetini Cenâb-ı Allah kabul etmekten imtinâ buyurmuştur. Meğer ki tevbe edip ehl-i sünnet ve’l-cemaat îtikâdına rücû etsin.” (İbn Mâce, Mukaddime, 7)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh- der ki: Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle buyurmuşlardır:

“Her bir peygambere kabul edileceği vaad edilen bir duâ hakkı verilmiştir. Ben ümmetime şefaat olmak üzere duâmı âhirete bırakmak istiyorum.” (Müslîm, Îman, 334, 335 vd. Buhârî, Deavât, 1; Tirmizî, Deavât, 130; İbn Mâce, Zühd, 37; Dârimî, Rikak, 85; Muvatta’, Kur’ân, 26)

Ebû Hüreyre’den gelen diğer rivayette ise Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Her peygamberin mutlaka kabul edileceği vaad edilen bir duâsı vardır. Diğer peygamberler o haklarını bu dünyada kullandılar. Ben ise duâmı kıyamet günü ümmetime şefaat etmek üzere sakladım. Ümmetimden Allah’a şirk koşmadan ölenler inşaallah bu duâya nâil olacaklardır.” (Müslim, İman, 338)

Enbiyây-ı izamın her duâsının müstecâb olması kuvvetle umulur ise de, kat’î olmayıp yalnız bir duâlarının kesin olarak kabul edileceği kendilerine bildirilmiştir. O duâ, her bir nebîye Allah tarafından husûsî olarak verilen duâdır.

Ezcümle Hazret-i Âdem –aleyhisselâm– bu müstecâb duâsını tövbesinin kabul olması için; Hazreti Nuh –aleyhisselâm– kavmininin helâki ve beraberindeki mü’minlerin kurtulması için, Hazret-i İbrahim –aleyhisselâm– Mekke-i Mükerreme ve Beytullah için, Hazreti Musa –aleyhisselâm– Fir’avn’ın helâki için, Hazret-i Îsâ –aleyhisselâm– gökten bir mâide sofra indirilmesi için etmişler ve müstecâb olmuştur.

Hazret-i Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz ise, bu kesinlikle kabul olunacağı Allah tarafından te’min olunan duâsını, ümmetine şefaat için âhirete bırakmıştır. Ne mutlu O’nun sünnetine sımsıkı sarılan mü’minlere.

PEYGAMBERİMİZ’İN DUALARINDAN

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Peygamberimiz’in Dualarından Örnekler” bölümü…

Abdullah bin Abbas radıyallahu anhüma-’dan rivâyete göre Peygamber Efendimiz’in duâlarından biri şu duâ idi:

“Allah’ım! Kalbime büyük bir nûr ver; gözüme bir nûr, kulağıma bir nûr ver; sağıma bir nûr, soluma bir nûr ver; üstüme bir nûr, altıma bir nûr ver; önüme bir nûr, arkama bir nûr ver; bana büyük bir nûr ihsân eyle!” 

Diğer bir rivayette şu ilave vardır:

“Sinirlerime bir nûr, etime bir nûr, kanıma bir nûr ver; saçlarıma bir nûr, derime bir nûr ver!”

Rasûlullâh -sallallahu aleyhi ve sellem– duâsında bunları söylerdi. (Buhârî, Deavât, 9; Müslim, Müsâfirîn, 181)

Muğîre bin Şu’be’den rivâyet olunduğuna göre Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-’in duâlarından biri de şu idi:

“Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur, sâdece O vardır. O tektir ve şerîki (ortağı) yoktur. Mülk O’nundur, hamd de O’na mahsustur. O, her şeye kâdirdir/her şeye gücü yeter. Allah’ım! Sen’in verdiğine mâni olacak yoktur, Sen’in menettiğini de verecek yoktur. Servet sâhiplerine Sen’in katında malları fayda vermez. (Ancak amel-i sâlihlerinden fayda görürler.)” (Buhârî, Ezân, 155, Deavât, 18; Müslim, Salât, 193; Tirmizî, Salât, 180; Muvattâ’, Kader, 8; İbn Hanbel, Müsned, III, 87)

Abdullah bin Abbas radıyallahu anhüma-’dan rivâyete göre Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-’e bazı kimseler gelip:

“– İnsanlar; yâni Ebû Süfyan ve arkadaşları sizinle muhârebe etmek için adam ve silâh toplamışlar, hazırlık yapmışlar. Onlara mukabele edecek derecede kudretiniz yoktur. Onlardan sakınınız” diye korkutmak istediklerinde, bu söz müminlerin yakînî îmânlarını ve cesâretlerini artırıp, Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz de:

“Allah bize kâfidir, o ne güzel vekîldir!” buyurdu. Mü’minler de böyle söylediler. (Buhârî, Tefsîr, 3/13; Vâhidî, Esbâbu Nüzûl, s. 135)

Enes bin Mâlik radıyallahu anh-’dan rivâyete göre: Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz çoğu zaman şöyle duâ ederdi:

“Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize dünyâda da iyilik ve güzellik ver, âhirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi cehennem azâbından koru!” (Buhârî, Tefsîr 38, Deavât 55; Müslim, Zikr 23, 26, 27; el-Bakara, 201)

Ebû Musâ el-Eş’ârî’den rivâyete göre Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle duâ ederlerdi:

“Allah’ım! Benim hatâlarımı, cehâletle yaptıklarımı, işlerimde haddi aşmamı ve benden daha iyi bildiğin kusurlarımı mağfiret eyle! Allah’ım benim lâtîfelerimi, ciddiyetimi, hatâen yaptıklarımı ve kasten yaptıklarımı mağfiret eyle! Bütün bu kusurların bende bulunduğunu itiraf ederim.” (Buhârî, Deavât, 60; Müslim, 70)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh-’dan rivâyete göre Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Her kim günde yüz kere:

“Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur, sâdece O vardır. O tektir ve şerîki (ortağı) yoktur. Mülk O’nundur, hamd de O’na mahsustur. O, her şeye kâdirdir/her şeye gücü yeter.” derse o kimse için on köle azâd etmiş sevâbı verilir, yüz hasene yazılır, yüz günâhı silinir, o gün akşam oluncaya kadar bu ona şeytana karşı siper olur. Hiç bir kimse ecir bakımından onu geçemez, ancak bunu ondan fazla söyleyen kimse müstesnâ.” (Buhârî, Ezân, 155; Tecrîd-i Sarîh Terc. 2/910-915)

“Allah’ım! Gaybı bilmen ve mahlûkât üzerinde sâhip olduğun kudret hakkı için, hayât benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat, vefât etmek benim için hayırlı olduğunda da beni vefât ettir.

Allah’ım! Gizlide de açıkta da Sen’den korkmayı istiyorum, rızâ ve gadap hâlinde de hak sözden ayrılmamayı istiyorum, fakirlik ve zenginlikte de iktisatlı ve îtidâl üzere olmayı istiyorum.

Sen’den tükenmeyen bir nîmet (âhiret nîmetlerini) istiyorum. Sen’den sona ermeyen bir göz nûru (neslimin benden sonra güzel bir şekilde devâm etmesini, namazlarımı en güzel şekilde kılabilmeyi, muhabbeti, huzûr ve saâdeti) istiyorum.

Sen’den, tâyin ettiğin kadere rızâ gösterebilmeyi istiyorum. Sen’den, öldükten sonra huzûr ve sükûn içinde bir hayat istiyorum. Sen’den cemâline bakmanın lezzetini ve Sana kavuşma şevki istiyorum. Bütün bunları sabredilemeyecek bir zarar ve dalâlete düşürücü bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum.

Allah’ım! Bizi îman zînetiyle süsle ve bizi doğru yolda giden hidâyet rehberleri kıl!” (Nesâî, Sehv, 62; İbn-i Hanbel, IV, 264; Hâkim, I, 705)

“Ey Ebû Bekr’in kızı! Sana diğer duâları da içinde toplayan bir duâ öğreteyim mi? Şöyle duâ et:

“Allah’ım! Ben hayrın her çeşidini; âcil olanını ve geç olanını, bildiğim ve bilmediğim her türlü iyiliği Sen’den istiyorum. Her türlü şerden; âcil olanından ve geç olanından, bildiğim ve bilmediğim bütün kötülüklerden de Sana sığınıyorum.

Allah’ım! Ben Sen’den, kulun ve Peygamberinin istediği hayrı istiyorum. Kulun ve Peygamberinin sığındığı şerden de Sana sığınıyorum.

Allah’ım! Ben Sen’den cenneti ve cennete yaklaştıran söz veya ameli diliyorum. Cehennem ateşinden ve cehenneme yaklaştıran söz veya amelden de Sana sığınıyorum. Benim için hükmettiğin her kaza (ve kaderi) de hayırlı kılmanı niyâz ediyorum.” (Bkz. İbn-i Mâce, Duâ, 4; İbn-i Hanbel, VI, 134; Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 5506)

“Sana bir kısım sözler öğreteyim mi ki, Allah Teâlâ kimin hayrını murâd ederse onları ona öğretir, sonra ebediyyen unutturmaz. De ki:

“Allah’ım! Ben zayıfım, zaafımı Sen’in rızâ-yı şerîfini kazanma husûsunda kuvvetlendir. Nâsiyemden tutarak beni hayra sevkeyle! İslâm’ı rızâmın en son noktası kıl!

Allah’ım! Ben zayıfım, beni kuvvetlendir; insanlar arasında küçük görülüyorum, beni izzet sâhibi kıl! Ben muhtâcım, beni rızıklandır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 2882; Hâkim, el-Müstedrek, I, 708/1931)

“Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılığın getirdiği tâkatsizlik ve bunaklıktan, kasvetten (katı kalplilikten), gafletten, yokluktan, zilletten, mal ve hayır azlığından, meskenetten (kötü hâlden) Sana sığınırım. Nefsin doymak bilmeyen ihtiyaç hissinden, küfürden, fâsıklıktan, hakka muhâlefetten ve ayrılıktan, nifaktan, süm’adan (amelleri insanların duyması için yapmaktan), riyâdan Sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, barastan ve her türlü kötü ve müzmin hastalıklardan Sana sığınırım.” (Buhâri, Tefsir, 16/1; Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 1489; Hâkim, el-Müstedrek, I, 712/1944)

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– duâsında şöyle buyururdu:

“Allah’ım! Beni, iyilik yaptığında sevinen, kötülük yaptığında ise hemen hatasını anlayıp istiğfâr eden kullarından eyle!” (İbn-i Mâce, Edeb, 57; Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 1462)

Ekseri duâları:

“Ey kalbleri çekip çeviren Rabbim! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl.” idi. (Tirmizî, Deavât, 85)

DUA ADABI

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Duâ Âdâbı” bölümü…

Ebû Hüreyre –radıyallahu anh-’dan rivayete göre Hazret-i Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Sakın sizden biriniz duâ ederken «Yâ Rabb, dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle» demesin. İstediğini sağlamca ve kat’ıyyetle istesin. Çünkü Allah’ı şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kudret yoktur.” (Buhâri, Deavât, 21)

Yine Ebû Hüreyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Sizden herhangi biriniz «Duâ ettim de kabul olunmadı» diyerek acele etmedikçe duâsı kabul olunur.” (Tirmizî, Deavât, 21)

Duâ eden duâsında ısrar etmeli, devam etmelidir. Her halde er veya geç müstecâb olur.

Bir de dünyâda müstecâb olmasa bile kul bunu yine kendi lehine bilip Allah’tan ümidini kesmemelidir. Duâ büyük bir ibâdet olduğu için âhirette de bir ecir ve sevabı olur.

DUA ADABI

Duânın âdabı pek çokdur. Bu cümleden olarak:

  • Evvelâ abdestli bulunmak,
  • Bir namazdan sonra yapılmak,
  • Tevbe ve istiğfarını ve kemâl-i ihlâsını arzeylemek,
  • Kıbleye yönelmek,
  • Duâdan evvel Allah’a çokça hamd ü sena etmek,
  • Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz Hazretleri’ne çokça salât ve selâm
    eylemek,
  • Duânın nihayetini âmin ile bitirmek,
  • Duâda yalnız kendisini düşünmeyip bütün sâlihleri ve bütün mü’minleri duâya katmak,
  • Bir hâcetini isterken ellerini semâya kaldırıp avuçlarını açarak duâ etmek,
  • Kıtlık; umumî sıkıntı ve felâketlerin def’i için ise ellerinin dışını semâya çevirerek duâ etmek ve Allah’a sığınmak,
  • Celb-i menfaat için yapılan duâların nihâyetinde ellerinin avuçlarını yüzüne mesh eylemek. Def’-i mazarrat için yapılan duâlarda mesh edilmez.
  • Duânın asıl anahtarı ise helâl lokma yemektir.

Ebû Musa el-Eş’arî radıyallahu anh-’dan rivayete göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz Hazretleri Hayber Gazâsı’na giderken maiyyetinde bulunan ashâb-ı kiram bir vadiye vardıkta yüksek sesle tekbîr ve tehlîl ederek bağıra bağıra zikrullah etmeye başladılar. Rasûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Hazretleri:

“– Kendinize rıfk u merhamet ediniz. Zîra siz ne sağıra, ne de gâibe duâ ediyorsunuz. Ancak her şeyi hakkıyle işiten ve size sizden yakin olan Allah’a duâ ediyorsunuz. Ve Allahü Teâlâ Hazretleri siz nerede olursanız berâberinizdedir” buyurdu. (Buhârî, Cihâd, 131; Müslim, Zikir, 44)

Yani; öyle kendinize bu derece bağırmakla zahmet vermenize hacet yoktur. Cenâb-ı Hakk’a nisbetle hafî ve cehrî yapılan zikir müsâvidir.

Ebû Musa diyor ki: O esnada ben, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretlerinin hayvanının arkasında Zât-ı risâletpenâhîleriyle birlikte beraberdim.

Ve lisânımla لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِااللّٰهِ diyordum. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-Hazretleri bana hitaben:

“– Ey Abdullah bin Kays” buyurdu. Ben de icabetle:

“– Lebbeyk yâ Rasûllallah” dedim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri bana hitaben:

“– Ben sana cennet-i a’lânın hazînelerinden bir hazîneye delâlet edeyim mi?” buyurunca ben hemen:

“– Babam ve anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Evet irşâd ediniz” dedim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri:

“Ma’sıyetten sakınmak ve tâat ve ibâdetlerde kuvvet ve kudret ancak Allah Teâlâ Hazretleri’nin tevfık-i Rabbâniyyesi ve irâde-i Sübhâniyyesiyledir.” buyurdu. (Buhârî, Megazi, 38)

Yâni “Cümle âlemin müdebbir-i hakîkisi ve mutasarrıfı, hepsinin hâlıkı olan Allah -sübhânehû ve teâlâ- Hazretleri’dir” demektir.

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz’e ve ehl-i Beyt’ine salât ve selâm da duânın en mühim âdabındandır.

Hadîs-i şerîfte:

“Yapılan bir duâda, Muhammed -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm- ve Ehl-i Beyt’ine salât ve selâm edilmedikce o duâ, makam-ı icâbete vâsıl olamaz.” buyurulmuştur. (Suyûtî, el-Câmi, no: 4266)

Duâ eden kimse, duânın başında, ortasında ve sonunda Peygamber Efendimize salât ve selâmı tekrar etmeli. Hulûs-i kalb, nezâfet, tahâret, istikbâl-i kıble, izhâr-ı tezellül, tazarru, enbiyâ ve evliyâ ile tevessül, günâhkâr ve mücrim olduğunu ikrar ile tevbe ve istiğfar edip haram lokmadan ictinâb etmelidir. Bu sûretle yapılacak hayır duâların kabûlü hakkında şüphe etmemelidir.

Şunu da ilâve edelim ki:

Nâsın bâzısı her ne kadar Cenâb-ı Hakkın kazâ ve kaderine rızâ gösterip sükût eylemeyi duâya tercîh etmişlerse de, muhakkık âlimlerin ekserisi, dünyâ ve âhiret işlerinin esbâbdan müretteb olduğunu, müstecâb duâların ise sebeblerden biri bulunduğunu beyân ile, duâyı terketmek, kazâya rızâ göstermek fikriyle bir şey yememek, şiddetli kışta elbise giymemek, hasta olunduğunda ilâç, muharebede silâh kullanmamak gibi bir takım meşrû olmayan hareketleri irtikâb etmek gibidir, demişlerdir.

Husûsiyle duâ izhâr-ı ihtiyâc, Cenâb-ı Hakk’a ilticâ olduğundan müstakıllen bir ibâdet makamına kâim olacağından, şu halde lisânen duâ eylemek ve kalben tazarrûda bulunmak gerekmektedir.

DUANIN KABUL OLMASI İÇİN ŞARTLAR

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Duâ Âdâbı” bölümü başlığı altında yer alan “Duânın Kabûlünün Şartları” kısmı…

Duânın kabûlünün şartları:

  • Kazâya muvâfık olmak, yani sünnetullaha uygun bulunmak,
  • O kimse hakkında duânın kabûlü hayırlı olmak,
  • İstenilen şey muhal olmamak.

Duânın kabulü için âdabına ve şartlarına riâyet etmek lâzımdır. Bu şartların cümlesi mevcud olduğu bir durumda kabul olunma ciheti gâlib ise de kabul olunması yine meşiyyet-i ilâhiyyeye bağlıdır. Binâenaleyh Allah, dilerse kabul eder, dilemezse etmez. Fakat kul, âdabına riâyet ederek duâyı bırakmamalıdır.

Duânın kabûlünün âni olmasına kullar umûmiyyetle tahammül edemiyecekleri için, istenilen şeyin bir müddet sonra verilmesi me’mûl olduğu gibi duâsı mikdarı o kimsenin üzerinden bir şerrin def’ine sebeb olmak veyahud bilmediği bir cihetten duâsının eseri hâsıl olmak ihtimâline binâen duâya kabul olunmadı nazariyle bakılmamalı ve “duâm kabul olunmuyor” denilmemelidir.

Allah Teâlâ Hazretleri icabet husûsunu, istimrara; yâni geniş zamana delâlet eden muzârî sîgasıyle beyan buyurmuştur ki, bir zamanla mukayyed değildir, demektir. Kulun hakkında hayırlı olan bir zamanda kabul eder.

Yine âyet-i celîlede:

“Rabbiniz size: «Bana duâ edin ki duânızı kabul edeyim» dedi. O kimseler ki bana kulluk etmeğe büyüklendiler; pek yakında zelil ve hakîr olarak cehenneme girerler.” (Gâfir [Mü’min] sûresi, 60)

Duâ, Cenâb-ı Hak’tan, insanların muhtaç oldukları şeyleri tazarrû ve niyaz ederek kemâl-i tevazû ile istirham edip istemeleridir. Kulların Allah’a olan ihtiyaçlarını arz eylemeleridir.

Duânın kabulünün en mühim şartlarından biri de duâ esnasında Allah Zü’l-celâl Hazretlerin’den gayri hiç bir şeye güvenmeyerek teveccüh-i tâm ile ve kat’î sûretde Hak Teâla Hazretlerine yönelmektir.

Duâda iki haslet aranır;

Birincisi: İzzet-i rubûbiyyeti bilmek,

İkincisi: Ubûdiyyetten olan zilleti idrâk edip Rabbinin himayesine ilticâ ve ihsanından müstefîd olmasını arzu eylemektir.

“Ey müşrîkler! Sizin âciz ma’bûdlarınız mı hayırlıdır, yoksa muztar olan kimse duâ etdiğinde onun duâsına icabet eden ve istediğini veren ve o muztar kalan kimseye isabet eden kötülüğü kaldıran ve sizi yeryüzünün halîfeleri kılan Allah Teâlâ mı hayırlıdır? Allah’la beraber bunları îcâd ve kullarının ihtiyâcını def eden bir ma’bûd var da ona mı ibâdet edersiniz? Düşünceniz ne kadar az ve kısadır. Zîra Kâdir’i bırakıp âcize ibâdet edersiniz.” (Neml sûresi, 62)

Yâni, Ey müşrikler! Sizin Allah’a ortak koştuğunuz putlar mı hayırlıdır, yoksa musibetlerden bir musîbete veya fakîrlik ve hastalık gibi derd ve elemlerden muztar kalıb halâsına çâre arayan bir kimse duâ ettiği zaman duâsını kabul edib musîbeti âfiyete ve fakrini gınaya ve hastalığını sıhhate tebdîl etmekle sâhil-i selâmete çıkaran Kâdir ve Kayyum mu hayırlıdır?

Elbette kullarının ihtiyâcını def eden ve duâsını kabul edip istediğini veren Allah Teâlâ Hazretleri bunlardan hiç birine kâdir olamayanlardan hayırlıdır. Binaenaleyh ma’bûd bi’l-hakk O’dur. O’ndan gayri ibâdete lâyık yoktur. Ve Allah Teâlâ Hazretleri size yeryüzünde tasarrufa kudret verendir. Dolayısıyle Zât-i Ecell ü A’lâya ibâdetiniz lâzımdır.

Allah’la beraber başka bir ma’bûd var mı ki gayre ibâdet edersiniz ve siz her ân arkası arkasına gelen ni’metlerin kimden geldiğini düşünmeniz gayet az olduğundan Azîz ve Kavî Allah’ı bırakıp âciz ve zelîle ibâdet edersiniz.

DUADA İHLAS VE HELAL LOKMANIN EHEMMİYETİ

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Bir kimse zâhir ve bâtınını tanzîf ve tathîr ile kırk gün hâlisan Cenâb-ı Allah için amel ve ibâdet ederse kalbi menba-ı hikmet olup lisânından zülâl-i mârifet cereyan etmeye başlar.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 8361)

“Kul ıhlâs ile  لَا إِلٰهَ اِلَّا اللّّٰهُ  «Başka ilâh yok, ancak Allah vardır!» dedikçe hiç bir hicâb onu geri çevirmeksizin bu zikri, Allah’a yükselir. Allah’a vâsıl olunca Allah bu kelimeyi söyleyene nazar eder. Allah’ın nazar ettiği her bir muvahhid kulunu rahmeti içine alması O’nun hakkıdır.” (Ali el-Müttakî, I, 56-57/181)

“Helâlliğinde ve haramlığında şüphe bulunan nesneyi terk eyle ve helâl olduğu muhakkak bulunan şeyleri kabul et.” (Buhârî, Büyû’, 3; Tirmizî, Kıyame, 60)

Bu hadîs-i şerîf, insanın bâtınını haramdan korumak için kemâl-i ihtiyat üzere bulunmasının lüzûmu hakkında îrâd edilmiş ise de diğer işlerine, sözlerine ve sâir muâmelâtına da tatbîk için bir kâide-i külliyye tarzında bulunmuştur.

“Niyet eylediğin bir iş için kalbinde havf ve tereddüd olursa o işi yapma.” (İbn Hanbel, V, 252, 256)

“Haramlardan sakın, insanların en âbidi olursun.” (Tirmizî, Zühd, 2; İbn Hanbel, II, 310)

“Haram lokmadan neşv ü nemâ bulan bir vücûda lâyık olan cehennem ateşidir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 6296; Ebû Nuaym, Hilye, I, 31)

  • Cebrail (as) Öğretti İki Dua

“Cibril bana ne zaman geldiyse şu iki duâyı emretti:

«Ey Rabbim! Bana temiz rızık ver ve sâlih amel nasîb et.» (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 7882)

“Allah Teâlâ buyuruyor: Kulum, beni yalnız iken zikrederse ben de onu yalnız zikrederim. Beni bir topluluk içinde zikrederse onu ondan daha hayırlı ve daha büyük bir topluluk içinde zikrederim.” (Müslim, Zikr, 3, 18, 19, 21; Buhârî, Tevhîd, 15, 43; Tirmizî, Deavât, 131; İbn Mâce, Edeb, 53, 58; İbn Hanbel, III, 351)

  • Allah Sizden Üç Şeyi İstemiyor

“Allah sizden üç şeyi istemiyor: Kur’ân okurken yahud okunurken ileri geri konuşmayı, duâ ederken sesinizi yükseltmeyi, takat getiremiyeceğiniz kadar kendinizi namaza zorlamanızı.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 1768)

“Gizlide yapılan bir duâ, açıkta yapılan yetmiş duâya bedeldir.”

“Sıkıntılı zamanlarında Allah’ın kendisine icabet etmesini isteyen kimse rahatlık zamanında duâyı çok yapsın.” (Tirmizî, Deavât, 9)

“İnsanların en âcizi duâdan da âciz olan, insanların en cimrisi selâmı da kıskanan kimsedir.” (Heysemî, VIII, 31)

«Ey Rabbim! Şükrünü edaya, Sen’i zikretmeye ve Sana güzel ibâdet etmeye bana yardım et!» diyen bir kimse mükellef bir duâ yapmış olur.” (Bkz. Ebû Dâvûd, Vitr, 26/1522)

“İyiliğin her çeşidi ibâdetin yarısıdır. Diğer yarısı ise duâdır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 2227)

“Duâ mü’minin silâhı, dînin direği, göklerin ve yerin nûrudur.” (Hâkim, I, 669/1812)

“Zaîflerinizin duâları ve ihlâslarından başka bir şey hürmetine mi nusrete nâil oluyorsunuz?” (Buhârî, Cihâd, 76; Nesâî, Cihâd, 43)

Çünkü Allah’ın huzurunda zayıflığını, aczini ve fakrını idrâk ederek ve dünyevî arzulardan kalben alâkasını keserek duâ edenlerin ihlâsları kuvvetlidir. Bu da rızık ve nusret sebeblerinin en büyüklerindendir.

  • Beş Gece Vardır Ki Dua Reddolunmaz!

“Beş gece vardır ki duâ reddolunmaz: Receb’in ilk gecesi, Şa’ban’ın onbeşinci gecesi, Cum’a gecesi, Ramazan bayramı gecesi, Kurban bayramı gecesi.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 3952)

“Rikkat hâliniz geldiği zaman duâyı ganimet biliniz. Çünkü bu hal rahmettir.” (Ali el-Müttakî, II, 108/3370)

“Mü’min bir kul Allah’a duâ eder. Bu esnada Allah Teâlâ Cibrîl’e: «Bunun duâsına hemen icabet etme, çünkü sesini işitmek istiyorum.» buyurur. Bir fâcir de duâ edince Allah Teâlâ Cibrîl’e emreder: “Hemen ver şunun istediğini! Çünkü sesini işitmek istemiyorum.” buyurur. (Ali el-Müttakî, II, 85/3261)

“Kâfir bir kul Allaha duâ eder, hâcetini ister, derhal yerine getirilir. Mü’min Allah’a duâ eder, icâbeti geciktirilir. Melekler buna üzülürler. Bunun üzerine Allah Teâlâ buyurur ki: «Kâfirin duâsına hemen icâbet edişimin sebebi bana bir daha duâ etmemesi ve beni hatırlamaması içindir. Çünkü onu sevmediğim gibi sesini de sevmiyorum. Mü’minin duâsına da hemen icâbet etmiyorum, beni unutmayıp devamlı zikir etmesi için. Çünkü onu da seviyorum, tazarru’unu da seviyorum.» (Ali el-Müttakî, II, 86/3262)

MÜSTECÂB (KABUL OLAN) DUALAR

  • Dört Yerde Semânın Kapıları Açılır Ve Duâya İcâbet Olunur

“Dört yerde semânın kapıları açılır ve duâya icâbet olunur:

1- Allah yolunda saf bağlandığı zaman,

2- Yağmur yağarken,

3- Namaz kılınırken,

4- Kâ’be görüldüğü zaman.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 3337)

  • Duanın Kabul Olduğu İki Vakit

“İki vakit vardır ki, semânın kapıları açılır. Bu vakitlerde duânın reddolunduğu çok azdır. Biri namaza kalkıldığı zaman, diğeri Allah yolunda saff-ı cihâd bağlandığı zaman.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 4623)

  • Dört Dua Vardır ki Reddolunmaz

“Dört duâ vardır ki: reddolunmaz:

1- Dönünceye kadar hacının duâsı,

2- Evine gelinceye kadar gazinin duâsı,

3- İyileşinceye kadar hastanın duâsı,

4- Bir de kardeşin kardeşine gıyabında ettiği duâ.

Bunlardan en çabuk kabul olunan duâ kardeşin kardeşine gıyabında etdiği duâdır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağir, no: 915)

  • Allah’ın (c.c) Dualarını Reddetmediği Üç Kişi

“Üç kişi vardır ki Allah onların duâlarını reddetmez:

1- İftar edinceye kadar oruçlunun duâsı,

2- Mazlumun duâsı,

3- Adaletli devlet reisinin duâsı.” (Tirmizî, Deavât, 48; İbn Mâce, Duâ, 11)

  • Kabulünden Şüphe Duyulmayan Üç Dua

“Üç duâ vardır ki kabul olunacağında hiç şübhe yoktur:

1- Babanın, evlâdına duâsı,

2- Misafirin duâsı,

3- Mazlumun duâsı,” (Ebû Dâvûd, Vitr 29/1536; Tirmizî, Birr 7/1905, Daavât 47; İbn-i Mâce, Duâ 11)

  • Allah (c.c) İle Arasında Perde Olmayan İki Kişinin Duası

“İki duâ vardır ki, Allah ile bu iki duâ arasında hicâb yoktur:

1- Biri mazlumun duâsı,

2- Diğeri kardeşin kardeşe gıyabında duâsı.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 4207)

DUASI KABUL OLMAYANLAR

“Üç kimse vardır ki duâ ederler de icâbet olunmaz:

1- Nikâhı altında kötü ahlâklı bir kadın bulunup da onu boşamayan erkek,

2- Bir başkası üzerinde emânet mal bulundurup da şâhidle onu tesbît etmeyen,

3- Malını sefih bir kimseye veren adam. Çünkü Allah Teâlâ “Mallarınızı sefih (beyinsiz) kimselere vermeyiniz” buyurmuştur.” (en-Nisâ, 5; Hâkim, II, 331/3181)

MÜMİNLERE UMÛMÎ VE GIYABÎ DUÂ

“Duânın efdali, kulun: «Ey Rabbim, Muhammed ümmetinin cümlesine umûmî bir rahmet ile rahmet eyle!» demesidir. (Ali el-Müttakî, II, 191/3702)

“Duânın efdali dünyâ ve âhirette Rabbinden af ve afiyet istemendir. Çünkü bu ikisi dünyâda sana verilir, sonra âhirette de verilirse muhakkak felah bulursun.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 1251)

“Kulun «Ey Rabbim, Ümmet-i Muhammed’in cümlesine umûmî bir rahmetle merhamet et» diye duâ etmesinden daha sevimli bir duâ yoktur Allah katında.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 8026)

«Beni, bütün mü’minleri ve mü’mineleri mağfiret et ey Rabbim» diyen kimseye her bir mü’minin hasenesinden nasîb verilir.” (Bkz. Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 8419; Ali el-Müttakî, II, 228/3876)

“Kişinin, kardeşine onun gıyabında ettiği duâ müstecâbdır. Kulun başucunda vazifeli melek bekler ve duâsına âmin der. Kul kardeşine her bir hayır duâ ettiğinde: «Âmin, sana da aynısı olsun,» der. (İbn-i Mâce, Menâsik, 5)

ANNE VE BABAYA DUA

“Kul, ana ve babasına duâyı unuttuğu zaman rızkı kesilir, yani bereketi gider.” (Ali el-Müttakî, no: 45556)

TEVBE VE İSTİĞFAR

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Duâ Âdâbı” bölümü başlığı altında yer alan “ Tevbe ve İstiğfar” kısmı…

Hâris bin Süveyd anlatıyor: Abdullah ibni Mes’ud –radıyallahu anh– bize iki hadis rivayet etti. Bunlardan biri Hz. Peygamber –aleyhissalâtu vesselâm-’dandı, diğeri de kendisinden. Dedi ki:

“Mü’min günahını şöyle görür: O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur. Fâcir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür.”

İbni Mes’ud bunu söyledikten sonra eliyle, “şöyle” diyerek, burnundan sinek kovalar gibi yapmıştır.

Sonra dedi ki: “Ben Rasûlullah –aleyhissalâtu vesselâm-’ın şöyle buyurduğunu işittim:

«Allah, mü’min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: «Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım» der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah’ın, mü’min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden daha fazladır.»

Müslim’in bir rivayetinde şu ziyâde var:

“Sonra adam sevincinin şiddetinden şaşırarak şöyle dedi: «Ey Allah’ım, sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim.»” (Buharî, Deavât, 4; Müslim, Tevbe, 3; Tirmizî, Kıyamet, 50)

Ebû Bekri’s-Sıddîk radıyallahu teâlâ anh-Hazretleri:

“– Yâ Rasûlallah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta’lîm buyur” dedikte Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

“Şöyle duâ et:

“Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafur ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhamet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur. Şüphesiz Sen Ğafûr ve Rahîm’sin, yâni çok affeden ve çok merhamet edensin.” (Buhârî, Ezân, 149; Deavât, 16)

Büyükler demişlerdir ki: Bu duâ namazda gerek tahiyyattan sonra ve gerekse namaz dışında edilecek duâların en şümullülerinden ve en güzellerindendir. Zîra cehennemden halâs olup cennet ve cemâle kavuşmayı istemek duâların hulâsasıdır.

“Mecnûn ancak o kimsedir ki tevbe ve nedamet etmeyip ma’sıyyette devam ede.” (Ali el-Müttakî, no: 10437)

“Sizin hastalığınızın ve şifânızın ne olduğunu söyleyeyim mi? Hastalığınızın günâhlar, ilâcınızın da istiğfar olduğunu unutmayınız.” (Ali el-Müttakî, I, 479/2092)

“Meclisin (oturmanın veya oturulan yerin) keffareti, kulun şöyle demesidir:

“Seni hamdinle tesbîh ederim ey Rabbim! Senden başka bir ilâh bulunmadığına ve yalnız Sen olup şerîkin olmadığına şehâdet eder, Senin mağfiretini diler, sana tevbe ederim.” (İbn Hanbel, II, 369)

“Gıybetin keffareti, gıybet etdiğin kimse için istiğfar etmekliğindir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 6259)

“Yeryüzündekilerden herhangi bir kimse,

derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri kadar da olsa.” (Ali el-Müttakî, I, 455/1963)

“Duânın hayırlısı istiğfar, ibâdetin hayırlısı da kelime-i tevhîddir.” (Ali el-Müttakî, I, 483/2112)

“Ya Ali, sana bir duâ öğreteyim mi ki zerreler adedince günâhın olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur. Şöyle söyle:

“Allah’ım, Sen’den başka ilâh yoktur. Sen Halîm ve Hakîm’sin, hayır ve bereketi çok olansın. Sen’i tenzih ederim, Sen yüce Arş’ın Rabbi’sin.” (Taberânî, Kebîr, V, 192/5060)

“İstiğfar, mü’minin sahife-i a’mâlinde nur gibi parlar.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 3056; Ali el-Müttakî, I, 475/2064)

“Günâhdan tevbe eden kimse günâh işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar, diğer taraftan günâhtda ısrar eden ise -el-iyâzü billah- Cenâb-ı Hakk ile istihza eden kimse gibi olur.” (Beyhakî, Şuabu’l-îman, V, 436)

“Bir kimse kalbi ve kalıbı ile istiğfara devam ederse Cenâb-ı Hakk o kimsenin gamlarını feraha ve sıkıntılarını genişliğe tebdîl ederek hiç ummadığı bir taraftan onu rızıklandırır.” (İbn-i Mâce, Zühd, 30)

“Tevbe ve istiğfar ile büyük günâhlar af olunduğu gibi mükerreren irtikâb edilen küçük günâhlar da, büyük günâhlar arasına dâhil olur.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 9920)

“Kalbinde nedâmet olmadığı halde yalnız lisânen edilen istiğfar, yalancıların tevbesidir.” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, III, 461, no: 3974)

“Cenâb-ı Hakk’a tevbe ediniz. Muhakkak ki ben günde yüz defa Cenâb-ı Allah’a tevbe ederim.” (Ebû Dâvud, Vitr, 26; İbn Hanbel, Müsned, II, 450)

“Ne mutlu o kimseye ki defter-i a’mâlinde çokça istiğfar bulur.” (İbn-i Mâce, Edeb, 57)

“Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah’a tevbe ediniz.” (İbn Mâce, İkame, 78)

SEYYİDÜL İSTİĞFAR DUASI

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Duâ Âdâbı” bölümü başlığı altında yer alan “Seyyidü’l-İstiğfâr” kısmı…

Şeddad bin Evs radıyallahu anh-’dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“İstiğfârın en üstünü kulun şöyle demesidir:

«Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den başka ibâdete lâyık ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum. Ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım. Bana lutfettiğin nîmetleri yüce huzûrunda minnetle anar, günâhımı îtirâf ederim. Beni affet, şüphe yok ki günahları Sen’den başka affedecek yoktur.»”

Rasûl-i Ekrem Efendimiz sözlerine devamla şöyle buyurur:

“Her kim, bu Seyyidü’l-İstiğfârı sevâbına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim, sevâbına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur.” (Buhârî, Deavât, 2, 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101)

Bu duânın hulâsa-i meali: Ya Rabb, ben cürm ü kusurlarımı i’tirâf eylerim, tevbe ve istiğfar ederim, ni’metlerinin şükründen âcizim, beni afv ü mağfiret eyle, demektir.

İSTİAZE

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Duâ Âdâbı” bölümü başlığı altında yer alan “İstiaze” kısmı…

İstiaze, bir işe başlarken ve herhangi bir münasebetle “Euzü billahi mine’ş-Şeytani’r-racîm”, yani; “Kovulmuş (iyilikten uzaklaştırılarak, lânetlenmiş) olan şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım ” cümlesini söylemek.

Ebû Hüreyye radıyallahu anh-’ın rivayet eylediğine göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– buyurmuşlardır ki:

“Allah’ım! Kabir azâbından sana sığınırım. Cehennem azâbından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım. Deccâlin fitnelerinden sana sığınırım.” (Buhârî, Ezan, 149)

Sa’d bin Ebî Vakkas radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri şöyle istiâze ederlerdi:

“Allahım! Cimrilikten sana sığınırım. Korkaklıktan sana sığınırım. Erzel-i ömre2 bırakılmaktan sana sığınırım, dünyâ fitnesinden: Yani Deccal fitnesinden sana sığınırım, kabir azâbından sana sığınırım.” (Buhârî, Tefsîr, Sûre: 16)

Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem-: “Ve sizden erzel-i ömre bırakılanlar da vardır” (Nahl sûresi, 70) mealindeki âyet-i celîle nazil olduktan sonra Allah’a erzel-i ömürden de sığınmaya başladı.

Hazret-i Aişe radıyallahu anha’dan rivayet olunduğuna göre Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle istiâze ederlerdi:

“Allahım, tenbellikten, bunaklık vâkî olacak derecede ihtiyarlıktan, ihtiyarlık çöküntüsünden, ma’sıyet mahallerinde bulunmakdan, borçluluktan, kabir fitnesinden, kabir azâbından, cehennemin fitnesinden, cehennemin azâbından ve zenginlik fitnesinden sana sığınırım. Fakîrliğin fitnesinden de sana sığınırım. el-Mesîhu’d-Deccâl’in fitnesinden de Sana sığınırım. Allah’ım hatâlarımı kar ve dolu suyu ile yıka. Beyaz bir elbiseyi kirlerden temizlediğin gibi kalbimi de hatâlardan temizle. Benimle hatâlarımın arasını, maşrıkla mağribin arasını uzak kıldığın gibi uzak kıl.” (Buhârî, Deavât, 39)

Buhârî’nin İbn-i Abbas –radıyallahu anhüma-’dan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle istiâze etmişlerdir:

“Ya Rabb! Senin îzzet ve kudretine sığınırım ki, senden başka hiç bir ilâh yoktur. Ve sen ölmezsin. Cin ve insanlar ise ölürler.” (Buhârî, Eymân, 13; Tevhîd, 7; Müslim, Zikr, 68)

Cabir radıyallahu anh-dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz:

Kur’ân’dan:

“Ey Habîbim de ki Allah Teâlâ Hazretleri sizin üzerinize Nuh tufanı ve Kavm-i Lût’a taş yağdırdığı gibi sizin de üzerinize bir azâb göndermeğe kâdirdir.” (En’âm sûresi, 65) meâlindeki âyet-i celîle nâzil olduğu zaman:

اَعُوذُ بِوَجْهِكَ “Yâ Rabb! Böyle bir azâbdan zât-ı pâk-i ülûhiyyetine sığınırım!” buyurdu.

“Altınızdan, âl-i Fir’avn’in boğulması ve Karun’un yere geçirilmesi gibi size azâb etmeye kadirdir” (En’âm sûresi, 65) mealindeki nazm-ı celîlin kırâetinde yine:

اَعُوذُ بِوَجْهِكَ “Yâ Rabb! Böyle bir azâbdan zât-ı pâk-i ülûhiyyetine sığınırım!” buyurdu.

“Yahud Fırkalar ihtilâfıyla mukatele ve muharebe zaruretlerine ve biriniz diğerinizin kılıncıyla katlolunmasına kâdirdir’ (En’âm sûresi, 65) mealindeki nazm-ı celîlin kırâetinde هٰذَا اَهْوَنُ اَوْ اَيْسَرُ “İşte bu bir dereceye kadar ehvendir, yahud biraz daha kolaydır” buyurdu.” (Buharî, Tefsîr, 6/2)

Başka bir hadîs-i şerîfde Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri:

“Ben Allah Teâlâdan ümmetimden dört şeyin kaldırılmasını istedim. Allah Teâlâ Hazretleri ikisini kaldırdı, ikisini kaldırmadı. Ümmetimi kavm-i Lût gibi semâdan taş yağdırarak ve Karun’a yaptığı gibi yere geçirmekle helak etmemesi için duâ ettim. Cenâb-ı Hak bu iki duâmı kabul buyurdu. Fakat fırkalar ve hizibler ihtilafıyla aralarında mukatele ve muharebe ihtilâfının ve yekdiğerinin kılıncıyle katil ve helak edilmeleri cihetinden de ref’ ve izâlesi için duâ ettim, kabul buyurmadı” demişlerdir. (Bkz. Ali el-Müttakî, XI, 174/31101)

Yani insanlar arasında ilâ yevmi’l-kıyam fırkalar ihtilafıyla veya ecnebi düşmanların tasallutuyle aralarında muharebe ve mukatele eksik olmayacak demekdir.

“İblîs yeryüzüne inince Allah’a şöyle dedi;

– Ya Rabbi, beni yeryüzüne indirdin ve kovulmuş birisi yapdın. Öyle ise bana bir ev ver. Allah Teâlâ:

– Hamam, dedi.

– Bana bir de meclis ver, dedikde;

– Çarşılar ve yol kavşakları, dedi.

– Bana içecek ver, dedi.

– Her sekir veren şey, dedi.

– Bana müezzin ver, dedikte:

– Çalgıcılar, dedi.

– Kitap ver dedikte:

– İnsanların vücudlarına yaptırdıkları dövmelerdir, dedi.

– Bana bir söz ver, dedikde:

– Yalan sözler senin sözlerindir, dedi.

– Bana bir peygamber ver dedikte;

– Kâhinler, dedi.

– Tuzak ver, dedikde:

– Kadınlardır” dedi. (Râmûzû’l-ehâdis, s. 332)

“İblis’in, köpeğin hortumu gibi bir hortumu vardır. Onu Ademoğlunun kalbine sokar ve durmadan şehvetleri, lezzetleri hatırlatır ve Rabbi hakkında şüpheye düşürmek gayretiyle vesvese verir. Kul:

deyince şeytan kalbinden hortumunu çeker.” (Ali el-Müttaki, I, 251/266)

Süleyman bin Surad -radıyallahu anh- şöyle dedi:

Bir gün Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında oturuyordum. İki kişi birbirine sövüp duruyordu. Bunlardan birinin yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuş, boyun damarları şişmiş, dışarı fırlamıştı. Bunu gören Rasûlullâh –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle buyurdu:

“Ben bir söz biliyorum, eğer bu kişi onu söylerse, üzerindeki bu kızgınlık hâli geçer. Eğer o:

«İlâhi rahmetten kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım» derse, üzerindeki hâl kaybolur.”

Oradakiler Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem-’in ona “İlâhî rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!” tavsiyesinde bulunduğunu ilettiler… (Buhârî, Bed’ü’l-halk 11, Edeb 44, 76; Müslim, Birr 109)

“Şöyle de: «Ey Rabbim! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve menimin şerrinden sana sığınırım.” (Neseî, İstiâze, 4)

“Gecenin evvelinde ve gündüzün evvelinde şu duâ ile duâ eden kulu Allah Teâlâ İblîs ve askerlerinden korur:

“Şânı yüce, burhanı büyük, kudreti şiddetli Allah’ın adıyla. Allah ne dilerse o olur. Şeytandan Allah’a sığınırım.” (Ali el-Müttakî, II, 225/3862)

“Belânın sizi ezmesinden, şekavetin çukuruna düşmekten, kötü kazaya uğramaktan ve düşmanların şamatasından Allah’a sığının!” (Buhârî, Kâder, 13)

“Cehennemden Allah’a sığınınız. Kabir azâbından Allah’a sığınınız. Mesîh Deccâl’in fitnesinden Allah’a sığınınız. Hayatın ve ölümün fitnesinden Allah’a sığınınız.” (Râmûzû’l-ehâdis, s. 255)

“Allah’a sığınanların sığınma vâsıtalarının efdalini söyleyeyim mi? Felâk ve Nâs sûreleridir.” (Râmûzû’l-ehâdis)

“Şu yaptığım tavsiyeyi işitmene hiç de bir mâni’ yokdur: Sabah ve akşama çıktığında de ki:

“Ey Hayy u Kayyum olan Rabbim! Rahmetine tevessül ederek bana yardım etmeni istiyorum. Benim her hâlimi ıslâh eyle. Göz açıp yumuncaya kadar da olsa beni kendime (nefsime) bırakma!” (Hâkim, I, 730/2000)

BESMELE

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Besmele” bölümü…

Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Bilcümle semavi kitâbların anahtarı «Rahman, Rahîm Allah adı ile» dir; yani besmeledir.” (Râmûzû’l-ehâdîs, 241, Suyûtî, el-Câmiûs-Sağir, no: 3111)

“Meşrû işlerin hangisi olursa olsun besmele-i şerîfe ile başlanmazsa hayrına ve tamamına nâil olunamaz, bereketsiz kalır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 6284)

“Bir vartaya düştüğün vakit:

«Rahman, Rahîm Allah adıyla. Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak yüce ve Azîm olan Allah’ın tevfik ve yardımıyladır.» demeye devam et. Zira Cenâb -ı Allah bunların hürmetine belâ ve musibetlerin nicelerini def eder.” (Suyûtî, el-Camius-Sağir, no: 896; Râmûzü’l-ehâdis, 66)

İbn-i Mesʻûd (r.a) şöyle buyurur:

“Cehennemin başlıca me’murları olan ondokuz zebânînin azâbından necat bulmak isteyen kimse Besmele’ye devam etsin.” (İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 120)

Zira besmele ondokuz harftir.

“Sizden biriniz evine girmek istediği zaman şeytan onu ta’kîb eder. O kimse evine girdiği zaman besmele ile girerse şeytan der ki: Bu evde bana girecek yer yok.” (Müslim, Eşribe, 103; el-Ezkâr, 26)

“Her günün sabahında ve her gecenin akşamında:

«Allah’ın adıyla ki, O’nun adı sayesinde ne semâda, ne yeryüzünde, hiç bir şey zarar veremez. O her şeyi işiten, her şeyi hakkıyle bilendir» diyen ve bunu üç defa tekrarlayan kimseye hiç bir şey zarar veremez.” (Ebû Dâvud, Edeb, 101; İbn-i Mâce, Duâ, II; İbn Hanbel, I, 62, 66, 72)

“Allah’ın adı anılmadan yenilen her yemek ancak hastalıktır, onda bereket yoktur. Bunun keffâreti, eğer sofra ortada ise Bismillah diyerek devam etmekdir. Eğer sofrayı kaldırdı isen yine Bismillah deyip parmaklarını yalamandır.” (bk. en-Nevevî, el-Ezkâr, 205. vd.)

HAMDELE

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Hamdele” bölümü…

Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Meşrû işlere Allah’a hamd ile başlanmazsa hayır ve bereketi kesilir.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 19; Ebû Dâvud, Edeb, 18)

“Cenâb-ı Hakk’ın nîmetlerine hamd ü senâ, insanı nîmetin zevâlinden emîn kılar.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 3836)

“Allah’a hamdetmek şükrün başıdır. Allah’a hamdetmeyen bir kul O’na şükür etmemiştir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 3835)

“Cenâb-ı Hakk’ı sena için elhamdülillah demek, yahud Allah’a hamd etmek zikirlerin efdalidir.” (İbn-i Mâce, Edeb, 55)

“Cenâb-ı Hakk’a en çok şükür edeniniz, insanlara teşekkürde kusur etmeyeninizdir.” (Ebû Dâvud, Edeb, 11; Tirmizî, Birr, 35)

“Sözlerin Allah’a en sevimlisi, kulun:

سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِهِ demesidir.” (Buhârî, Tevhîd, 58; Müslim, Salât, 220; Ebû Dâvud, Edeb, 101, Tirmizî, Mevakît, 79)

“Hiç bir tarafı müstesna olmamak üzere bütün dünyâ ümmetten sâdece bir adama verilse ve sonra bu kimse «Elhamdülillah» dese, muhakkak ki bu «Elhamdülillah» bütün hepsinden daha kıymetli, daha efdal olurdu.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 7398)

“Kim her gün bir defa:

derse cennetteki makamını görmedikçe ölmez, yahud ona gösterilmedikçe ölmez.” (Ali el-Müttakî, II, 230/3886)

 

“Kim «Hamd ederim Allah’a ki, her şey O’nun azameti önünde boyun eğmiştir. Hamdederim Allah’a ki her şey O’nun izzeti karşısında zelîldir. Hamd ederim Allah’a ki her şey O’nun mülk ü saltanatına boyun eğmiştir. Hamd ederim Allah’a ki, her şey O’nun kudretine teslîm olmuştur» derse ve bunu ancak Allah’ın indindekini taleb ederek söylerse, Allah ona bin hasene yazar, derecesini bin kat yüceltir, kıyamet gününe kadar ona istiğfar etmeleri için yetmiş bin melek vazifelendirir.” (Ali el-Müttakî, II, 226/3879)

İbrâhîm –aleyhisselâm– Rabbine suâl edip:

“– Ey Rabbim, sana hamdedenin mükâfatı nedir?” Allah Teâlâ cevaben buyurdu ki:

“– Hamd, şükrün anahtarıdır, şükür onunla beraber Rabbü’l-âlemînin Arşına yükselir.” İbrâhîm tekrar suâl edip:

“– Ey Rabbim! Seni tesbîh edenin mükâfatı nedir?” Allah Teâlâ cevaben:

“– Tesbîhin aslının ne demek olduğunu âlemlerin Rabbi Allah bilir.” (Ali el-Müttakî, I, 469/2042)

SALVELE

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Salvele” bölümü…

Peygamber Efendimiz –sallallahu aleyhi ve sellem– buyurmuşlardır ki:

“Cenâb-ı Hakk’a yarın rızâya ermiş olarak mülâki olmak arzusunda bulunanlar bana çokça salât göndersinler.” (Ali el-Müttakî, I, 504/2229)

Tahkîkan sizden bana en yakın olan kimse beni çokça salât ve selâmla yâd edenlerdir.” (Tirmizî, Vitr, 21/484)

“İhtiyâcı bulunan bir şeyi te’minde zorluğa düşen bir kimse bana çokça salât ve selâm göndersin. Tahkîkan salât ve selâm gam ve kederleri izâle eyler, rızıkları bollaştırır ve müşkilleri halletmek için yegâne bir vesiledir.” (Kenzü’l-İrfân, 5)

“Muhakkak ki insanların en ziyâde cimri olanı yanında ismim anılıp da bana salavât ve selâm göndermeyen kimsedir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 2156)

“Bir kimse yanında ismim zikrolunur da bana salât ve selâm göndermezse o kimse şakîdir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 8678)

“Bize olan muhabbetinden dolayı Allah Teâlâ Muhammed -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm-ı lâyık olduğu şekilde mükâfatlandırsın.” diyen kimse yetmiş kâtibi bin sabah yormuş olur. (Ali el-Müttakî, II, 234/3900)

Yani bundan hâsıl olacak sevabı yetmiş kâtib bin gün müddetle yazmakla zor bitirirler, demektir.

Peygamber –aleyhisselâm-’a salât edilinceye kadar her duâ yolda bekler, gitmez, kalır.” (Tirmizî, Vitr, 21)

“Allah’ın ismi zikrolunmaksızın ve bana salavât gönderilmeksizin başlanan bir iş kesilir kalır, batar. Bütün bereketlerden mahrum olur.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 6285)

“Allah Teâlâ bana ümmetim için iki emân indirdi. Bunlar şunlardır:

“Sen onların içinde bulunduğun müddetçe Allah onlara azâb edecek değildir. Onlar istiğfara devam ettikleri müddetçe de Allah onlara azâb edici değildir.” (Enfal sûresi, 33)

Ben gidince onların arasında kıyamete kadar istiğfarı bıraktım.” (Tirmizî, Tefsir, 8/3082)

Günün Belli Zamanında Okunacak Duâlar

SEHER VAKTİNİN FAZİLETİ

Ebû Hüreyre radıyallahu anh-’den rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçte biri kaldığı sırada dünyâ semâsına nüzûl eder ve şöyle buyurur: “Bana duâ eden var mı, duâsına icâbet edeyim? İstediğini vereyim. Bana istiğfar eden var mı, onu mağfiret edeyim?” (Buhârî, Teheccüd, 14)

Bu hadîs-i şerîf, gecenin son üçte birinin vakt-i icâbet olduğuna büyük müjdelerle berâber delâlet etmektedir.

“Gece yarısında semânın kapıları açılır ve bir münâdî şöyle seslenir: «Hiç duâ eden var mı, icâbet olunsun, bir şey isteyen var mı verilsin, bir sıkıntıda olan var mı kurtarılsın.» Her hangi bir duâ ile duâ den hiç bir müslüman yoktur ki Allah Teâlâ ona icâbet etmiş olmasın. Ancak şehveti için koşan zinâkâr kadınla ayyaş ve işret ehli müstesnâ.” (İbn Hanbel, IV, 217, III, 34, 43, 94)

“Gecede bir saat vardır. Müslüman bir kulun dünyâ ve âhiret işinden istediği her hangi bir hayır varsa ve duâsı o saate gelirse muhakkak Allah ona dileğini verir. Bu her gece vardır.” (Tirmizî, Vitr, 16; Neseî, Mevâkit, 35)

“Saatlerin efdali gecenin son kısmıdır.” (İbn-i Hanbel, IV, 385)

  • Şeytanın Şerrinden Muhafaza Edilen Üç Kişi

Üç kişi vardır ki onlar İblis’ten ve askerlerinin şerrinden masûndurlar:

  1. Gece ve gündüz Allah’ı çok zikredenler,
  2. Seher vakitlerinde istiğfar edenler,
  3. Allah’ın haşyetinden ağlayanlar.” (Ali el-Müttakî, XV, 841/43343)

TEHECCÜDE KALKINCA OKUNACAK DUÂ

İbn-i Abbas radıyallahu anhüma-’dan rivâyet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem, gece teheccüd için kalktığında şöyle derlerdi:

“Allah’ım Sana hamd olsun. Sen bütün semâları, arzı ve onlardakileri ayakta tutansın. Hamd Sana mahsûstur ey Rabbim! Sen semâların, arzın ve onlarda ne varsa hepsinin nûrusun. Hamd Sana mahsustur ey Rabbim! Sen semâların, arzın ve  onlardakilerin hâkimi ve hükümdârısın. Ve Sana yine hamd olsun ki, Sen Hakk’sın. Sen’in va’din de hak, Sana kavuşmak da hak, sözün de hak, cennet de hak, cehennem de hak, nebîlerde hak, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’de hak, kıyâmet de hak. Sana teslîm oldum ey Rabbim! Sana îmân ettim, Sana tevekkül ettim ve Sana yöneldim. İnanmayanlara karşı, Sana dayanarak mücâdele ettim ve neticede ancak Seni hakem olarak kabûl ettim, benim evvelki yaptıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yaptıklarımı da mağfiret et. Öne alan da Sen’sin, geriye bırakan da Sen’sin. Sen’den başka ilâh yoktur. Kuvvet ve kudret ancak, Allah’a dayanmakladır. (Buhârî, Teheccüd, 1)

UYANINCA OKUNACAK DUA

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- uykudan kalkınca şöyle derlerdi:

“Öldürdükten sonra bizi dirilten Allah’a hamd olsun. Dönüş ancak O’nadır.” (Buhârî, Deavât, 8)

Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz yine buyurmuşlardır ki:

“Sizden biriniz uykudan uyandığı zaman şöyle desin:

“Bana ruhumu geri veren, vücûdumu afiyette kılan ve kendisini zikretmeye müsaade eden, Allah’a hamd olsun.” (Nevevî, el-Ezkâr, 21)

Yine Buhârî’nin Ubâde bin Sâmit –radıyallahu anh-’tan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle buyurmuşlardır:

“Kim uyku arasında uyandığında:

«Allah’tan başka ilâh yok, yalnız O vardır. Şerîki yoktur. Mülk O’nundur. Hamd de O’na mahsustur ve O, her şeye kâdirdir. Allah’a hamdeder, Allah’ı tesbîh ederim. Allah’tan başka ilâh yok ve Allah en büyüktür, Allah’a dayanmaktan başka kuvvet, kudret yoktur.» dedikten sonra; «Ey Rabbim beni mağfiret et» der veya duâ ederse icabet olunur; bir de abdest alırsa namazı kabul olunur.” (Buhârî, Teheccüd, 21)

“Kulun uykudan kalkınca söyliyeceği şeylerin en sevimlisi:

«Ölüleri dirilten Allah’ı tesbih ederim. O her şeye kâdirdir.» demesidir.” (Suyûtî, Camiu’s-sağir, no: 2173)

“Kim sabaha çıkınca:

«Ne iyinin ne kötünün aşıp geçemediği Allah’ın tam kelimelerine yarattığı, şekil verdiği ve meydana getirdiği herşeyin şerrinden sığınırım» derse ins ü cinnin şerrinden muhafaza edilir. Yılan, akreb gibi şeylere sokulsa bile o gün akşama kadar zarar vermez. Akşamleyin bunu söylerse sabaha kadar hıfz u emân-ı ilâhîde kalır.” (Ali el-Müttakî, II, 165/3593)

SABAH NAMAZINDAN SONRA OKUNACAK DUA

“Kim sabahleyin üç def’a

diyerek Sûre-i Haşr’ın sonundan üç âyet okursa Allah Teâlâ onun için yetmiş bin melek vazifelendirir, akşama kadar ona duâ ederler, o gün ölürse şehîd olarak ölür, akşamleyin bunu yapan da aynı derecededir.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 22/2922)

“Sabaha çıkınca bin def’a سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِهِ diyen kimse nefsini Allah’dan satın almıştır.” (Heysemî, X, 151)

Kim sabah namazını kıldıktan sonra kalkarken yedi defa:

“Allah’a sarılmaktan başka kuvvet yoktur ne bir çare ne de bir hîle fâide vermez. Ne Allah’dan kurtulacak yer ne de O’ndan sığınacak yer vardır. Kurtuluş ve sığınış ancak O’na dayanıp ilticâ etmektedir” derse yetmiş türlü belâ ondan def’ olur. (Ali el-Müttakî, II, 144/3519)

EVDEN ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

Evden çıkarken en az üç def’a:

“Allah’ın adıyla! Allah’a tevekkül ettim. Allah’a dayanmaktan başka kudret ve kuvvet yoktur.” duâsını okumalıdır. (Ebû Dâvud, Edeb, 102-103)

Bu duâyı okuyan kimseye: “Bu sana kâfidir, himayeye alındın” denilir ve şeytan ondan uzaklaşır gider. (Ebû Dâvud, Edeb, 102-103)

Yine:

“Ey Allah’ım! Sapmaktan veya saptırılmaktan, hatâ etmekten, hatâ ettirilmekten, zulmetmekten, zulme uğramaktan, cahillik etmekten, bana cahillik edilmesinden, hakkım olmayan bir şeyi istemekten, elimde olmayan bir şeyin benden istenilmesinden sana sığınırım” demelidir. (Ebû Dâvud, Edeb, 102-103; Ali Müttakî, VII, 144/18420)

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz:

“Evinden çıkarken iki rekat namaz kıl, seni kötü bir yere gitmekten muhafaza eder, evine girdiğin zaman iki rekat namaz kıl, seni kötü bir yere girmekten muhafaza eder” buyurmuştur. (krş. Nevevî, el-Ezkâr, 24 vd.)

ARABAYA BİNERKEN OKUNACAK DUA

“Bir binite bindiğinde:

“Hiç de lâyık olmadığımız halde bize bunu müsahhar kılan Allah’ı tesbîh ederim.” (Zuhruf sûresi, 13) diyen kimse, bu bineğinden inmeden ölürse şehîd olarak ölmüş olur.”

Ayrıca binite binerken:

“O’nun yürümesi ve durması Allah’ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder.” denilmelidir. (Hûd sûresi, 41)

YEMEKTEN SONRA YAPILACAK DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Günün Belli Zamanlarında Okunacak Duâlar” bölümü başlığı altında yer alan “Yemekten Sonra Yapılacak Dua” kısmı…

Ebû Ümâme –radıyallahu anh-’den mervîdir ki: Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz yemekten sonra şöylece duâ etmişlerdir:

“Yâ Rabb! Sana, pek çok ve riya gibi şeylerden uzak ve yümn ü bereketi bulunan, nezd-i ulûhiyyetinde makbul olup merdûd olmayacak derece-i kemâl-i ihlâs üzere ve hiç bir sûrette kâfi görmiyeceğimiz ve dâima yapmaya devam edeceğimiz ve hiç bir surette bırakmıyacağımız ve kendisinden hiç bir vakit istiğna göstermiyeceğimiz bir hamd ile sana hamdederiz. Sen bizim Rabbimizsin; yani nîmetin her türlüsü ile bizi besleyen, yaşatansın.” (Buhârî, Et’ime, 54)

Yine Ebû Ümâme –radıyallahu anh-’den rivayet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz bir yemekten sonra şöyle duâ etmişlerdir:

“Sana hamd ederiz ey Rabbimiz! Nîmetinden müstağnî değiliz. Her dâim senin in’âm ve it’âmına; yani bize nîmet verip yedirmene muhtacız. Bu taam da vedâ taamımız olmayıp daha çok hayırlı ömürler ihsan ile, nankörlük edilmeyen, dâima şükür edilen nîmet ver ey Rabbimiz, yani sana dâima şükredeceğiz.” (Buhârî, Et’ime, 54)

Bir defasında da şöyle demişlerdir:

“Yâ Rabb! Sana hamd ederiz. Bu hamdimiz senin ihsan etmiş olduğun nîmetlerine mukabil olamaz, ve senin azamet-i ulûhiyyetin ve rubûbiyyetin hakkını îfâya asla kâfi değildir. Sana gerektiği gibi hamdedemediğimiz için aczimizi arzederiz. Ey Rabbimiz! Zîrâ nimetlerini saymak mümkün değildir.”

“Allah Teâlâ Hazretlerine hamdederiz. Bize kifayet edecek derecede yemek ve sâir nimetlerini ihsan buyurdu. Yedirdi ve kanasıya içirdi. Allah Teâlâ Hazretleri’nin azamet ve ulûhiyyetinin hakkını tamamiyle îfâ edebilmek kâbil değildir. Ve Allah Teâlâ Hazretleri’nin sayılmayacak kadar çok nimetleri hiç bir sûretle inkâr edilemez.” (Buhârî, Et’ime, 54)

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz yine buyurmuşlardır ki:

“Allah Teâlâ Sizden herhangi birinize yemek yedirdiği zaman:

“Ey Rabbimiz! Bunu bize mübarek ve bereketli kıl ve bize bundan hayırlısını yedir” desin.

Birine süt içirdiğinde de:

“Ey Rabbimiz! Bize bunu mübarek ve bereketli kıl ve bundan bize ziyâdece ver” desin.

Sütten başka hiç bir şey hem yemek, hem içecek yerine geçmez. (Tirmizî, Deavât, 54/3455)

Yine Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Bir yemek yediğin ve bir içecek içtiğin zaman:

«Allah’ın ismiyle ve Allah ile. O ki, ism-i Celâl’i sayesinde ne yerde, ne de gökte hiç bir şey zarar veremez. Ya Hayy, ya Kayyûm!» dersen, o yediğin yahud içtiğinden sana hiç bir hastalık gelmez. İçinde zehir bile olsa.” (Ali el-Müttakî, XV, 249/40799)

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz yemekten sonra şöyle de duâ ederlerdi:

“Dâima yediren ve kendisine hiç yedirilmeyen, bize ihsanda bulunan bizi doğru yola ulaştırıp da doyuran ve suya kandıran ve hep güzel vesîlelerle imtihan eden Allah’a hamdederiz. Yâ Rabb sana hamdediyoruz. Bu hamdimizi kâfi görmüyoruz, îfâ edilmiş saymıyoruz ve nankörlük etmiyoruz, nîmetlerinin hiç birinden müstağnî değiliz. Bize yemekten yediren, sudan içiren, çıplak iken giydiren, dalâlette iken hidâyete erdiren, görmezken gösteren ve bizi yarattıklarının pek çoğuna üstün kılan Allah’a hamd ederiz, çünkü hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.» (Hâkim, I, 731/2003)

Şu duâ da yemekden sonra yapılan me’sûr duâlardandır.

“Bizi yediren, içiren ve müslümanlardan kılan Allah’a hamdolsun.

Allah’ım! Yemek sâhibini, yiyenleri, sofraya emeği geçenleri, bütün mü’min erkek ve kadınları mağfiret et ve onlara rahmet eyle!

Allah’ım! Kalblerimizi muhabbetinin ve zikrinin nurlârıyla nurlandır, ey celâl ve ikrâm sâhibi Allah’ım!

Allah’ım! Din husûsunda, dünyada ve âhirette sıhhat, selâmet ve âfiyet üzere güzel bir hayât yaşamayı lutfeyle! Şüphesiz Sen her şeye kâdirsin.

Allah’ım! Sen’den nîmetin tamâmını (İslâm üzere ölüp cennete girmeyi), âfiyetin devâmını ve hüsn-i hâtime ile (güzel bir hâl üzere) vefât etmeyi isteriz.

Allah’ım! Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– ve Fâtiha-i Şerîfe hürmetine nîmetlerini artır, noksanlaştırma!”

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– su içtikleri zaman:

“Bize rahmetiyle tatlı soğuk su içiren ve günâhlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah’a hamdederiz.” (Suyutî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 6728)

ÇARŞIYA ÇIKINCA OKUNACAK DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Günün Belli Zamanlarında Okunacak Duâlar” bölümü başlığı altında yer alan “Çarşıya Çıkınca Okunacak Dua” kısmı…

“Çarşıya girdiğinde:

“Allah’tan başka ilah yoktur. Bir tek O vardır ve hiçbir ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd de O’na mahsustur. Diriltir ve öldürür. O dâima diridir ve asla ölmez. Bütün hayırlar O’nun elindedir. O herşeye kâdirdir.” diyen bir kimseye Allah binlerce hasene yazar, binlerce günâhını siler, derecesini binlerce yükseltir, ve ona cennette bir ev bina eder.” (Tirmizî, Deavat, 36)

EVE GİRİNCE OKUNACAK DUA

“Sizden biriniz bir menzile (eve, konak yerine) indiği zaman:

“Yarattıklarının şerrinden Allah’ın tam kelimelerine sığınırım” derse, oradan ayrılıncaya kadar hiç bir şey ona zarar veremez.’ (Müslim, Zikir, 54)

AKŞAMLEYİN OKUNACAK DUA

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Kim her sabah ve her akşam üç defa:

«İsmi sayesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. O her şeyi işitir ve bilir» derse, ona hiçbir şey zarar vermez.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 101/5088; Tirmizî, Deavât, 13)

YATSIDAN SONRA OKUNACAK DUA AYETLERİ

Ebû Mes’ûd el-Bedrî –radıyallahu anh-’dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle buyurmuşlardır:

“Her kim Bakara Sûresi’nin sonundaki iki âyet-i celîleyi (Âmene’r-Rasûlü) her gece okursa ona kifayet eder.” (Buhârî, Megâzî, 12; Müslim, Müsâfirin, 255; Tirmizî, Sevâbül-Kur’ân, 4)

Bismillahirrahmanirrahim

“Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr(masîru).

Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).” (Bakara 285-286)

Amenerrasulü’nün Türkçe Meali

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.

Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” (285)

Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (286)

YATARKEN OKUNACAK DUÂLAR

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Uyku için yatağa yatarken evvelâ Fatiha, sonra İhlâs-ı şerîf okursan ölümden başka her şeyden emîn olursun.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 892)

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Yatağına girdiğin zaman şöyle de:

“Allah’ın gadabından, îkabından, kullarının şerrinden, şeytanların hücumlarından ve benim yanıma gelmelerinden O’nun her biri noksansız ve tam bulunan kelimelerine sığınırım.” Böyle söylersen hiçbir şey sana zarar veremez ve zarar verilmemeye lâyık olursun.” (Bkz. Ebû Dâvud, Tıbb, 19; Tirmizî, Deavât, 90; Muvatta’ Şiir, 9)

Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– yine buyurmuşlardır ki:

“Yatağına girdiğin zaman Kâfirûn Sûresini oku. Çünkü bu sûre, şirkten berâettir.” (Tirmizî, Duâ, 22)

ERKEN KALKMAK İÇİN OKUNACAK DUALAR

Bir de her kim gece yatarken:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku! Allah’ım, gözümü uyanık kıl, kalbimi nurlandır, benden çok uyumayı ve gaflet ağırlığını gider!” duâsını okuyup erkenden uyanmak niyetiyle yatar ise bi-iznillahi teâlâ dilediği saatte uyanır. Uyandığı zaman hemen kalkıp abdest alır, ibâdetine başlar.

Uykusu olmayan ve uyuyamamaktan dolayı muztarib olan kimse abdestli olarak yatağa yatarken:

“Allah’ım, yıldızlar battı, bütün gözler sükûne erdi, Sen ise kendisini uyuklama ve uyku tutmayan Hayy ve Kayyûm’sun! Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah’ım, gecemi sükûna erdir ve gözlerimi uyut!” deyip Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) sûrelerini okuyup yatmalıdır. (Bkz. Heysemî, X, 178)

Buhâri’nin Berâ bin Âzib –radıyallahu anh-’dan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle buyurmuşlardır:

“Yatağa varmak istediğinde namaz için aldığın gibi bir abdest al, sonra sağ tarafın üzerine yat, sonra şöyle de:

“Ey Rabbim, bütün varlığımı sana teslîm ettim, işimin tasarrufunu sana havale ettim, yönelişim sanadır, korkum da ancak sendendir, senin azâbından kaçıp sığınılacak ancak yine senin rahmetindir. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin Resulüne îmân ettim ey Rabbim!” demektir. Bunları söyler de uyur, o gecede ölür isen fıtrat üzere ölmüş olursun. Uyumadan evvel bunlar son sözlerin olsun.” (Buharî, Deavât, 7)

Yine Buhârî’nin Ebû Hüreyre –radıyallahu anh-’dan rivayet etdiğine göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Sizden herhangi biriniz yatağına vardığı vakit elbisesiyle yatağının üzerini silkelesin, yani temizlesin, çünkü o vakte kadar ne olduğunu bilmez; yani yatağında akrep ve sâir gibi eza verici şeyler bulunmuş olabilir. Sonra yatağına girince şöyle desin:

“Senin isminle ey Rabbim yanımı yere koydum. Yine senin yardımınla kaldırırım. Eğer ruhumu alıkorsan (öldürürsen) ona rahmet eyle, eğer tekrar verirsen onu sâlihleri muhafaza ettiğin şeyle muhafaza eyle.” (Buharî, Deavât, 13)

Yine Buhârî’nin Hüzeyfe –radıyallahu anh-’dan rivayet etdiğine göre, Hüzeyfe şöyle demiştir: “Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz yatağına vardığında şöyle derlerdi:

“Senin isminle ölür, Senin isminle dirilirim ey Allah’ım!” (Buhârî, Deavât, 8; Müslim, Zikir, 59)

İbn-i Abbâs radıyallahu ahn-’dan mervidir ki: Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Eğer bir kimse kendi haremine yaklaşırken besmeleden sonra:

«Ya Rab beni şeytandan uzaklaştır, şeytanı da bize in’âm ve ihsan buyurduğun şeyden uzaklaştır» demiş olsa, sonra o zevceyn arasında evlâd takdîr olunursa o çocuğa ebediyyen şeytan zarar veremez.” (Buhârî, Deavât, 54)

Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem– gece bir tarafından diğer tarafına dönünce:

“Vâhid ve Kahhâr olan Allah’tan başka ilah yoktur. O, göklerin yerin ve ikisinin arasındaki herşeyin Rabbidir. O, Azîz ve Gaffâr’dır / üstün ve çok affedicidir.” derlerdi. (Hâkim, I, 724/1980)

SABAH NAMAZINA KALKMAK İÇİN OKUNACAK DUA

Ebû Hüreyre radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Sizden herhangi biriniz uykuda iken şeytan ense kökünüze üç düğüm atar. Her bir düğümü bağladıkça: «Sen yat yat, daha gece uzundur» diyerek attığı düğümün üzerine eliyle vurur. Eğer bir kimse uykudan uyanır da Allah’ı zikreder, hatırlarsa bu düğümlerden biri çözülür, abdest alırsa biri daha çözülür, namaz kılarsa birisi daha çözülür ve zinde ve neş’eli olarak tertemiz bulunarak, sıklet ve tenbellik gibi şeylerden uzak olarak sabaha çıkmış olur. Böyle yapmayıp da güneş doğuncaya kadar gaflet üzere yatarsa vücûdu habîs ve tenbel olarak sabaha çıkmış olur. (Buhârî, Teheccüd, 12; Müslim, Müsâfirîn, 207; Ebû Dâvud, Tatavvu’, 18)

Abdullah bin Mes’ud radıyallahu anh-’dan gelen rivayette ise Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz’in huzurunda geceden uykuya dalarak tâ güneş doğuncaya kadar uyuyup sabah namazına kalkmayan kimse zikredilse:

“O kimsenin kulağına şeytan işemişdir” buyururlardı. (Buhârî, Teheccüd, 13)

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz:

“Muhakkak sabah namazı ile güneş doğması arasında bulunan rızık taksimi zamanını uykuda geçirmek rızkın bir kısmına mani olur” buyurmuşlardır. (İbn Hanbel, I, 73)

HELAYA GİRERKEN VE ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

Enes bin Mâlik radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– def’i hacete girerlerken:

“Allah’ım, şeytanların erkeklerinden ve dişilerinden sana sığınırım” derlerdi. (Buhârî, Deavât, 54)

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Sizden biriniz heladan çıkarken:

«Benden bana eza veren şeyi gideren ve bana yarayacak şeyi bende tutan Allah’a hamd olsun.» desin” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 574; Ali el-Müttakî, IX, 350/26390).

ABDEST DUALARI

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Abdest Duâları” bölümü…

  1. Elleri Yıkarken:

“Azamet ve celâl sâhibi Allah’ın adıyla başlarım. Bizi İslâm dininde kılan, îman etmeye muvaffak buyuran ve hidâyete erdiren, Rahman Allah’a hamdederim. Suyu temizleyici, İslâm’ı da nur kılan Allah’a hamdolsun.”

  1. Ağzını Yıkarken:

“Ey Rabbim, bana peygamberinin havzından bir kâse içir, ondan sonra hiç susamayayım.”

  1. Burnuna Su Verirken:

“Ey Rabbim bana cennetin kokusunu duyur ve onun nîmetlerinden nasîblendir ve bana ateşin kokusunu duyurma.”

  1. Yüzünü Yıkarken:

“Ey Rabbim! Nice yüzlerin beyaz, nice yüzlerin kara olacağı günde yüzümü nurunla beyâz kıl, nurlandır.”

  1. Sağ Kolunu Yıkarken:

“Ey Rabbim! Kitabımı sağ elime ver ve hesabımı kolay gör.”

  1. Sol Kolunu Yıkarken:

“Ey Rabbim! Kitabımı sol elime verme, arkamdan da verme ve beni sıkı hesâba çekme!”

  1. Başını Meshederken:

“Ey Rabbim! Saçımı ve yüzümü ateşten koru. Senin himâyenden başka bir himâyenin bulunmadığı günde beni Arş’ının gölgesi altında gölgelendir.”

“Allah’ım beni rahmetinle sar, üzerime berekâtından indir.”

  1. Kulağına Meshederken:

“Ey Rabbim! Beni sözü dinleyip de en güzeline ittibâ edenlerden kıl.”

  1. Boynuna Meshederken:

“Allah’ım! Beni cehennemden âzâd eyle, onun zincir ve bukağılarından muhâfaza eyle!”

  1. Sağ Ayağını Yıkarken:

“Ey Rabbim! Nice ayakların kaydığı günde benim ayaklarımı sırat üzerinde sabit kıl.”

  1. Sol Ayağını Yıkarken:

“Allah’ım gayretlerimi makbul, günahlarımı mağfiret ve amellerimi kabul eyle mânevî ticâretimi de zarar ettirme!”

  1. Abdest Bittikten Sonra:

“Ey Rabbim! Beni tevbe edenlerden ve çok çok temizlenenlerden kıl. Beni sâlih kullarından eyle, beni üzerlerine hiç bir korku gelmeyen ve hiç mahzun olmayanlardan kıl. Seni her an hamdinle tesbîh ederim. Ey Rabbim şehâdet ederim ki Senden başka hiç bir ilâh yok, ancak Sen varsın. Şerîkin yok ve yine şehâdet ederim ki Muhammed Senin kulun ve Rasûlündür. Senden mağfiretini isterim ve Sana tevbe ederim.” (Abdest duâları için, bkz. Ali el-Müttakî, IX, 465-468)

EZAN DUASI

Câbir bin Abdullah –radıyallahu anh-’dan rivayet olunmuştur ki, Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

Kim ezanı işittiği zaman:

«Ey bu eksiksiz dâvetin ve kılınan namazın Rabbi! Hazret-i Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-’a Vesîle’yi ve fazîleti ver. O’nu va’dettiğin Makâm-ı Mahmûd’a ulaştır!» derse, ona kıyâmet günü mutlakâ şefaat ederim.” (Buhârî, Ezân, 8; Ebû Dâvûd, Salât, 37/529)

NAMAZDA OKUNACAK DUALAR

Ebû Hüreyre –radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre, o bir gün Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretlerine:

“– Yâ Rasûlallah, namazda iftitah tekbîri ile Fâtiha-i şerîfe arasında ne okursunuz?” diye sordu. Peygamber Efendimiz –sallallahu aleyhi ve sellem-’de:

“– Şöyle derim”, buyurdular:

“Ya Rabb, benimle hatâlarımın arasını uzaklaştır, maşrıkla mağribin arasını uzaklaştırdığın gibi. Yâ Rabb! Beni hatâlardan temizle, beyaz bir elbisenin kirlerden temizlendiği gibi. Allah’ım! Hatâlarımı su ile, kar ile, dolu ile yıka.” (Buhârî, Ezân, 89)

İftitah tekbîrinden sonra me’sûr duâlardan her hangi birisi okunabilir. İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe –rahimehullah– Hazretleri’nin intihâb ve iltizâm ettikleri duâ Sünen-i Tirmizî’de ve Sünen-i Dârekutnî-’de Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh-’dan rivayet olunan malûm:

Allah’ım, seni hamdin ile tesbih ederim. Senin ismin yücedir, mübarektir. Şânın ve makamın yüce ve ulvîdir. Sen’den başka ilah yoktur.” duâsıdır. (Ebû Dâvud, Salât, 119-120)

Bir sonraki İmam-ı Şâfiî’nin tercih ettiği duânın okunması da müstehabdır.

İmâm-ı Şafiî rahimehullah– Hazretleri’nin intihâb ve iltizâm ettikleri duâ, Sahîh-i Müslîm’de Hazret-i Ali kerremallahu vechen– Hazretlerin’den mervî bulunan:

“Muhakkak ki ben Hanif (hakka yönelmiş) olarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var eden zât’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.” duâsıdır. (En’âm Sûresi, 79)

CAMİYE GİRERKEN VE ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

Sizden biriniz mescide girdiği vakit peygambere salât ve selâm etsin. Ve:

“Ey Rabbim! Bana rahmetinin kapılarını aç!” desin. (Ebû Dâvud, Salât, 18/465)

Çıkarken de peygambere salât ve selâm etsin ve:

“Ey Rabbim! Beni şeytandan koru” desin. (İbn Mâce, Mesâcid, 13)

NAMAZDAN SONRA YAPILAN DUA

Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem– namaz kıldıkları zaman sağ eliyle başlarını meshederler ve:

“Kendisinden başka ilâh bulunmayan Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Benden üzüntüyü düşünceyi ve hüznü gider ey Rabbim!” derlerdi. (Heysemî, X, 144)

“Farz namazı kıldığınız zaman, her bir farz namazdan sonra on defa:

“Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur, sâdece O vardır. O tektir ve şerîki (ortağı) yoktur. Mülk O’nundur, hamd de O’na mahsustur. O, her şeye kâdirdir” deyiniz. Böyle diyene bir köle azâd etmiş gibi ecir yazılır” buyururlardı. (Bkz. Müslim, Zikr, 30)

İSTİHARE NAMAZI DUASI

Câbir radıyallahu anh– şöyle dedi:

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– tıpkı bir Kur’an sûresini öğretir gibi, bize her iş için istihâre yapmayı tâlim ederdi. Şöyle buyururdu:

“Herhangi biriniz bir iş yapmak istediğinde, farz namazlardan ayrı olarak iki rekât namaz kılsın, sonra da şöyle desin:

«Allah’ım! Sen her şeyi bildiğin için, hakkımda hayırlı olanı bana da bildirmeni, Sen’in gücün her şeye yettiği için, beni başarılı kılmanı ve hayırlı olanı nasip etmeni, Sen’in o büyük kereminden niyaz ederim. Çünkü Sen’in gücün her şeye yeter, benimki yetmez; Sen her şeyi bilirsin, ben bilemem. Şüphesiz Sen görülüp bilinmeyenleri de bilirsin.

Allah’ım! Eğer bu iş benim dinim, dünyam ve âhiretim için hayırlı ise (şimdi veya daha sonrası için hayırlı ise) onu yapmayı bana nasîb eyle, kolaylık ver ve onu bana mübarek kıl! Şayet bu iş benim dinim, dünyam ve âhiretim için şer ise (şimdi veya daha sonrası için kötü ise) onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Hayır nerede ise onu bana nasip et, sonra da gönlümü bu sonuca râzı kıl!»

Duâ esnâsında kendi işi ne ise onu zikretsin ve açıkça söylesin. (Meselâ “Yâ Rab, falan sefere çıkma kararım” veya “falanca ile evlenmem” desin. (Buhârî, Deavât 48, Tevhîd 10. Ayrıca bk. Tirmizî, Vitr 18; İbn-i Mâce, İkâme 188)

Bir başka hadîs-i şerîfte:

“Bir işin düşüncesi seni alıp kararsız kıldığı zaman Rabbinden hayrını iste, yani istihâre et, bunu yedi defa kadar yap, sonra kalbine ağır basana bak, hayır ondadır” buyurulmuştur. (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 882)

CUMA GÜNÜNDE OKUNACAK DUA

Ebû Hüreyre –radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

“Cum’a gününde bir saat vardır. Allah’ın kullarından bir müslim namazda iken Allah Teâlâ’dan niyaz ile bir şey isteyip duâsı o saate tesadüf ederse Allah teâlâ Hazretleri o kimsenin dileğini verir.” Böyle buyurduktan sonra mübarek küçük parmağının ucuna işaret buyurdu. (bk. Nevevî, el-Ezkâr, 80; Buhârî, Deavât, 61)

Cum’a gününün içindeki saat, küçük parmağına nisbetle parmağın ulak ucu ne kadar ise, güne nisbetle o kadar az bir müddettir ki o saat içinde her halde duâ müstecâb olur demektir.

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri:

“Cum’a günü, ibâdet ve ezkâr ile müminlerin kalbi mesrur olacak bir bayram günüdür” buyurmuşlardır. (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 2519)

“Size bir sûre haber vereyim mi ki, azamet semâ ile arz arasını doldurmuş, onu yetmişbin melek teşyî’ etmiştir? O sûre Kehf süresidir. Kim cum’a günü bu sûreyi okursa Allah onu ötek cum’aya kadar bu sûre ile mağfiret eder, sonun da üç gün de ziyâdesi vardır.

 Ve semâya ulaşan bir nur verilir ve Deccal’in fitnesinden muhafaza edilir. Yatacağı vakit bu sûrenin sonundan beş âyet okuyan hıfz olunur ve gecenin istediği vaktinde kaldırılır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 2862)

“Ey Rabbim! Perşembe günü ümmetimin erkenden yaptığı işleri bereketli kıl.” (Tirmizî, Ticâret, 41)

Hadîsin şerhinde deniliyor ki, bu günün evvelinde bir ihtiyacını tedarik etmek, nikâh akdetmek ve bunun gibi mühim işler sünnettir.

“Cum’a gününde; Yani perşembeyi cumaya bağlayan gece iki rek’at namaz kılıp Fâtiha’dan sonra onbeş defa Zilzâl Sûresini okuyan kimseyi Allah Teâlâ kabir azâbından ve kıyamet korkularından emin kılar.” (Ali el-Müttakî, no: 21356)

“Şu duâ ile cum’a günü herhangi bir saatte duâ edilirse sahibine muhakkak icabet olunur.”

“Sen’den başka hiçbir ilâh yoktur. Ey Hannân, ey Mennân, ey gökleri ve yeri en güzel şekilde yaratan, ey Celâl ve ikrâm sâhibi!” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 7450)

“Cum’a gününde bir saat vardır, mü’min bir kul namazda duâ ederken Allah’dan bir şey ister ve o saate denk gelirse, Allah muhakkak ona icabet eder.” Ashab-ı kiram:

“Bu saat hangi saattir yâ Rasûlallah” dediklerinde:

“İkindi namazı ile güneş batması arasındaki vakittir.” buyurdular (Tirmizî, Cuma, 2; Ali el-Müttakî, no: 21316).

Cuma namazından sonra daha oturduğu yerden kalkmadan yüz defa:

“Allah’ı hamdiyle tesbih ederim. Azîm olan yüce Allah’ı hamd ile tesbîh ederim. Allah’tan beni affetmesini isterim.” diyen kimsenin yüzbin günâhını, ana ve babasının da yirmidörtbin günâhını Allah mağfiret eder.” (Ali el-Müttakî, no: 21321)

CUMA NAMAZINDAN SONRA OKUNACAK DUA

İmam-ı Suyûtî, el-Câmi’u’s-sağir’inde rivayet eder ki:

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Kim cuma namazından sonra -konuşmadan ve kalkmadan- ihlâs sûresini, Felâk sûresini ve Nâs sûresini yedişer defa okursa Allah Teâlâ onu gelecek cumaya kadar, zarar verici şeylerden muhafaza buyurur.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 8954; Ali el-Müttakî, II, 648/4985)

  • İhlas Suresi Arapçası, Okunuşu ve Anlamı

“Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Gul huvallâhu ehad. Allâhu’s-samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehû kufuven ahad.”

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. De ki: O Allah birdir. Allah samed (her şey O’na muhtaç, O kimseye muhtaç değil)’dir. O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.”

  • Felak Suresi Arapçası, Okunuşu ve Anlamı

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Gul e’ûzu bi-Rabbi’l-felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. Ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. De ki: ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe sığınırım, Yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, Düğümlere üfleyenlerin şerrinden, Ve hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden. (Allah’a sığınırım).

  • Nâs Suresi Arapçası, Okunuşu ve Anlamı

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Gul e’ûzu bi-Rabbi’n-nâs. 2- Meliki’n-nâs. İlâhi’n-nâs. Min şerri’l-vesvâsi’l-hânnâs. Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n-nâs. Mine’l-cinneti ve’n-nâs.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine, İnsanların (gerçek) ilahına; İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. O ki, insanların göğüslerine (kötü düşünce, şüphe) vesvese verir. Gerek cin, gerekse insanlardan (olan vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım.)

Senenin Muayyen Zamanında Okunacak Duâlar

SENENİN BİRİNCİ GÜNÜ (1 MUHARREM) OKUNACAK DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Senenin Birinci Günü (1 Muharrem) Okunacak Duâ” kısmı…

Senenin birinci gününde üç defa okunacaktır:

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Allah (c.c) Efendimiz Muhammed’e âline ve ashâbına salât u selâm eylesin! Allah’ım! Sen ebedîsin, Kadîm’sin, Evvel’sin. Fazl u ihsânın çok yücedir. Her şeyi kaplayan ve her şeyin sığınağı olan cömertliğin çok yücedir. Yeni yıl gelmiş bulunuyor. Bu sene içinde bizi şeytandan, onun dostlarından ve ordularından korumanı istiyoruz. Şu dâimâ kötülüğü emreden nefse karşı yardımını istiyoruz. Sana yaklaştıracak şeylerle meşgul olabilmem için yardımını istiyorum, ey Celâl ve İkrâm Sâhibi olan Allah’ım! Allah, ümmî nebî Efendimiz Muhammed’e, âline, mübarek ve temiz ashâbına salât eylesin! Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.”

MUHARREM AYININ İLK ON GÜNÜNDE OKUNACAK DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Muharrem Ayının İlk On Gününde Okunacak Duâ” kısmı…

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Allah’ım! Sen ebedîsin, Kadîm’sin, dirisin, Kerîm’sin, Hannân’sın, Mennân’sın. Bu yeni sene içinde beni ilâhî rahmetten kovulmuş şeytandan korumanı istiyorum. Şu dâimâ kötülüğü emreden nefse karşı yardımını istiyorum. Yine Sana yaklaştıracak şeylerle meşgul olabilmem için yardımını istiyorum, ey Celâl ve İkrâm Sâhibi olan Allah’ım! Rahmetinle lutfeyle ey merhametlilerin en merhametlisi!”

Her kim Muharrem ayının ilk on gününde, özellikle birinci ve onuncu Aşûra günleri sabahleyin üç kere bu duâyı okursa Allah Zü’l-celâl Hazretleri’nin o kimseyi tâ gelecek senenin Muharrem ayına kada cemî’ belâlardan emîn ve muhafaza buyuracağı rivâyet olunmaktadır.

ON MUHARREMDE YEDİ DEFA OKUNACAK DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu -hazretlerinin- “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “10 Muharrem’de Yedi Defa Okunacak Duâ” kısmı…

Yetmiş defa:

“Allah bize yeter, O ne güzel vekîldir. Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.” dedikten sonra yedi defa şu duâyı okumalıdır:

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Allah’ı mîzân dolusunca, ilimlerin nihâyet derecesiyle, râzı olacağı şekilde, Arş’ın ağırlığınca tesbih ederim. Allah’tan koruyacak hiçbir sığınak ve kurtuluş yolu yok, O’ndan yine O’na sığınılır. Çift ve tek olan şeyler adedince, Allah’ın bütün tam kelimeleri adedince O’nu tesbih ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi, rahmetinle bana selâmet vermeni istiyorum. Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak yüce ve Azîm olan Allah’ın tevfik ve yardımıyladır. O bana yeter, O ne güzel vekildir. Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır. Allah, mahlûkâtın en hayırlısı olan Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât eylesin! Âmîn!”

AŞURA GÜNÜNÜN FAZİLETLERİ

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Aşûra Gününün Fazîletleri” kısmı…

Rubeyyı’ binti Muavviz –radıyallahu an-ha-’nın rivayet etdiğine göre Nebiyy-i Ekrem     –sallallahu aleyhi ve sellem– Ensâr’ın köylerine Aşure Günü kuşluk zamanı haber gönderdi ve:

“Her kim sabahleyin iftar ettiyse günün geri kalanını imsak etsin, yani bir şey yemesin, her kim oruca niyyet etti ise orucunu tamamlasın” buyurdu. (Buhârî, Savm, 69)

Rubeyyı’ –radıyallahu anha– der ki, biz artık Rasûlullah’ın bu emrinden sonra Aşûra gününün orucunu tutardık ve küçük çocuklarımıza da tuttururduk. Onlarla mescide girerdik ve çocuklarımıza boyalı yünden oyuncak verirdik, bunlardan yemek için ağlayan olursa iftar vakti erişinceye kadar bu oyuncaklarla eğlendirirdik.” (Buhârî, Savm, 47; Müslim, Siyâm, 136)

Bakınız, Zaman-ı Saadette, Sadr-ı İslâm’da müslüman evlâdlarına namaz ve oruç gibi ibâdetlere tâ küçükten alıştırmaya nasıl dikkat edilmiştir!

Çocukların oruç tutmaları hakkında cumhur ulemaya göre bulûğa ermeyen çocuklara oruç vâcib değildir, müstehabdır demişlerdir. İmam-ı Şâfi’î’ye göre çocuğun oruç tutmaya kudret-i bedeniyyesi olursa alıştırmak için oruç emir olunur. Yaş haddini de yedi veya on yaş olarak ta’yin etmiştir. İshak’a göre oruç oniki yaşında emrolunur. Ahmed bin Hanbel’e göre ise on yaşında emir olunur.

Evzâî de: “Çocuğun kuvve-i bedeniyyesine zaaf ârız olmaksızın üç gün üst üste oruç tutturulursa müstehab olur.” demiştir.

Buhârî şârihi şöyle der: Ulemaya göre çocukların ibâdete alıştırılmaları için bu, müstahsen addedilmiştir. Ve bunların vesile-i hayr ve bereket olacağını kabul etmişlerdir. Şu kadar ki bu, neşv ü nema çağında olan çocuğun kuvve-i bedeniyyesine zaaf îrâs etmemek şartına bağlıdır. Çünkü sağlam mükellefe bile seferde meşakkatine binaen iftara müsaade edilmişdir. Allah’ın:

“Allah sizin için kolaylık diler, sizin için zorluk dilemez.” (Bakara sûresi, 185) buyurduğu da unutulmamalıdır.

Buhârî’nin İbn-i Abbas radıyallahu anhüma-’dan rivayet ettiğine göre: Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz Medine’yi teşrif buyurdukları vakit yahûdilerin Aşûra günü oruç tuttuklarını gördü ve:

“– Bu ne orucudur?” diye sordu. Onlar da cevaben:

“– Bu gün iyi bir gündür. Bu gün Allah –azze ve cell– Benî İsrâîl’e düşmanlarından necat verdiği bir gündür; yani Fir’avn’ın şerrinden kurtulduğumuz gündür! dediler. Rasûlullah da:

“– Biz Musa’ya sizden daha yakın bulunuyoruz,” buyurdu, Mekke’deki gibi o gün oruç tuttu ve o gün oruç tutulmasını emir buyurdu.” (Buhârî, Savm, 69)

Aşûra orucu hakkındaki fıkhî hükme gelince: Bu orucun vâcib değil sünnet olduğunda ulemânın ittifakı vardır. Yalnız ibtidâ-i İslâm’daki hüküm hakkında ihtilâf edilmiştir. Bu oruç İmam Ebû Hanîfe’ye göre vâcibdi. İmâm-ı Şafiî’den gelen iki rivayetin meşhuruna göre âşura orucu ilk teşrî’ buyurulduğu zamandan berî kat’ıyyen vâcib olmayıp sünnet olarak devam edip gelmiştir. Şu kadar ki müekked bir sünnettir. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra âşûra orucu müstehab olmuştur.

Bu günün faziletleri cümlesinden olarak, Allah’ın, Âdem –aleyhisselâm-’ın tevbesini bu günde kabul ettiği ve Âdem’in bu günde ‘Safiyyullah’ olduğu, İdris –aleyhisselâm-’ın yüce bir mekâna bu günde ref olunduğu, Allah’ın Nuh’u gemiden bu günde çıkardığı, İbrâhîm’i ateşten bu günde kurtardığı, Tevrat’ı Musa-aleyhisselâm-’a bu günde indirdiği, Yûsuf’u zindandan bu günde kurtardığı, Ya’kub’un gözlerinin bu günde iade olunduğu, Eyyûb’un bu günde şifâya kavuştuğu, Yûnus’un balığın karnından bu günde kurtulduğu, Kızıldeniz’in Benî İsrail’e bu günde yarılıp geçtikleri ve kurtuldukları, Dâvûd –aleyhisselâm-’ın bu günde mağfiret olunduğu, Süleyman’a bu günde mülk ve saltanat verildiği ve Muhammed –aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm-’ın geçmiş ve gelecek günâhlarının bu günde mağfiret olunduğu rivayet olunur. Dünyânın yaratılmaya ilk başlandığı, yeryüzüne yağmurun ilk yağdığı gün âşûra günüdür, diye de rivayet olunmuştur.

Bu günde eve çeşitli ve bol erzak almak, muhtaçlara tasaddukta, komşu ve akrabaya ikramlarda bulunmak sene boyunca berekete vesile olur. Yine bu günde oruçlu bulunup gecesini de ihya etmenin büyük ecir ve rizây-ı ilâhîye sebeb olacağı ifâde buyurulmuştur.

Yahudilere benzememek için dokuzuncu ve onuncu günlerde yahud onuncu ve onbirinci günlerde beraber oruç tutulması gerektiği İbn-i Abbas’tan rivayet edilmiştir.

er-Ravzu’l-Fâık kitabında şu kıssa anlatılır:

Bir vakit Basra’da servet sahibi bir adam vardı. Her senenin âşûra gününde müslüman kardeşlerini evine toplar, sabaha kadar Kur’ân okuyarak okutarak geceyi ihya ederler, nerde fakîr ve yoksul, kimsesiz varsa buldurur, hepsine tasaddukta bulunur, dul ve yetimlere ikramda bulunur, elinden gelen hayrı fazlasıyla yapardı. Evinin bitişiğinde bir komşusu bulunuyordu ve komşusunun hem anası, hem de kızı senelerden beri yürüyemez vaziyette idiler. Kız, babasına sordu:

“– Babacığım bu gün nedir? Komşumuz herkesi evine toplayıp bu geceyi Kur’ân ve zikirle ihya ediyor?” Babası:

“– Yavrucuğum, bu gün âşûra günüdür, Allah katında bu günün hürmeti büyüktür, ayrıca çok da fazîletleri vardır” dedi.

Sonra uykuya vardılar. Fakat kız çocuğunun gözüne uyku girmiyordu. Sanki nefesi kesilmiş bir halde huşû ve haşyet ile Kur’ân’ı ve zikrullah’ı dinliyordu. Kur’ân’ın hatim duâsını yaptıkları vakit, yüzünü semâya doğru çevirdi ve Allah’a niyaz ederek:

“– Ey Mevlâm! Bu gecenin senin indindeki hürmeti hakkı için, senin rızânı kazanmak arzusuyla bu gece Kur’ân’ını okumak üzere uyumamış kulların hürmeti için beni şu hâlimden kurtar, kalbimin kırıklığını sar!” dedi. Daha sözünü bitirmemişti, o anda afiyet buldu, bütün ağrı ve sancılarından kurtularak kalkıp doğruldu. Sabahleyin bu hâli görünce şaşıp kalan babası:

“– Kızım bu nasıl oldu?” diye sordu. O da;

“– Babacığım, bu gün ile Allah’a tevessül ettim. O da ânında bana sıhhatimi ihsan etti” dedi.

SAFER AYINDA OKUNACAK DUALAR

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Safer Ayı’nda Okunacak Duâlar” kısmı…

İlâhi rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“…Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı…” (el-En’âm, 54)

“Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir!” (er-Ra’d, 24)

“…Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (sâlih) amellere karşılık cennete girin!” (en-Nahl, 32)

“Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona (Hz. Îsâ’ya) selâm olsun!” (Meryem, 15)

“Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selâm banadır.” (Meryem, 33)

“(İbrahim babasına:) Selâm sana, dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır.” (Meryem, 47)

“…Selâm hidâyete tâbî olanlaradır.” (Tâhâ, 47)

“…Selâm olsun seçkin kıldığı kullarına!” (en-Neml, 59

“«…Size selâm olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadaş edinmek) istemeyiz» derler.” (el-Kasas, 55)

“Onlara merhametli Rabb’in söylediği selâm vardır.” (Yâsîn, 58)

“Bütün âlemlerde Nûh’a selam olsun! İşte biz muhsinleri (iyiliklerde bulunan, işini sağlam yapan ve ihsan duygusuyla yaşayan güzel insanları) böyle mükâfatlandırırız. Zira o, bizim mü’min kullarımızdan idi.” (es-Sâffât, 79-81)

 

“İbrahim’e selâm! dedik. Biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandır.” (es-Sâffât, 109-111)

“Mûsâ ve Hârûn’a selâm olsun. Doğrusu biz, muhsinleri böylece mükâfatlandırırız. Şüphesiz, ikisi de mü’min kullarımızdandı.” (es-Sâffât, 120-122)

“Selâm olsun İlyâsîn’e! Şüphesiz biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.” (es-Sâffât, 130-132)

“Gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!” (es-Sâffât, 181)

“…Selâm size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya.” (ez-Zümer, 73)

“O gece, selâm doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.” (el-Kadir, 5)

“Allah’ım! Safer ayını mübârek kıl, bizlere onu saâdetle ve zaferle/kazançlarla bitirmeyi nasîb eyle!”

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah’ım! Kulun, peygamberin, rasûlün Muhammed’e ve âline salât u selâm eyle ve onları mübârek kıl!

Allah’ım, bugünün şerrinden, bugünde ve Sen’in ilminde bulunan her türlü şiddet, belâ ve musîbetlerden Sana sığınırım. Yâ Dehr, yâ Diyâr, yâ Keynân, yâ Keynûn, yâ Evvel, yâ Ebed, yâ Mübdi’, yâ Muîd, yâ Ze’l-Celâli ve’l-İkrâm, ey şerefli Arş’ın sahibi, Sen istediğin her şeyi yaparsın.

Allah’ım, ebrâr ve seçkin kulların hürmetine hiçbir zaman uyumayan gözünle beni, kendileriyle beraber yaşamakla beni imtihan ettiğin malımı, evlâdımı, dînimi ve dünyamı koruyup kolla, rahmetinle ey Azîz, ey Ğaffâr, ey Kerîm, ey Settâr, rahmetinle ey merhametlilerin en merhametlisi!

Allah’ım, ey pek güçlü ve kuvvetli olan, ey Şedîd, ey Azîz, ey Kerîm, ey Kebîr, ey Müteâl, izzetinle ve yüceliğinle bütün mahlûkâta boyun eğdirdin, yâ Muhsin, yâ Mücmil, yâ Mütefaddıl, yâ Mün’im, yâ Mükrim, Sen’den başka ilâh yoktur.

Allah’ım, yâ Latîf, semâları ve arzı yaratarak lütufta bulundun, hakkımızda vereceğin hüküm ve takdirlerinde bize de lutufkâr davran, bize âfiyet vererek belâlardan sâlim kıl, güç ve kuvvet ancak Sen’in yardımınladır, rahmetinle lutfeyle ey merhametlilerin en merhametlisi! Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah’ın tevfîki iledir. Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât u selâm eylesin!”

Safer ayında yeryüzüne nazil olacak belâlardan biiznillahi teâlâ muhafaza olmak için ilk çarşamba gecesi sabah namazından evvel dört rek’at nafile namaz kılıp birinci rek’atda, Fâtiha’dan sonra onyedi Kevser suresi. İkinci rek’atda Fâtiha’dan sonra beş İhlâs-ı şerif üçüncüde Fâtiha’dan sonra bir Felâk suresi, dördüncüde bir Nâs suresi okuyup selam verilip duâ edilecektir.

Keza safer ayının son çarşambasının gecesi veya gündüzü iki rek’at namaz kılıp birinci ve ikinci rek’atta Fâtiha’dan sonra onbir İhlâs-ı şerîf okunacak, namazdan sonra yedi defa istiğfar edip el kaldırıp onbir defa Salât-ı Münciye ve sonlarında:

“Şüphesiz Sen her şeye kâdirsin/her şeye gücün yeter.” okunacaktır.

SALÂT-I MÜNCİYE DUASI

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Salât-ı Münciye” kısmı…

“Allah’ım! Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya salât eyle. Öyle bir salât ki; o salât vesîlesiyle bizi bütün korku ve âfetlerden kurtar, bütün ihtiyaçlarımızı gider, bizi bütün günahlardan temizle, bizi derecelerin en yücesine yükselt ve onun vesîlesiyle bizi, hayâtta ve ölümden sonra bütün hayırların en son noktasına ulaştır.”

Bu duâlarda, “Beni ve efrâd-ı ailemi ve bilcümle mü’minleri yer ve gök afatlarından ve cemî’ belâlardan muhafaza buyur ya Rabbi!” diye duâ edilecektir.

RECEB AYINDA OKUNACAK DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Recep Ayında Okunacak Dua” kısmı…

Receb-i Şerîf girdiği zaman Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Ey Rabbim! Bize Receb’i ve Şa’ban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” diye duâ ederlerdi (İbn Hanbel, I, 259).

Ayrıca Receb ayının birinden itibaren Ramazan-ı Şerif sonuna kadar her gün biner aded kelime-i tevhid okumalıdır.

LEYLE-İ REGÂİB (REGAİP GECESİ)

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Leyle-i Regâib” kısmı…

Leyle-i Regâib’den evvelki perşembe günü oruç tutulup akşam birkaç lokma iftar edip akşam namazını edadan sonra iki rek’atta bir selâm vermek üzere oniki rek’at nafile namaz kılınacaktır. Her rek’atta Fâtiha’dan sonra üç kere “Kadir” suresi ve oniki kere “İhlâs” sûresi okunacaktır.

Veyahud bir kere “Kadir” sûresi ve üç kere “İhlâs” sûresi okunur.

Namaz tamam olduğunda yetmiş kere:

“Allah’ım, ümmî nebî Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât u selâm eyle!” duâsı okunacakdır. Sonra secde edilip secdede yetmiş kere:

“Bizim Rabbimiz, Rûh’un ve melâike-i kirâmın Rabbi, bütün kusurlardan münezzeh ve cümle eksikliklerden pâk ve yücedir.”

Secdeden baş kaldırıp otururken yetmiş kere:

Rabbim, beni mağfiret et, bana rahmet et, bildiğin bütün kusurlarımdan geç, onları bağışla, şüphesiz Sen en yüce ve en kerîmsin.” duâsı okunacak. Tekrar secde edip yine yetmiş kere:

“Bizim Rabbimiz, Rûh’un ve melâike-i kirâmın Rabbi, bütün kusurlardan münezzeh ve cümle eksikliklerden pâk ve yücedir.” duâsı okunacak. Ve sonra secdede iken dünyevî ve uhrevî ne haceti varsa Hak –celle ve alâ– Hazretleri’nden niyaz edilecektir. Sonra kişi secdeden başını kaldırıp namaz ve duâsı tamam olmuş olur.

MİRAÇ GECESİ NAMAZI

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Leyle-i Regâib” kısmı…

Receb-i Şerîf’in yirmiyedinci gecesine müsadif olan mübarek Leyle-i Mi’rac’da oniki rek’at nafile namaz kılınması müstahsen görülmüşdür. Her rek’atda Fâtihâ-i şerîfeden sonra başka bir sûre okuyarak iki rek’atda bir selâm vermeli ve sonra yüz kere:

Allah’ı tesbih ederim/bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim, hamd Allah’a mahsustur, Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah en büyüktür.” zikrini okumalı. Sonra yüz kere istiğfar etmeli ve yüz kere de Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz’e salât ve selâm göndermelidir. Bunlardan sonra da kendisi için istediği şekilde dua eder.

Gündüzünde de oruçlu bulunmalıdır. Ma’sıyete dâir olmaksızın yapılacak her duânın kabulü inâyet-i ilâhiyyeden umulur. (İbn-i Asâkir, Fadlu Receb, no: 12)

BERAT GECESİ DUASI

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Berat Duası” kısmı…



“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah’ım, ey ihsân ve ikram sahibi olan ve kendisine ihsan edilemeyen, ey Celâl ve İkrâm Sahibi, ey lutfu ve ihsânı bol olan, Sen’den başka ilâh yok, sen kendisine ilticâ edenlerin yardımcısı, kendisine sığınanlara emân veren, korkanların kendisinde emniyete kavuştuğu yüce zât’sın.

Allah’ım! Beni katında, Ümmü’l-Kitâb’da şakî/kötü veya mahrûm veya kovulmuş veya rızkı dar olarak yazdıysan, Allah’ım fazl u ihsânınla kötülüğümü, mahrûmiyetimi, kovulmamı ve rızkımın az olmasını sil, beni katında, Ümmü’l-Kitâb’da saîd/iyi, rızkı bol ve hayırlara muvaffak olan bir kulun olarak yaz. Şüphesiz Sen Rasûl’ünün lisânı üzere indirilen Kitâb’ında bir söz buyurdun ve Sen’in sözün haktır:

«Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sâbit bırakır. Ümmü’l-Kitâb (Ana Kitâb) O’nun yanındadır.»(er-Ra’d, 39)

İlâhî! En büyük tecellin ile «Her hikmetli işe kendisinde hükmedilen»(ed-Duhân, 4) ve kesin karar verilen mübarek Şa’bân’ın yarısı gecesinde, bizden bildiğimiz, bilmediğimiz ve Sen’in bildiğin bütün belâları uzaklaştır. Şüphesiz Sen en yüce ve en keremlisin. Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât u selâm eylesin!” (Bkz. Ali el-Müttakî, no: 5090)

Şa’ban-ı şerîfin onbeşinci, Berât gecesi akşam namazından sonra üç kere Yasin sûresi ve her birinin sonunda bu Berât duâsı okunacaktır. Birinci Yâsin-i Şerîften sonra bu duâ okunurken Allah’ın saîd kullarından olmak niyyetiyle okunacaktır. İkinci defa okunurken hayırlı ömür uzunluğu niyyetiyle okunacaktır. Üçüncü defa okunurken kaza ve belâlardan emîn olup hayırlı rızık için okunacaktır.

Berât gecesinde yatsıdan sonra ikide bir selâm vermek üzere yüz rekât namaz kılınır. Her rekâtta Fâtiha’dan sonra on kere İhlâs-ı şerîf okunur. On defa İhlâs-ı şerîf okumaya kudreti olmayan beş veya üç kere okur. Bu namaz tamam oldukdan sonra okuyabildiği kadar salavât-ı şerîfe ve huzur-ı kalble tevbe ve istiğfar edip Allah Teâlâ Hazretleri’nden dünyevî ve uhrevî hâcetlerini taleb ve niyaz edecektir.

KADİR GECESİ DUASI

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Berat Duası” kısmı…

Evvelâ iki rekat namaz, her rekatta Fâtiha’dan sonra yedi kere İhlâs-ı şerîf okunacak, selâmdan sonra yetmiş kere istiğfar edilecektir.

Sonra yine iki rekat namaz, her rekatta Fâtiha’dan sonra üç kere İhlâs, selâmdan sonra şu duâ okunacak:

“Dâimâ ayakta ve uyanık olan zâtı tesbih ederim. Dâimâ vâr olan zâtı tesbih ederim. Hiçbir zaman gâfil olmayıp dâimâ muhafaza eden zâtı tesbih ederim. Cömert olup cimrilik yapmayan zâtı tesbih ederim. Cezâlandırmada acele etmeyip merhametle muâmele eden zâtı tesbih ederim. Allah’ı tesbih ederim, hamd Allah’a mahsustur, Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah’ın tevfîki iledir. Sen’i tesbih ederim ey Alîm, Sen’i tesbih ederim ey Azîm! Benim pek büyük olan günahlarımı mağfiret eyle!”

İFTAR DUASI

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “İftar Duası” kısmı…

“Allah’ım Senin rızân için oruç tuttum. Sana inandım. Sana güvendim. Senin rızkınla orucumu açıyorum.” (krş. Ebû Dâvud, Savm, 22)

AREFE GÜNÜ DUASI

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Arefe Günü Duası” kısmı…

Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem– Arefe gününde en ziyâde şöyle derlerdi:

“Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır ve hiçbir şerîki yoktur. Mülk O’nundur ve hamd de O’na mahsustur. Bütün hayırlar O’nun elindedir ve O her şeye kâdirdir.”

BAYRAM GECELERİ

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “Arefe Günü Duası” kısmı…

“Ramazan bayramı gecesini ve Kurban Bayramı gecesini sevâbını Allah’tan umarak ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.” (İbn Mâce, Sıyam, 68)

SENENİN SONUNDA OKUNACAK DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Senenin Belirli Zamanlarında Okunacak Dualar” bölümü başlığı altında yer alan “İftar Duası” kısmı…

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât u selâm eylesin!

Allah’ım, bu senede Sen’in nehyettiklerinden işleyip de bildiğim, tevbe etmediğim ve Sen’in de râzı olmadığın günahlarımı, yine benim unutup da Sen’in unutmadığın, beni cezâlandırmaya gücün yettiği hâlde bana yumuşak davranıp cezâlandırmakta acele etmediğin, Sana isyana cür’et ettikten sonra beni tevbeye dâvet ettiğin günahlarımı affetmeni istiyorum, beni mağfiret eyle! Allah’ım, bu senede Sen’in râzı olduğun ve sevap vaat ettiğin amellerden yaptıklarımı kabul etmeni istiyorum ey Kerîm, ey Celâl ve İkrâm sahibi! Ümidimi Sen’den kestirmemeni istiyorum ey Kerîm!

Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât u selâm eylesin!”

MUHTELİF VESİLELERLE OKUNACAK DUÂLAR

SEFERE ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Muhtelif Vesilelerle Okunacak Duâlar” bölümü başlığı altında yer alan “Sefere Çıkarken Okunacak Duâlar” kısmı…

Sefere çıkarken şu beş sûre, evvelinde ve sonunda besmele-i şerîfe ile okunmalıdır: KâfirûnNasrİhlâsFelâk ve Nâs sûreleri.

Çünkü Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Bir sefere çıktığın zaman arkadaşların içinde hâli en güzel ve azığı en bol bir kimse olmak ister misin ey Cübeyr? Öyle ise şu beş sûreyi oku: KâfirûnNasrİhlâsFelâk ve Nâs sûrelerini. Her sûreye besmele ile başla ve besmele ile bitir.” (Heysemî, X, 134)

Seferde ise şu duâ okunmalıdır:

“Rahman, Rahîm Allah’ın adıyla.

Ey Rabbim! Senden yardım istiyorum, sana tevekkül ediyorum, benim işimin zorluğunu azalt! Seferimin meşakkatini kolaylaştır ve beni hayırla rızıklandır. Benden her türlü şerri defet. Rabbim! Sadrıma inşirah ver. İşimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz. Allah’ım, kendimi, dinimi, ehlimi, malımı, akrabamı, bana ve onlara ihsan ettiğin âhiret ve dünyâya müteallik bütün nimetlere seni bırakıyorum ve onları sana emânet ediyorum. Bizim hepimizi her türlü kötülükten ve üzücü şeylerden muhafaza et! Ey kerem sahibi Rabbim! Beni ve benim berâberimdekileri muhafaza et! Beni ve berâberimdekileri selâmette kıl, beni ve berâberimdekileri menzilimize ulaştır ey Rabbim! Ey Rabbim! Sana tevbe ettim, Sana sarıldım, takvayı bana azık olarak ver, günâhımı mağfiret et, her nereye yönelirsem beni hayra yönelt!” (krş. Nevevî, el-Ezkâr, 195 vd.)

“Sefere çıkmayı düşünerek evinden ayrılan bir kimse yola çıkarken:

Allah’ın ismiyle. Allah’a îmân ettim, Allah’a sarıldım, Allah’a tevekkül ettim, güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır.” derse en hayırlı bir yere çıkmakla nasiblendirilir ve kötü bir yere çıkmanın şerri ondan geri çevrilir.” (Ali el-Müttâkî, no: 17534)

“Sizden biriniz bir sefere çıkmak, yahud bir menzilde konaklamak isteyince, eşyasını koyup, etrafa bir çizgi çektikten sonra:

“Allah Rabbimdir, O’nun şerîki yoktur.” derse eşyası muhafaza olunur.” (Ali el-Müttâkî, no: 17553)

GEMİYE BİNERKEN OKUNACAK DUA

Gemiye binerken şu âyet-i celîleler okunursa bi-iznillah batmaktan emîn olunur:

“Yüzüp gitmesi de, durması da Allah’ın adıyladır. Muhakkak ki Rabbim Gafur ve Rahîmdir.” (Hûd sûresi, 41)

“Allah’ı lâyık olduğu şekilde takdîr edemediler. Halbuki kıyamet günü yeryüzü tamamen O’nun kabza-i kudretindedir. Gökler de yine O’nun yed-i kudretinde dürülmüşlerdir. O, onların şirk koştukları şeylerden tamamen münezzeh ve çok yücedir.” (Zümer sûresi, 67)

HACDAN DÖNERKEN OKUNACAK DUA

Abdullah bin Ömer –radıyallahu anhüma-’dan rivayet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz gazadan veya hacdan dönerlerken yüksek bir tepeye çıktıkta üç kere: “Allahü ekber” diye tekbîr alırdı. Sonra kelime-i tevhîd söylerdi.

“Allahü ekber (üç defa), Allah’dan başka ilâh yoktur. Ancak O vardır. Şerîki yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’na mahsustur. Ve O her şeye kadirdir. Biz yolculuktan dönen, tevbe eden, kulluk eden, secde eden ve Rabbimize hamd eden kişileriz. Allah va’dini yerine getirdi ve kuluna yardım etti. Türlü orduları yalnız başına hezîmete uğrattı.” (Buhârî, Umre, 12, Meğazî, 29)

Yani Cenâb-ı Hak Bedir’de, Hendek’de, Huneyn Vak’ası’nda düşmanları perîşan edip şimdi biz yollarda serbest olarak emniyyet ve selâmet içinde kazançlı olarak gaza ve hacdan dönüyoruz, demektir.

İşbu tekbîr ve duâyı, hac ve gazaya giden, gelen ve sâir bir sefer hâlinde olanların yüksek tepe ve dağa çıktıkça okumaları müstehabdır.

ŞİFA DUALARI

Hazret-i Âişe –radıyallahu anha-’dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– kendilerine bir hasta getirildiğinde şöyle duâ ederlerdi;

“Bu hastalığı gider ey insanların Rabbi! Şifâ ver, çünkü şifâ verici sensin . Senin vereceğin şifâdan başka şifâ yoktur. Öyle şifâ ver ki hiç bir hastalık bırakmasın.” (Buhârî, Merdâ, 20; Müslim, Selâm, 46; Ebû Dâvud, Tıbb, 18, 19)

Yine Âişe –radıyallahu anha-’dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz, kendisine bir hastanın şifâ bulması için duâ talebedildiği zaman:

“Allah’ın adıyla duâya başlarım. Bizim yerimizin toprağı ve birimizin tükrüğü vesilesiyle Allah’ın izniyle hastamız şifâ bulur.” (Buhârî, Tıbb, 38; Müslim, Selâm, 54; Ebû Dâvud, Tıbb, 19)

İbn Abbas –radıyallahu anhümâ-’dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz’e bir hâtûn müracaat edip:

“– Ya Rasûlallah, ben sar’a illetine duçar oluyorum. Hem de sar’a hâlinde açılıyorum. Allah Teâlâ’ya duâ ediniz ki, bu illeti benden izâle eylesin” dedi. Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz kadına hitaben:

“– Dilersen sabret, bu illet mukabilinde sana cennet verilsin. Dilersen sıhhat ve afiyetin için Allah Teâlâya duâ edeyim,” buyurdu.

Sonra o hâtûn:

“– Yâ Rasûlallah, böylece sabrederim. Yalnız sar’a hâlinde açılmamam için Allah Teâlâ Hazretlerine duâ ediniz” dedi.

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz de, o halinde açılmaması için duâ buyurdular. (Buhârî, Merdâ, 6; Müslim, Birr, 54)

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle buyururlardı:

“Ağrıyan dişinin üzerine şehâdet parmağını koyup Yâsin-i şerîfin son tarafını nihayete kadar oku, biiznillah teâlâ şifâ bulur.” (Suyûtî, el-Câmi’us-Sağîr, no: 5218)

“Sağ elini vücudunda rahatsız olduğun mahalle koyup yedi defa mesh eyle ve her meshte: «Hissettiğim bu hastalığın şerrinden Allah’ın izzetine ve kudretine sığınırım!» de. Biiznillahi Teâlâ şifâ bulursun.” (İbn Hanbel, IV, 217)

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz rahatsızlandıkları zaman onu Cibril tedavi eder ve:

Allah’ın ismiyle seni rahatsız eden her şeyden sana okurum. Her nefsin veya hasetçi her gözün şerrinden Allah sana şifâ versin. Allah’ın adıyla sana okurum.” derdi. (Müslim, Selâm 40)

Peygamberimiz bir rahatsızlıkları olduğu zaman Muavvizeteyn sûrelerini okur, kendi üzerine üfler ve onu eliyle üzerinden silerdi. Ve şöyle buyururlardı:

“Allah’ın ismiyle. Ey Rabbim! Beni kendi devân ile tedavi et, bana kendi şifân ile şifâ ver ve beni kendi fazlınla Senden başkalarından müstağni kıl ve beni ezalardan uzak tut.” (Heysemî, X, 180)

Henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eden bir mü’min yedi defa:

“Büyük Allah’tan, büyük Arş’ın Rabbi Allah’tan sana şifâ vermesini istiyorum!” derse muhakkak afiyet bulur. (Ebû Dâvud, Cenâiz, 8; Tirmizî, Tıbb, 32; İbn Hanbel, I, 239)

HUMMAYA TUTULAN KİMSENİN OKUMASI GEREKEN DUA

Hummaya tutulan bir kimse üç gün üst üste yıkanıp her yıkandıkça:

“Allah’ın adıyla! Allah’ım, ben ancak Senin şifânı aramak ve peygamberini tasdîk etmek için yıkanıyorum” derse hastalığı gider. (Tuhfetüz-Zâkirîn, 216)

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– aksırdığı zaman حَمْدًا لِلّٰهِ Allah’a hamd ederim der, kendisine يَرْحَمُكَ اللّٰهُ Allah sana rahmet eylesin denilir, O da: يَهْدِيَكُمُ اللّٰهُ وَيُصْلِحْ بَالَكُمْ Allah size hidâyet versin ve hâlinizi ıslâh eylesin! diye cevâb verirdi. (Buhârî, Edeb, 126)

Hazret-i Âişe –radıyallahu anha der ki: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri’nin vücûd-ı risâletpenâhîlerine hastalık ârız oldukda mu’tad-ı nebevîleri üzerine Muavvizeteyn sûrelerini okuyarak mübarek ellerinin avuçlarına nefes ederler ve sonra mübarek elleriyle hasta olan mahallini meshederler idi.

Maraz-ı mevtinde ve hâlet-i ihtizârda iken, ben de Muavvizeteyn sûrelerini okur ve nefes ederdim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– son hastalığı günlerinde iken kulağımı mübârek ağızlarının yanına tutup dinlediğimde arkasını bana dayamış olduğu halde:

“Ya Rabb beni affet, bana rahmet eyle ve beni refîk-i a’lâya ilhak eyle” diyerek duâ ettiğini işittim. (Buârî, Maraz, 19)

GÖZ AĞRISI İÇİN OKUNACAK DUA

Her gün sabah namazının farzı ile sünneti arasında sağ eliyle alnını tutarak onbeş def’a:

“Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü Sen her şeye kâdirsin.” (et-Tahrîm, 8) âyet-i celîlesini okuyup her okudukça:

Yâ Nûr, yâ Basîr! Yâ Nûr, yâ Basîr! diyen ve beş def’a da:

“Yâ Rabbî, görüşümü kuvvetlendir, Allah’ım şifâ ver Sen Şâfî’sin, Allah’ım âfiyet ver Sen Muâfî’sin!” diyen kimsenin biiznillahi teâlâ gözleri ağrımaz. Ve gözlerinde hastalık varsa biiznillahi teâlâ şifâyâb olur.

Gözü ağrıyan ve hatta hastalığın te’siriyle göremez derecelerine gelen bir kimse ellerini kaldırıp Sûre-i Hadîd’in evvelindeki dört âyet-i kerîme ile Sûre-i Haşr’ın âhirindeki üç âyet-i kerîmeyi okuduktan sonra:

“Allah’ım şifâ ver Sen Şâfî’sin, Allah’ım âfiyet ver Sen Muâfî’sin!” diyerek gözlerini meshederse Cenâb-ı Hakk –azze ve celle– Hazretleri onun gözlerindeki hastalığı izâle edip şifâ verir. Gözünün nûru biiznillahi Teâlâ artar.

Her gün sabahleyin iki baş parmağının tırnakları üzerine yedi def’a şu âyeti okuyup gözlerini mesheden kimsenin biiznillahi teâlâ nurı basarı artar ve gözlerine ağrı ve zarar ârız olmaz:

“…Şimdi biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir.” (Kâf, 22) Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât u selâm eylesin!

ŞİFA AYETLERİ

“Allah, mümin bir topluluğun kalplerine şifa versin/gönüllerini ferahlatsın!” (et-Tevbe, 14)

“…Gönüllerdeki dertlere şifâdır…” (Yûnus, 57)

“…Onların (arıların) karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır…” (en-Nahl, 69)

“Biz, Kur’ân’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için şifâ ve rahmettir…” (el-İsrâ, 82)

“Hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur.” (eş-Şuarâ, 80)

“…De ki: O, (Kur’ân) inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifâdır…” (Fussılet, 44)

ŞİFA DUASI

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.

Allah’ın ismiyle sana okurum. Allah sana şifâ versin. Ey insanların Rabbi, bunun ıstırabını giderip şifâ ver. Şifâyı veren ancak Sen’sin. Sen’in şifândan başka şifâ yoktur. Buna hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifâ ihsân eyle! Âmîn. Rahmetinle ihsân eyle ey merhametlilerin en merhametlisi! Ezâ veren her şeyden, bütün zararlı gözlerden ve hasetçilerden Allah Teâlâ sana şifâ versin.

MÜMİNLER İÇİN OKUNACAK DUA

Ebû Hüreyre radıyallahu anh-’den rivayet olunduğuna göre, Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle duâ etmişlerdir:

“Yâ Rabb! Ben hangi bir mü’mine onu üzecek ve gönlüne ağır gelecek bir söz söylemişsem kıyamet gününde o sözü onun için Sana kurbiyyet eyle; yani o sözden müteessir olduğu kadar onu sana yaklaştır.” (Buhârî, Deavât, 34; Müslim, Birr, 88, 89 vd.; Dârimî, Rikak, 53; İbn Hanbel, III, 390)

ÜZÜNTÜLÜ İKEN OKUNACAK DUA

İbn-i Abbas radıyallahu anhüma– der ki: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri üzüntülü ve sıkıntılı halinde şöyle duâ ederlerdi:

“el-Azîm, el-Halîm Allah’tan başka bir ilâh yok! Arş-ı Azîm’in sahibi Allah’tan başka ilâh yok! Bütün semâların ve arzın ve çok şerefli Arş’ın sahibi Allah’tan başka ilâh yok!” (Buhârî, Deavât, 27; Müslim, Zikr, 83)

Yâ Rabb! Bütün âlemlerin ve Arş’ın sahibi ve yegâne hükümrânı Sen’sin! Başımıza gelen şu sıkıntı ve belâyı izâleye ancak sen kadirsin. Bu sebeble senden istiyoruz. Kâffe-i mahlûkat; yani bütün yaratılmışlar senin kudret elindedir. Bilcümle mahlûkatın şerrinden bizi muhafaza ile himaye eyle demektir.

Bir de Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz, belânın ağır basmasından, yani insana ölümü hayata tercîh ettirecek şekilde gelmesinden, dünyevî ve uhrevî şekâveti mucîb bulunan ve helâke sebeb olan ahvâlden ve kötü âkıbet, sû-i hâtimeye dûçar olmaktan, düşmanlarını sevindirecek bir belâya dûçar olup onları kendisine üzüntü verecek şekilde konuşturmaktan da Allah’a sığınırdı.

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle buyurmuşlardır: “Sizden birinize bir düşünce yahud üzüntü geldiği zaman yedi defa:

«Allah! Rabbim Allah’tır! O’na hiç bir şeyi şerîk koşmam ben!» desin.” (Ebû Dâvud, Edeb, 36; İbn Mâce, Duâ, 17)

Kul:

“Ey yedi göklerin ve büyük Arş’ın Rabbi olan Rabbim! Beni her üzüntü verici şeyden, dilediğin şekilde ve dilediğin yerden kurtar” derse Allah Teâlâ onun üzüntüsünü giderir. (Ali el-Müttakî, no: 3433)

Her sabah ve her akşam yedi defa:

“Allah bana yeter, O’ndan başka ilâh yoktur, O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın Rabbidir.” diyen kimsenin dünyâ ve âhirete âid ne üzüntüsü varsa Allah giderir, bunda ister sâdık ister kâzib olsun.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101/5081)

“Üzüntüye mübtelâ olan kimsenin edeceği duâ şudur:

«Rahmetini umuyorum ey Allah’ım! Beni göz açıp yumuncaya kadar da olsa kendime bırakma (nefsime bırakma). Benim her hâlimi düzelt. Senden başka ilâh yoktur.» (Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101/5090; Tuhfetü’z-Zâkirîn, 195 (İbn Hıbbân’dan)

“Kendisine bir üzüntü, bir keder, bir hastalık ve zorluk isabet eden kimse: اَللّٰٗهُ رَبِّى لَا شَرِيكَ لَهُ “Allah Rabbimdir, O’nun hiç şerîki yoktur.” derse bütün bunlardan kurtarılır.” (Râmüzû’l-ehâdis, 404 (Teberânî’den)

SIKINTI ZAMANLARDA OKUNACAK DUA

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“– Ben bir söz bilirim ki, büyük bir üzüntüye, sıkıntıya düşmüş bir kul söylerse, Allah Teâlâ ona muhakkak bir çıkış yolu açar. Bu, kardeşim Yûnus’un sözüdür: Karanlık içinde kaldığı vakit:

«Senden başka ilâh yoktur. Seni tenzih ederim, muhakkak ki ben zâlimlerden oldum.» (Enbiya, 87) demişti. (Bkz. Tirmizî, Deavât, 81/3505)

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– gam ve sıkıntı basınca şöyle derdi:


“Kullara karşı Allah bana yeter, mahlûklara karşı Hâlik bana yeter, rızk yiyenlere karşı rızık veren bana yeter. Bana O yeter ki O bana kâfî gelir. Bana Allah yeter, O ne güzel bir vekildir. Bana Allah yeter, O’ndan başka ilâh yoktur. O’na tevekkül ettim. O yüce Arşın sâhibidir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 6580)

“Bir belâya duçar olmuş bir kimseyi görünce -kendi hâline şükrederek-:

«Seni mübtelâ kıldığı şeyden beni âfiyette kılıp, yarattıklarından pek çoğuna beni tafdil eden Allah’a hamd ederim» derse bu belâ ne olursa olsun ondan afiyette kılınır.” (bkz. İbn Mâce, Duâ, 22; Tirmizî, Deavât, 37; Tuhfetü’z-Zâkirîn, 198 vd.)

BORÇTAN KURTULMAK İÇİN OKUNACAK DUA

“Ey Allah’ım! Helâl kıldıklarını bana kâfi kılarak haram kıldıklarından beni muhafaza et, beni fazlınla Senden başkalarından müstağni kıl!” (Tirmizî, Duâ, 110)

“Sana bir duâ öğreteyim mi ki, onunla duâ edersen dağ kadar borcun olsa Allah onu ödemeye muvaffak kılar. De ki ey Muâz:

“Ey mülkün mâliki olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verirsin, mülkü dilediğinden çeker alırsın. Dilediğini azîz kılarsın, dilediğini zelîl kılarsın. Hayır senin elindedir. Muhakkak sen herşeye kadirsin.” (Al-i İmran sûresi, 26)

Ey dünyâ ve âhiretin Rahmanı! Sen onları dilediğine verirsin, dilediğine vermezsin. Beni, senden başkasının acımasından müstağnî kılacak bir rahmet ile bana rahmet eyle.” (Heysemî, X, 186)

Borçlu olan kişi sabah namazından sonra üçyüz defa:

“…Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adâletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” (el-A’râf, 89) âyetini duâ niyetiyle okumalı ve her yüz defanın sonunda:

“Ey kapıları açan Allah’ım! Bize en hayırlı kapıyı aç!” diye duâ etmelidir. Böylece inayet-i ilâhiyyeye nail olması umulur.

MAİŞET DARLIĞINDA OKUNACAK DUA

“Maîşet tedâriki zorluğuna düşen bir kimseyi evinden çıkdığı zaman şöyle demekten men edecek hiç bir şey yoktur:

“Canıma, malıma ve dînime bismillah. Ey Rabbim! Beni kazana razı kıl. Bana takdîr olunanı benim için bereketlendir, o hâle geleyim ki te’hir olunanın ta’cilini, ta’cil olunanın da te’hirini istemeyeyim.” (Ali el-Müttâkî, no: 9323)

“Bana Cibril’in öğrettiğini sana öğreteyim mi? Çok cimri ve kıskanç birine, yahud zâlim bir sultana, yahud fahşinden korktuğun kötü bir borçluya işin düştüğü zaman okursun:

“Ey Rabbim! Her şeye mutlak gâlib ve mutlak büyük ancak sensin, ben de senin zayıf ve düşkün bir kulunum. Her türlü kudret kuvvet ancak seninledir. Ey Rabbim! Fir’avn’i Musa’ya musahhar kıldığın gibi filânı da bana musahhar kıl ve Davud’un elinde demiri yumuşattığın gibi onun da kalbini bana karşı yumuşat. O senin iznin olmadan bir şey konuşamaz, onun nâsiyesi de, kalbi de senin kabza-i kudretindedir. Senin zâtının senâsı yücedir ey merhamet edicilerin merhamet edicisi!” (Ali el-Müttâkî, no: 16815)

ÖLÜM HABERİ DUYUNCA OKUNACAK DUA

“Ölümün kendine hâs bir büyük korkusu vardır. Sizden birinize bir kardeşinin ölüm haberi geldiğinde şöyle desin:

“Biz Allah’a aidiz ve tekrar O’na dönücüleriz. Ey Rabbimiz! Onu sâlihlere ilhak et ve zürriyetine geride kalanlarla beraber halef ol, yani muîn ol, onu ve bizi dîn gününde mağfiret et! Ey Rabbimiz onun ecrinden bizi mahrum etme, onun arkasından bizi fitneye duçar etme!” (Nevevî, el-Ezkâr, 132; İbn-i es-Seniy’den)

GÖK GÜRLEYİNCE OKUNACAK DUA

“Gök gürültüsünü işittiğiniz zaman Allah’ı zikrediniz, çünkü o zikredene bir zarar vermez. Gök gürültüsünü işittiğiniz zaman Allah’ı tesbih ediniz, tekbîr getirmeyiniz.” (Râmûzû’l-ehâdis, 50; Teberânî’den)

“Şimşek ve gök gürültüleri işittiği zaman Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Ey Rabbim! Bizi gadabınla öldürme, azâbınla helâk etme, bundan evvel bize âfiyet ver,” derlerdi.” (Tuhfetû’z-Zakirîn, 173 (Tirmizî, İbn es-Seniy’den)

RÜZGAR ESTİĞİ ZAMAN OKUNACAK DUA

“Kuzey rüzgârı şiddetlendiği zaman Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Allah’ım bu rüzgârın, onun içindekilerin ve onunla gönderdiğin şeylerin hayrını istiyorum. Onun, içindekilerin ve onunla gönderdiğin şeylerin şerrinden Sana sığınırım.” (Müslim, İstiska, 15)

YAĞMUR DUASI

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– yağmur duâsına çıkınca:

“Ey Rabbim kullarını ve diğer canlıları sula, rahmetini yay, ölü beldeni dirilt.” derlerdi. (Ebû Dâvûd, İstiska, 2/1176)

BELÂ TUZAK VE İLÂHÎ GAZABDAN KORUNMAK İÇİN OKUNACAK DUA

“Allah teâlâ buyuruyor: Ümmetine söyle! On defa sabahleyin:

«Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır.» desinler, on defa akşamleyin, on defa da yatarken. Yatarken demeleri mukabilinde dünyâ belâları onlardan def olunur. Akşam demeleri mukabilinde şeytanın tuzaklarından kurtulurlar. Sabahleyin demelerine mukabil gadabımdan mahfuz kalırlar.” (Ali el-Müttakî, no: 3607)

NAZAR GÖZ DEĞMESİNE KARŞI OKUNACAK DUA

İsâbet-i ayna; nazar değmesine tedbîr olarak Allah’ın kitabında sekiz âyet vardır. Kul bunu okuduğu gün insan ve cinlerden hiç birinin nazarı değmez. Bunlar: Fâtihâtü’l-kitâb ki, yedi âyettir. Bir de Âyete’l-Kürsî.

“Beğendiği bir şey gördüğünde bir mümin:

derse ona nazar isabet etmez. (Beyhâkî, Şuab, IV, 90)

NAZAR DUASI

“Doğrusu inkâr edenler, Kur’ânı dinlediklerinde neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. «O delidir» diyorlardı.” (Kalem, 51-52)

DÜŞMAN KORKUSUNDAN KURTULMAK İÇİN OKUNACAK DUA

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Lâ ilâhe illallah, benimle bütün şeytanların arasına perde olarak.

Lâ ilâhe illallah, benimle bütün belâ ve kazaların arasına perde olarak.

Lâ ilâhe illallah, benimle bütün düşmanların arasına perde olarak.

Melik ve Cebbâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Vâhid ve Kahhâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Müheymin ve Settâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Kebîr ve Müteâl olan Allah’tan başka ilâh yoktur. Rahmetinle (muhâfaza eyle) ey merhametlilerin en merhametlisi.

İbn Abbas –radıyallahu anh-’dan rivayete göre Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-: “Babanız İbrâhîm -aleyhisselâm- da İsmail ve İshâk -aleyhisselâm-’ı böyle istiâze ederdi, diyerek Hasan ve Hüseyin -radıyallahu anhüma-’yı Allah’a sığındırır ve derdi ki:

“Bütün şeytanlardan ve bütün muzır şeylerden (Yılan, Akrep gibi haşerâttan veyahud insanın şuûruna halel getirecek olan kâffe-i eşyadan) ve her bir isabet edici gözden Allah’ın tam kelimeleriyle (Kelâmullah ile, tam, kâmil, şâfî ve fâideli olan kelimeleriyle) Allah’a sığınırım.” (Buhârî, Enbiyâ, 10; Kenzû’l-İrfân, s. 148)

“Göz isabetinden muhafaza edilmeniz için Allah’a sığınınız. Zira isâbet-i ayn haktır.” (Hâkim, IV, 239)

“Nefesten ve gözden Allah’a sığınınız.” (Ali el-Müttâkî, no: 28389)

“Akşamleyin:

“Allah Nuh’a rahmet etsin. Ve Nuh’a selâm olsun” diyen kimseyi o gece akreb sokmaz. (Ali el-Müttâkî, no: 3564)

ÖLÜ KABRE KONUNCA OKUNACAK DUÂ

“Meyyiti kabrine koydukları zaman:

«Allah’ın adıyla, Allah ile ve Allah yolunda Rasûlullah’ın dini üzere» derlerdi.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 6819)

KABRİSTAN ZİYÂRETİNDE OKUNACAK DUA

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz kabristana vardıklarında şöyle derlerdi:

“Ey mü’minler topluluğunun yurdu! Biz de size katılacağız. Biz Allah’a aidiz ve biz O’na tekrar dönücüleriz. Siz büyük bir hayra nail oldunuz, uzun bir şerri geride bırakıp gittiniz.” (Ali el-Müttâkî, XIII, 299/36864; krş. Müslim, Taharet, 12; İbn Mâce, Cenâiz, 36)

HOŞLANILAN VEYA HOŞLANILMAYAN DURUMLARDA OKUNACAK DUA

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e sevdiği bir iş zahir olunca:

“Allah’a hamd olsun ki ancak O’nun nîmetiyle sâlih ameller tamama erer.” der, sevmediği bir işle karşılaşınca da:

“Her halde Allah’a hamd ederiz” derlerdi. (İbn Mâce, Edeb, 55)

GÖZÜNÜ SEMAYA KALDIRINCA OKUNACAK DUA

Gözünü semâya kaldırdığı zaman Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Ey kalbleri çekip çeviren! Benim kalbimi Senin tâatın üzere sabit kıl.” derlerdi. (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 6707; krş. Nevevî, el-Ezkâr, 284)

HİLÂL’İ GÖRÜNCE OKUNACAK DUA

Hilâli gördükleri zaman Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ey Rabbim! Bize bunu bereket ve îmân selâmet ve İslâm hilâli eyle! Ey Hilâl! Benim de senin de Rabbimiz Allah’tır.” (Tirmizî, Deavât, 50)

Yine hilâli gördükleri zaman:

“Allah büyüktür, Allah büyüktür, hamd Allah’a mahsustur, Allah’a dayanmaktan başka kudret kuvvet yoktur. Allah’ım! Senden bu ayın hayrını istiyorum, kaderin şerrinden ve mahşer gününün şerrinden sana sığınıyorum.” (İbn Hanbel, V, 329)

AYNAYA BAKINCA OKUNACAK DUA

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz aynaya bakdıkları zaman,

“Yaratılışımı ve huyumu güzel kılan, başkalarındaki çirkinliği benden uzak kılıp beni güzel yapan Allah’a hamd ederim.” (Beyhakî, Şuab, IV, 111)

SELAM AYETLERİ

İlâhi rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“…Selâm size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı…” (el-En’âm, 54)

“Sabrettiğinize karşılık size selâm olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir!” (er-Ra’d, 24)

“…Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (sâlih) amellere karşılık cennete girin!” (en-Nahl, 32)

“Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona (Hz. Îsâ’ya) selâm olsun!” (Meryem, 15)

“Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selâm banadır.” (Meryem, 33)

“İbrahim: Selâm sana, dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır.” (Meryem, 47)

“…Selâm hidâyete tâbî olanlaradır.” (Tâhâ, 47)

“…Selâm olsun seçkin kıldığı kullarına!” (en-Neml, 59)

“«…Size selâm olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadaş edinmek) istemeyiz» derler.” (el-Kasas, 55)

“Onlara merhametli Rabb’in söylediği selâm vardır.” (Yâsîn, 58)

“Bütün âlemlerde Nûh’a selâm olsun! İşte biz muhsinleri (iyiliklerde bulunan, işini sağlam yapan ve ihsan duygusuyla yaşayan güzel insanları) böyle mükâfatlandırırız. Zira o, bizim mü’min kullarımızdan idi.” (es-Sâffât, 79-81)

“İbrahim’e selâm! dedik. Biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.” (es-Sâffât, 109-111)

“Mûsâ ve Hârûn’a selâm olsun. Doğrusu biz, muhsinleri böylece mükâfatlandırırız. Şüphesiz, ikisi de mü’min kullarımızdandı.” (es-Sâffât, 120-122)

“Selâm olsun İlyâsîn’e! Şüphesiz biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.” (es-Sâffât, 130-132)

“Gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!” (es-Sâffât, 181)

“…Selâm size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya.” (ez-Zümer, 73)

“O gece, selâm doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.” (el-Kadir, 5)

HIFZ AYETLERİ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah’ım, bizi hayatta bıraktığın müddetçe önümüzdeki, arkamızdaki, sağımızdaki, solumuzdaki bütün düşmanlarımızdan ebediyyen muhâfaza eyle! “Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiştir.” (Fussılet, 42) diye tavsîf ettiğin yüce kitabını muhâfaza ettiğin şekilde bizim dînimizi de koru.

Allah’ım, hakkında “Kur’ân’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz muhâfaza edeceğiz.” (el-Hicr, 9) buyurduğun Zikr’i koruduğun şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan muhâfaza eyle!

Allah’ım, “Ve (semâyı) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.” (es-Sâffât, 7) buyurduğun gökyüzünü muhâfaza ettiğin şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan koru.

Allah’ım, anlayış verdiğin, şeytanları kendisine boyun eğdirerek “Biz onları gözetim altında tutuyorduk.” (el-Enbiyâ, 82) buyurduğun kulunu (Hz. Süleyman’ı) koruduğun şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan koru.

Allah’ım, “Biz, semâyı korunmuş bir tavan gibi yaptık…” (el-Enbiyâ, 32) buyurarak muhâfaza ettiğin Sakf-ı Mahfûz’u/Korunmuş Tavan’ı muhâfaza ettiğin şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan koru.

Allah’ım, semâları ve arzı koruduğun şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan muhâfaza eyle. “…Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.” (el-Bakara, 255)

Allah’ım, korunmuş kullarını muhâfaza ettiğin şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan muhâfaza eyle. Onlar hakkında şöyle buyuruyorsun: “O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir…” (el-En’âm, 61)

Allah’ım, “Yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, Azîz ve Alîm olan Allah’ın takdiridir.” (Fussılet, 12) buyurduğun semâyı muhâfaza ettiğin şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan muhâfaza eyle.

Allah’ım, hakkında “Doğrusu o (yalanladıkları, aslı) Levh-i Mahfûz’da bulunan şerefli Kur’ân’dır.” (el-Burûc, 21-22) buyurduğun Levh-i Mahfûz’u koruduğun şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan muhâfaza eyle.

Allah’ım, “Onun önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan tâkipçiler (melekler) vardır…” (er-Ra’d, 11) âyetinde bahsettiğin kullarını muhâfaza ettiğin şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan muhâfaza eyle.

Allah’ım, Sen’in kulun, kulunun oğlu ve peygamberin Ya’kûb, “…Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir.” (Yûsuf, 64) buyurarak Sen’den ne ile kendisini korumanı istediyse, ben de onunla Sen’den beni korumanı istiyorum.

Allah’ım, bizi gözünle koru, hıfzınla muhâfaza eyle, ey kâdir olanların en keremlisi ve ey merhametlilerin en merhametlisi.

Bize kötülük düşünenlerin hepsini “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir” ile attım, Kâf-hâ-yâ-ayn-sâd ile, Hâ-mîm-ayn-sîn-kâf ile attım, hiç ölmeyen ve dâimâ diri olan Allah’a tevekkül ile attım. “…Vekil olarak Allah yeter” (en-Nisâ, 81), O, merhametlilerin en merhametlisidir.

“…Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O’nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O’na güvenip dayanırlar.” (ez-Zümer, 38)

“…Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O yüce Arş’ın sahibidir.” (et-Tevbe, 129)

Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât eylesin! Rahmetinle kabûl eyle ey merhametlilerin en merhametlisi.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim Mevlâ’mızdır. Onun için mü’minler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.” (et-Tevbe, 51)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir.” (Yûnus, 107)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir. Allah her canlının karar kılıp hayatını geçirdiği yeri de, öleceği yeri de bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfûz’da)dır.” (Hûd, 6)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır.” (Hûd, 56)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“Nice canlı var ki, rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah’tır. O, her şeyi işitir ve bilir.” (el-Ankebût, 60)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“Allah’ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup engelleyecek yoktur. O’nun tuttuğunu O’ndan sonra salıverecek de yoktur. O, üstündür, hikmet sahibidir.” (Fâtır, 2)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“Andolsun ki onlara: «Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye sorsan, elbette «Allah’tır» derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O’nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O’na güvenip dayanırlar.” (ez-Zümer, 38)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

“Hem bize yollarımızı göstermiş olduğu hâlde ne diye biz Allah’a dayanıp güvenmeyelim?! Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkülde sebât etsinler.” (İbrâhim, 12)

Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Sizden biriniz sultandan, yahud her hangi bir kudret sahibinden korktuğu zaman şöyle desin:

“Ey yedi semâların ve yüce arşın sahibi olan Rabbim, filân oğlu filânın şerrinden beni koru. Cinlerin, insanların ve tâbi’lerinin, onlardan herhangi birinin bana taşkınlık etmesinin şerrinden beni muhafaza buyur. Senin muhafazan ne büyüktür! Senân yücedir, Sen’den başka da ilâh yoktur.” (Heysemî, X, 137, 187)

ZİKRULLAH VE ZİKİR MECLİSLERİ

Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin “Dualar ve Zikirler” adlı kitabında ki “Zikrullah ve Zikir Meclisleri” bölümü…

Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Her kim günde yüz kere سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِهِ  “Allah’ı hamd ile tesbih ederim” derse o kimsenin hataları deniz köpüğü kadar da olsa dökülür, yâni mağfiret olunur.”

Hadîs-i şerîfi, Buhârî Ebû Hüreyre –radıyallahu anh-’dan rivayet etmiştir. (Buhârî, Deavât, 65) Bu hâdis-i şerîf mü’minler için büyük bir tebşîrdir, yani müjdedir.

Yine Ebû Hüreyre’den rivayete göre Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz:

“İki kelime vardır ki Rahman Teâlâ’ya sevgili, lisanda hafif, mîzanda da ağırdırlar. Bunlar:

“Allah’ı hamd ile tesbîh ederim, büyük Allah’ı tesbîh ederim.” kelimeleridir.” (Buhârî, Deavât, 65)

Yine Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Rabbini zikredenle etmeyenin hâli diri ile ölünün hâli gibidir.” yani Rabbini zikreden kimse diridir, Rabbini zikretmeyen kimse de ölüdür. (Buhârî, Deavât, 66)

Bu hadîs-i şerîf ehl-i zikr için pek büyük bir tebşîrdir.

Zikrullahın envâı çoktur. Meselâ Lafza-i celâl, kelime-i tevhîd ve sâir esmâ-i hüsnâ ile zikir olduğu gibi, Kur’ân tilâveti, hadîs-i şerîf kırâati, din ilimleri öğrenmek dahi hep zikrullahtan ma’dûddur. Zira, hayatta olan kimsenin zahiri nûr-i hayâtın parlamasıyla ve bâtını nûr-ı ilim ve idrâkiyle süslendiği gibi, zikrullah eden zâtın dahi zahiri amel-i sâlih ve tâat nûruyle, bâtını da ma’rifet-i sübhâniyye nûruyla süslenir.

Zikrullah etmeyen kimse ise her ne kadar dünyâ işiyle meşgul olsa da onun zahiri ibâdetten uzak ve muattal olduğu gibi bâtını da bâtıldır.

Fakat kalbi uyanık ve zâkir olan kimse dünyâ işi ile meşgul olsa da yine kalbi zâkirdir. Nitekim âyet-i celîlede böyle insanların vasfında:

“Öyle ricâl vardır ki ticâret satış onları Allah’ın zikrinden alıkoymaz.” buyrulmuştur. (Nûr sûresi, 37)

Yine Buharî’nin Ebû Hüreyre –radıyallahu anh-’dan rivâyet ettiğine göre Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle buyurmuşlardır.

“Allah Teâlâ Hazretlerinin husûsi bazı melekleri vardır ki, yüryüzünde elh-i zikri aramak için dolaşırlar. Ne vakit ki Allah’ı zikreden bir cemâat bulurlarsa birbirlerine nidâ ederek «Geliniz aradığınız buradadır» diyerek orada toplanırlar. Ve o mevkii kanatlarıyla semâya kadar çevirirler. Sonra Allah Teâlâ Hazretleri, o ehl-i zikrin ahvâl ve akvâlini, o meleklerden daha ziyâde kendisi bildiği halde onlara hitaben:

– Kullarım ne söylüyorlar? der. Melekler;

– Seni tesbîh ve tekbîr ediyorlar. Sana hamdediyorlar. Seni temcîd ediyorlar. Allah Teâlâ:

– Beni hiç görmüşler mi? der. Melekler de:

– Hayır yâ Rabbi Zâtına kasem ederiz ki hiç görmemişler, derler. Allah Teâlâ

– Pekiyi, beni görselerdi nasıl olurlardı? Melekler:

– Eğer Seni görselerdi sana daha çok ibâdet ederler; seni bütün kudretleriyle temcîd ederler, seni bütün kuvvetleriyle tesbîh ederlerdi, derler. Allah Teâlâ:

– Kullarım benden ne istiyorlar? der. Melekler:

– Senden cenneti istiyorlar, derler. Allah:

– Orayı görmüşler mi? der. Melekler de:

– Hayır, yemin ederiz ki hiç görmemişler.

– Pekiyi görselerdi nasıl olurlardı?

– Eğer görselerdi oraya daha fazla düşkün olurlardı, orayı daha fazla arzu ederlerdi, oraya daha fazla rağbet ederlerdi, derler. Allah Teâlâ:

– Pekiyi nelerden Allah’a sığınıyorlar? Melekler:

– Cehennemden, derler.

– Pekiyi onu hiç görmüşler mi?

– Hayır, Vallahi hiç görmemişler.

– Pekiyi ya bir görselerdi nasıl olurlardı?

– Eğer bir görselerdi ondan daha çok kaçarlar, daha fazla korkarlardı.

Bunlardan sonra Allah Teâlâ şöyle buyurur:

– Sizi şâhid tutarım ki, ben bu kullarımı mağfiret ettim.

İçlerinden bir melek şöyle der:

– Yâ Rabbi, filan onlardan değildir, o bir işi için onların arasına gelmiştir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

– Madem ki beraber duruyorlar, onlarla beraber oturanlar şekavetten uzak olurlar.” (Onları da mağfiret ettim.) buyurur. (Buhârî, Deavât, 66)

ALLAH’I ZİKRETMEK HAKKINDA HADÎS-İ ŞERİFLER

Mahmut Sami Ramazanoğu Hazretleri’nin kıymetli eseri “Dualar ve Zikirler” kitabı “Zikrullah ve Zikir Meclisleri” bölümü altında yer alan “Allah’ı Zikretmek Hakkında Hadîs-İ Şerifler” kısmı…

Peygamberimiz buyuruyor:

لَاحَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰه zikrini çok ediniz. Zîrâ, o, cennetin hazînesidir.” (Buhârî, Deavât, 50)

“Sana arşın altındaki cennet hazinesinden bir kelime söyleyeyim mi?

“Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır.” kelimesidir. Kul bunu söyleyince: «Kulum hakkı  teslîm etti ve benden onu selâmette kılmamı istedi» der.”

“Ben bir söz biliyorum ki kul onu kendisine ölüm gelince söylerse ruhu cesedinden çıkarken ruhuna bir başka ferahlık geldiğini görür. Ve o söz kıyamette onun için nur, aydınlık olur. O söz:

لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ Allah’dan başka ilah yoktur.” sözüdür.” (Bkz. İbn Hanbel, I, 37; Râmûzü’l-ehâdis)

“Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– “İmânınızı dâima yenileyiniz” buyurdu da:

“– Yâ Rasûlallah imânımızı nasıl yenileyeceğiz?” diye suâl olundu. Cevaben:

لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ zikr-i şerifini çok yapınız, buyurdu. (İbn Hanbel, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657)

“– Bir kul ihlâs ile لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ derse, bu hiç bir hicaba takılmadan yükselir. Allah’a vâsıl olunca Allah bunu söyleyene nazar eder. Allah bu tevhîd getirene nazar etdi mi onu rahmetine dâhil etmesi Allah’ın hakkıdır.” (Tirmizî, Deavât, 86)

“Yâ Muâz, günde kaç defa Allah’ı zikrediyorsun? On bin defa” Lâ ilâhe illallah” diyerek mi? Bak sana bazı kelimeler öğreteyim, bu onbin defa demenden senin için daha kolaydır. Şöyle de:

“Allah’ın kelimeleri adedince Lâ ilâhe illallah. Yarattıkları adedince Lâ ilâhe illallah, Arş ağırlığınca Lâ ilâhe illallah. Semâlar dolusu lâ ilâhe illallah. Bunlarla berâber bunların mislince lâ ilâhe illallah. Bunlarla beraber bunların mislince Allahu ekber. Bunlarla beraber bunların mislince elhamdülillah”. Böyle dersen ne bir melek sevabını yazmağa takat getirebilir, ne de bir başkası.” (Ali el-Müttâkî, I, 442/1910)

“Dünyâ lezzetini ve eğlencesini terkedip de gençliğiyle beraber Allah’ın tâatına yönelen gence Allah Teâlâ yetmiş iki sıddîkin ecrini verir ve ona şöyle hitâb eder: “Ey şehvetini terkederek gençliğini benim uğrumda feda eden genç! Sen benim yanımda bazı meleklerim gibisin!” (Tirmizî, Zühd, 53, Tuhfetü’z-Zakirîn, 241)

“Ne ben, ne de benden evvelki nebiler:

tesbîhinden daha efdal bir kelime ile tesbîh etmemişlerdir.” (Ali el-Müttâkî, no: 2015)

“Yâ Hafsa! Çok konuşmaktan sakın. Söylenen şey zikrullah olmadıkça kalbi öldürür. Fakat Allah’ın zikrini çok yap. İşte bu kalbi diriltir.” (Ali el-Müttâkî, no: 1896)

“Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey Âdem oğlu, fecirden ve asırdan sonra bir saat beni zikret, bunların arasına ben kefilim.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 6055)

“Muhakkak ki Allah Teâlâ’nın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları bellerse cennete girer.”

اَللّٰهْ  Allah: Varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan zâtın husûsî ve en kapsamlı ism-i şerifi.

اَلرَّحْمٰنُ er-Rahmân: Bütün mahlûkâta merhamet eden, hepsine de nîmetler veren.

اَلرَّح۪يمُ  er-Rahîm: Pek ziyâde merhamet edici, bilhassa mü’minlere rahmet eden.

اَلْمَلِكُ el-Melik: Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi.

اَلْقُدُّوسُ  el-Kuddûs: Hatâdan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten münezzeh/çok uzak ve pek temiz.

اَلسَّلَامُ es-Selâm: Her çeşit ârıza ve hâdiselerden sâlim kalan, her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran, Cennet’teki bahtiyar kullarına selâm eden.

اَلْمُؤْمِنُ  el-Mü’min: Gönüllerde îman ışığı yakan, kendine sığınanlara eman verip onları koruyan, rahatlatan, güven veren, vaadine güvenilen.

اَلْمُهَيْمِنُ  el-Müheymin: Kâinâtın bütün işlerini gözetip yöneten ve koruyan.

اَلْعَز۪يزُ  el-Azîz: Yenilmeyen yegâne gâlip.

اَلْجَبّٰارُ  el-Cebbâr: Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, yaratılmışların hâlini iyileştiren, irâdesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan, hüküm ve iradesine karşı gelinmek ihtimali bulunmayan.

اَلْمُتَكَبِّرُ  el-Mütekebbir: Her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösteren, azamet ve yüceliğini izhâr eden.

اَلْخَالِقُ  el-Hâlık: Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hâdiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan vâr eden.

اَلْبَارِئُ  el-Bâri’: Eşyâyı ve her şeyin âzâ ve cihazlarını birbirine uygun bir hâlde yaratan, bir örneği olmaksızın canlıları yaratan.

اَلْمُصَوِّرُ el-Musavvir: Tasvîr eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.

اَلْغَفَّارُ  el-Ğaffâr: Mağfireti pek bol olan. Dilediği kullarını da günahlardan koruyan.

اَلْقَهَّارُ  el-Kahhâr: Her şeye, her istediğini yapacak surette gâlib ve hâkim.

اَلْوَهَّابُ el-Vehhâb: Çeşit çeşit nimetleri devamlı bağışlayıp duran. Her zaman, her yerde ve her şeyi karşılık beklemeden çok çok ve bol bol veren.

اَلرَّزَّاقُ er-Rezzâk: Yaratılmışlara, faydalanacakları şeyleri ihsân eden, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren.

اَلْفَتَّاحُ el-Fettâh: Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, iyilik kapılarını açan, hakemlik yapan.

اَلْعَل۪يمُ el-Alîm: Her şeyi hakkıyla ve çok iyi bilen.

اَلْقَابِضُ  el-Kâbıd: Sıkan, daraltan, rızkı daraltan, canlıların rûhunu alan.

اَلْبَاسِطُ el-Bâsıt: Açan, genişleten, rızkı bollaştıran, ruhları bedenlerine yayan.

اَلْخَافِضُ  el-Hâfıd: Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, zillete düşüren.

اَلرَّافِعُ er-Râfi’: Yukarı kaldıran, yükselten, yücelten.

اَلْمُعِزُّ  el-Mu’izz: İzzet ve şeref veren, ağırlayan.

اَلْمُذِلُّ  el-Müzill: Zillete düşüren, hor ve hakîr eden.

اَلسَّم۪يعُ  es-Semi’: Hakkıyla işiten.

اَلْبَص۪يرُ  el-Basîr: Hakkıyla gören.

اَلْحَكَمُ  el-Hakem: Hükmeden, hakkı yerine getiren, hükmünü eksiksiz icrâ eden.

اَلْعَدْلُ  el-Adl: Mutlak adâlet sahibi, aşırılığa meyletmeyen.

اَللَّط۪يفُ el-Latîf: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri yapan, yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan.

اَلْخَب۪يرُ  el-Habîr: Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan.

اَلْحَل۪يمُ  el-Halîm: Suçluların cezâsını vermeye gücü yettiği hâlde onlara yumuşak davranan ve cezâlarını geriye bırakan. Allah, gazabda acele etmez, mühlet verir, yaptıklarına pişman olup tevbe edenleri affeder, ısrar edenler hakkında ise artık hüküm kendisine kalmıştır.

اَلْعَظ۪يمُ el-Azîm: Bütün büyüklüklerin sâhibi. Zâtının ve sıfatlarının mâhiyeti anlaşılamayacak kadar ulvî.

اَلْغَفُورُ  el-Ğafûr: Mağfireti çok olan, bütün günahları bağışlayan. Allah, istediği kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de gizler.

اَلشَّكُورُ  eş-Şekûr: Kendi rızâsı için yapılan sâlih amelleri, daha ziyâdesiyle karşılayan, az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden.

اَلْعَلِيُّ  el-Aliyy: Her hususta, her şeyden yüce olan. Her şey kendisinin dûnunda, emrinde ve hükmü altında olan.

اَلْكَب۪يرُ  el-Kebîr: Büyüklükte kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen, bütün büyüklükler kendisine mahsus olan.

اَلْحَف۪يظُ  el-Hafîz: Yapılan işleri bütün tafsilâtıyla tutan, her şeyi belli vaktine kadar âfât ve belâlardan saklayan, koruyup gözeten.

اَلْمُق۪يتُ  el-Mukît: Her yaratılmışın azığını ve gıdasını tayin eden, azıkları beden ve kalblere gönderen.

اَلْحَس۪يبُ  el-Hasîb: Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilât ve teferruatıyla hesabını iyi bilen, her şeye ve herkese her ihtiyacı için kâfi gelen, onları hesaba çeken.

اَلْجَل۪يلُ  el-Celîl: Celâdet, azamet ve heybet sâhibi, celâl sıfatları ile muttasıf.

اَلْكَر۪يمُ  el-Kerîm: Keremi, lütuf ve ihsânı bol, her türlü fazilete sahip olan.

اَلرَّق۪يبُ  er-Rakîb: Bütün varlıklar üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan.

اَلْمُج۪يبُ  el-Mücîb: Kendine duâ edip yalvaranların isteklerini işitip cevab veren, onları cevapsız bırakmayan.

اَلْوَاسِعُ  el-Vâsi’: Geniş ve müsaadekâr. Allah’ın ilmi, ihsânı, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniştir ve her şeyi kaplamıştır.

اَلْحَك۪يمُ  el-Hakîm: Bütün emirleri ve işleri hikmetli, yerli yerinde ve sağlam olan.

اَلْوَدُودُ  el-Vedûd: İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızâsına erdiren. Sevilmeye ve dostluğa lâyık yegâne varlık.

اَلْمَج۪يدُ  el-Mecîd: Zâtı şerefli, ef‘âli güzel olan, her türlü övgüye lâyık bulunan.

اَلْبَاعِثُ  el-Bâis: Ölüleri diriltip kabirlerinden kaldıran; gönüllerde saklı olanları meydana çıkaran.

اَلشَّه۪يدُ  eş-Şehîd: Her zaman ve her şeyi gözlemiş olarak bilen, her yerde hâzır ve nâzır olan.

اَلْحَقُّ  el-Hakk: Fiilen var olan, mevcûdiyeti ve uluhiyeti gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran. Hakikaten vâr olan yalnız O’dur.

اَلْوَك۪يلُ el-Vekîl: Usûlüne uygun şekilde, kendisine tevdi edilen işleri en güzel şekilde neticelendiren, güvenilip dayanılan, tevekkül edilen.

اَلْقَوِيُّ  el-Kaviyy: Çok kuvvetli, her şeye gücü yeten, kudretli.

اَلْمَت۪ينُ  el-Metîn: Çok sağlam, kuvveti çok ve şiddetli olan.

اَلْوَلِيُّ  el-Veliyy: İyi kullarına dost olan, yardım eden.

اَلْحَم۪يدُ  el-Hamîd: Ancak kendisine hamd ü senâ olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen, medhedilen.

اَلْمُحْص۪ي  el-Muhsî: Her şeyin sayısını ve miktarını tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen.

اَلْمُبْدِئُ  el-Mübdi’: Mahlûkatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan.

اَلْمُع۪يدُ el-Mu’îd: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

اَلْمُحْي۪  el-Muhyî: Hayat veren, can bağışlayan, sağlık veren.

اَلْمُم۪يتُ  el-Mümît: Canlı bir mahlûkun ölümünü yaratan, öldüren.

اَلْحَيُّ  el-Hayy: Dâimâ diri; her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten.

اَلْقَيُّومُ el-Kayyûm: Gökleri, yeri, her şeyi ayakta tutan. Bir şeyin kıyâmı, yani, bir varlık sâhibi olarak durabilmesi neye bağlı ise, onu veren. Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı idare eden. Her şey Hak ile kâimdir.

اَلْوَاجِدُ  el-Vâcid: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, müstağnî; istediğini, istediği vakit bulan. Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum olmayan.

اَلْمَاجِدُ  el-Mâcid: Kadr ü şânı büyük, kerem ve semâhati bol.

اَلْوَاحِدُ  el-Vâhid: Tek. Zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şerîki/ortağı, nazîri/benzeri ve dengi bulunmayan.

اَلصَّمَدُ  es-Samed: Hâcetlerin bitirilmesi, ızdırapların giderilmesi için tek merci’, ihtiyaç ve dileklerde kendisine müracaat edilen, arzu ve bütün istekler kendisine sunulan, kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan.

اَلْقَادِرُ  el-Kâdir: İstediğini, istediği gibi yapmaya gücü yeten.

اَلْمُقْتَدِرُ  el-Muktedir: Kuvvet ve kudret sâhipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden.

اَلْمُقَدِّمُ  el-Mukaddim: İstediğini ileri geçiren, öne alan.

اَلْمُؤَخِّرُ  el-Muahhir: İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.

اَلْاَوَّلُ  el-Evvel: Her varlıktan mukaddem olan, başlangıcı olmayan.

اَلْاٰخِرُ  el-Âhir: Varlığının sonu olmayan.

اَلظَّاهِرُ  ez-Zâhir: Âşikâr olan, kat’î delillerle bilinen.

اَلْبَاطِنُ  el-Bâtın: Gizli olan; duyu organları ile idrâk edilemeyen, mâhiyeti bilinemeyen.

اَلْوٰالى  el-Vâlî: Mahlûkatın işlerini yoluna koyan, bu muazzam kâinatı ve her an meydana gelen hâdisatı tek başına tedbîr ve idare eden, kâinâtın hâkimi.

اَلْمُتَعَال۪ى el-Müteâlî: Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce ve pek münezzeh. İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın.

اَلْبَرُّ  el-Berr: Kulları hakkında kolaylık isteyen; iyilik ve bahşişi çok olan, vaadini yerine getiren.

اَلتَّوَّابُ et-Tevvâb: Kullarını tevbeye sevkeden, tevbeleri çokça kabûl edip, günahları bağışlayan.

اَلْمُنْتَقِمُ el-Müntekım: Suçluları, adâleti ile müstehak oldukları cezaya çarptıran.

اَلْعَفُوُّ el-Afüvv: Affı çok. Hiçbir sorumluluk kalmayacak şekilde günahları affeden, kökünden kazıyan.

اَلرَّؤُۧفُ  er-Raûf: Çok re’fet ve şefkat sâhibi.

مَالِكُ الْمُلْكِ  Mâlikü’l-Mülk: Bütün mülkün mâliki ve hâkimi. Allah Teâlâ mülkün hem sâhibi, hem hükümdârıdır, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.

ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm: Hem büyüklük ve azamet, hem de fazl u kerem sâhibi.

اَلْمُقْسِطُ  el-Muksit: Bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan. Adâlet sâhibi. Mazlûma acıyıp zâlimin elinden kurtaran.

اَلْجَامِعُ  el-Câmi’: İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan. Birbirine benzeyen, benzemeyen ve zıd olan şeyleri bir araya getirip tutan. Kıyâmet günü hesâba çekmek için mahlukatı toplayan.

اَلْغَنِيُّ  el-Ğaniyy: Çok zengin ve her şeyden müstağnî.

اَلْمُغْن۪ي  el-Muğnî: İstediğini zengin eden, tatmin eden.

اَلْمَانِعُ  el-Mâni’: Dilemediği şeyin gerçekleşmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere mâni olan.

اَلضَّآرُّ  ed-Dârr: Elem ve zarar verici şeyleri yaratan.

اَلنَّافِعُ  en-Nâfi’: Hayır ve menfaat verici şeyleri yaratan, fayda veren.

اَلنُّورُ en-Nûr: Âlemleri nurlandıran; istediği sîmalara, zihinlere ve gönüllere nûr bahşeden, nûr kaynağı.

اَلْهَاد۪ى  el-Hâdî: Hidâyeti yaratan, yol gösteren, murada erdiren.

اَلْبَد۪يعُ el-Bedî‘: Örneksiz, misalsiz, acîb ve hayret verici âlemler îcad eden. Zâtında, sıfatında, fiillerinde, emsâli görülmemiş olan.

اَلْبَاق۪ي  el-Bâkî: Varlığı devamlı olan, sonu olmayan.

اَلْوَارِثُ  el-Vâris: Servetlerin geçici sâhipleri elleri boş olarak yokluğa döndükleri zaman servetlerin hakikî sâhibi olan.

اَلرَّش۪يدُ  er-Reşîd: Bütün işleri ezelî takdîrine göre yürütüp, bir nizam ve hikmet üzere âkıbetine ulaştıran; her şeyi yerli yerine koyan, en doğru şekilde nizâm veren.

اَلصَّبُورُ  es-Sabûr: Çok sabırlı. (Buhârî, Deavât, 68; Tirmizî, Deavât, 83; Hâkim, I, 62)

“Allah bana yeter. O ne güzel vekildir.” Zikri bütün korkan kimselerin emniyetli sığınağıdır. (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 3715)

Kuvvet-i îmân ve îkan ile bu zikr-i şerîfin tekrarına ve tilâvetine devam olunsa, mal ve can üzerine gelmesi melhuz olan musibet ve tehlikelerden insanı mahfuz kılar.

Bu zikr-i şerîfe devam edilirse biiznillahi teâlâ şiddet ve musibetler ferahlık ve sürûra tebdil olunur. Mânâsı;

“Başka bir ilâh yok; ancak el-Hakîm, el-Kerîm Allah var. Başka bir ilâh yok; ancak el-Aliyyü’l-Azîm Allah var. Başka bir ilâh yok, ancak yedi semânın ve çok şerefli Arş’ın sahibi Allah var.”

“Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taatle kuvvet bulmak ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır” kelime-i tayyibesi doksan dokuz illete devâ olur. Bu illetlerin en hafifi hüzün ve kederdir. (Hâkim, I, 727)

“Cennet bahçelerine uğradığınız zaman meyvelerinden istifade ediniz” buyurmakla, “Cennet bahçelerinin nereler olduğu” sual olundu. Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– de:

“– Allah’ı zikretmek için teşekkül eden halkalardır” buyurdu. (Tirmizî, Deavât, 82/3510)

“Kelime-i Tevhîd, yani لَااِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ kelime-i azîmesi asl-ı îmânı tevlîd etdiği için zikirlerin efdali اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ diyerek Cenâb-ı Hakk’a hamdetmek de, O’nun sonsuz ni’metlerini artırmaya medar olduğu için duâların efdalidir.” (Tirmizî, Duâ, 9/3383)

“Kıyamette Allah yanında en faziletli olan kullar, Cenâb-ı Hakk’ı çok zikredenlerdir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 1279)

“Cenâb-ı Hakk’ı zikre o kadar ihtimam ediniz ki, münafıklar sizi gördükleri zaman «İşte mecnûnun biri» desinler.” (İbn Hanbel, III, 68)

“Muhakkak her şeye cilâ verecek bir âlet vardır. Kalbin cilâsı ise Allah’ı zikretmektir. Azâbdan necat için zikrullah gibi bir şey olamaz. Velev ki kılıncın kırılıncaya kadar Allah yolunda muharebe edesin.” (Ali el-Müttâkî, no: 1848)

“Benim gözlerim uyur, lâkin kalbim uyumaz.” (Buhârî, Menâkıb, 24) Yani “zikrullahtan bir lahza gâfil olmaz.”

“Zikrin hayırlısı hafî olanı, rızkın hayırlısı da kâfi mikdarda olanıdır.” (İbn Hanbel, I, 172)

“İki dudaktan dışarı çıkan bir söz yayılır” ifadesine göre, dil ile yapılan cehrî zikir, insanın sağ ve solunda bulunan meleklerle, ondan hiç ayrılmayan şeytan tarafından işitileceğinden dolayı, hafî zikir kadar efdal olamaz.

“Allah’ı zikretmek kalblerin şifasıdır. (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4330)

Cenâb-ı Hakk’ı kalb ile zikretmek, hased, riya, kibir gibi emrâz-ı kalbiyyeyi izâle edip kalbi Allah’ın sevdiği vasıflarla ihya etmesi cihetiyle bizzat şifâdır.

“Zikir sadakadan hayırlıdır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4350)

“Şeytan Âdemoğlunun kalbine nüfuz için istilâ eder. Fakat kul kalbiyle Cenâb-ı Hakk’ı zikredince ümidsiz olarak geri çekilir. Kul Allah’ı unutur unutmaz hemen kalbini istilâ ederek vesvese vermeğe başlar.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4972)

“Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki: Ey Âdemoğlu! Sen beni zikrettiğin müddetçe bana şükretmiş olursun. Beni unuttuğun müddetçe hakkımı unutmuş, nankörlük etmiş olursun.” (Heysemî, X, 82)

“Hiç bir cemâat zikrullah için cem’ olup dağılmadı ki, zikirleri sebebiyle Cenâb-ı Hakk tarafından af ve mağfiret ile tebşîr olunmasınlar, kendilerine: “Zikrinizden dolayı mağfiret olunmuş olarak kalkınız” denilmesin. (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 7777)

“Allah’ı çok zikreden kimse nifaktan beri olur.” (Beyhakî, Şuab, I, 414)

Yâni kesret-i muhabbetinden dolayı Allah’ı çok zikreden ve kalbi zikrullah’tan hiç gafil olmayan kimse münâfıklıkdan uzak olur.

“Allah’ı çok zikreden kimseyi Allah Teâlâ sever.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 8510)

“Zikir, farz olmayan oruçtan efdaldir.” (Ali el-Müttâkî, no: 1859)

“Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki: “Bir kul, beni zikredeceğinden dolayı kendi ihtiyacını istemeye fırsat bulamazsa ben ona ihtiyâcını istemeden evvel in’âm ve ihsan ederim.” (Ali el-Müttâkî, no: 1873)

“Cenâb-ı Hakk’ın âyet-i celîlesini, sonsuz ni’metlerini ve ahvâl-i âhireti tefekkür gibi ibâdet olamaz. Kalblerinizi de murakabeye alıştırınız.” (Ali el-Müttâkî, no: 5709, 44135)

“Cenâb-ı Hakk’ın velîleri o kimselerdir ki görüldükte Allah hatıra gelir.” (Heysemî, X, 78)

“Cenâb-ı Allah’ı sevmenin alâmeti Allah’ı zikretmeyi sevmektir. Allah’ı sevmemenin alâmeti Allah -azze ve celle- Hazretleri’nin zikrini sevmemektir.” (Beyhakî, Şuab, I, 367)

“Cenâb-ı Allah’ı kullarına sevdiriniz ki, Allah da sizi sevsin.” (Taberânî, VIII, 90)

Yani, Cenâb-ı Hakk’ın dünyâda ihsan etdiği sıhhat, a’zâ ve cevârıh, rızık ve maîşet gibi sayılıp bitirilmesi mümkün olmayan sonsuz ni’metleri ile, mevt, kabir, haşr, hisâb, sırat hengâmelerinde mü’minler için va’d eylediği rahmetlerini, bunlardan gafil bulunan kullarına hatırlatarak ve öğüd vererek muhabbetlerini uyandırmaya sa’y ve gayret ediniz.

“Cenâb-ı Allah’ın senin vesilenle bir kimseyi hidâyete ulaştırması, senin için üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır.” (Hâkim, III, 690)

Yani ondan hâsıl olacak ecir o kadar büyüktür.

“Tezkiye-i nüfûs ve tasfiye-i kulûb için insanlara, ümmetime tebliğ için sünnetimi beyân eden kırk hadîs-i şerif hıfz edip mahallinde sarfeden kimseyi kıyamet gününde şefaatime dâhil ederim.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 8637)

“Beyt-i Mükerremi elli defa tavaf eden kimse günahlarından çıkar, temizlenir, anasından doğduğu gün gibi olur.” (Tirmizî, Hac, 41/866)

“Bir kimse Cenâb-ı Hakk’ı zikreder de, haşyetullah’tan dolayı göz yaşları yere dökülünceye kadar ağlarsa Allah Teâlâ ona kıyamet gününde azâb etmez.” (Hâkim, IV, 289)

“Bir kimse kesret-i muhabbetinden dolayı Cenâb-ı Hakk’a kavuşmayı isterse Cenâb-ı Allah da ona kavuşmayı sever.” (Buhârî, Rikâk, 41)

Bu muhabbet ekseri mü’minlerde mevte yakın bir zamanda zuhur eder.

“Kul, ubûdivyet vazifelerini ifâda ihmalkâr davranırsa; yani her ibâdetini kâfi miktar yapmayıp azaltırsa ve kusur ederse Cenâb-ı Allah onu gam ve kedere mübtelâ eder.” (Ali el-Müttâkî, no: 6788)

“Bir kimse bütün arzusu dünyâ olarak sabahlar ve bu arzu üzere uyanırsa Cenâb-ı Allah onun işini perişan edip rahatını selb eder.”

“Dünyâ sevdâsıyle kalblerinizi meşgul etmeyiniz. Böylece kalblerinizi Cenâb-ı Hakk’ın zikrinden ve muhabbetinden muattal hâle getirmeyiniz.” (Beyhakî, Şuab, VII, 361)

“Tahkikan sabah namazıyla güneş doğma vakti arasındaki rızıkların taksim zamanını uykuda geçirmek rızkın bir kısmına manî’ olur.” (Ahmed, I, 73)

“Cum’a günü ibâdet ve ezkâr ile mü’minlerin kalbi mesrur olacak bir bayram günüdür.” (Beyhakî, Şuab, III, 394)

“Ölüm alâmetleri zuhur eden hastalarınız üzerine Yâsin-i Şerîfi kıraat ediniz.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 19-20)

“Üzerinde ölüm alâmetleri zahir olan hastalarınızın yanlarında kelime-i tevhidi tekrar ile kendilerine telkîn ediniz.” (Müslim, Cenâiz, 1)

Yalnızca telkîn edilir, söylemeleri için zorlanmaz.

“Son sözü لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ kelime-i tayyibesi olan bir mü’min cennete gider.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16)

“Lisânıyle Allah Teâlâ’yı zikrederken kalbiyle Allah’a isyan eden kimseye yazıklar olsun.”

“Lisâniyle Cenâb-ı Allah’ı çok zikredip de ameliyle Allah’a âsî olan kimseye yazıklar olsun.” (Ali el-Müttakî, no: 43738)

“Kim bir şeyi severse onu çok zikreder.” (Beyhakî, Şuab, I, 388) Yani, Cenâb-ı Hakk’ı çok zikir etmeyen kimse onu sevdiği iddiasında kâzibdir; yalancıdır.

KUR’AN OKUMANIN FAZİLETLERİ

Mahmut Sami Ramazanoğu Hazretleri’nin kıymetli eseri “Dualar ve Zikirler” kitabı “Kur’ân Okumanın Faziletleri” bölümü…

Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem– buyuruyorlar ki:

  • “Kur’ân tilâvetini, harflerini güzel ve doğru telâffuz ederek, mânâsını düşünerek ve sesinizi güzelleştirerek süsleyiniz.” (Taberânî, Kebîr, XII, 118)

  • “Ümmetimin eşrafı Kur’ân’ın ahkâm-ı celîlesi ile amel ve tilâvetine devam eden hafızlar ile salât-ı teheccüd ve zikr ile geceleri ihya edenlerdir.” (Beyhakî, Şuab, II, 556)

  • “Kur’ân-ı Kerîm’in emir ve nehiylerini tutarak onu okuyunuz. Eğer seni kötülüklerden vazgeçirmiyorsa onu okuyor değilsin.” (Heysemî, I, 184)

“Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’ın diğer kelâmlara olan üstünlüğü Rahman Teâlâ Hazretlerinin mahlûkatına olan üstünlüğü gibidir.” (Beyhakî, Şuab, II, 404)

  • “Bir gecede Kur’ân’dan yüz âyet okuyan kimse gâfilin gürûhundan ma’dûd olmaz.” (Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 28)
  • “Her gece Yâsin-i Şerîfi okuyan mü’minmağfiret olunur.” (Beyhakî, Şuab, II, 480)
  • “İhlâs-ı şerîfi bin defa kıraet eden mümin, kendini Allah’tan satın almış olur.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no: 8953)
  • “Yasin-ı şerîfi her gece okumaya devam eden kimse vefât ederken şehîd olarak vefât eder.” (Heysemî, VII, 218)

“Her gece Vâkıâ sûresini tilâvet eden kimseye ebediyyen fakirlik ve sıkıntı isâbet etmez; yani darlık görmez.” (Beyhakî, Şuab, II, 492)

“Yatağa yatarken evvelâ Fatiha, sonra İhlâs-ı şerif okuyarak yatarsan ölümden başka her şeyden emîn olursun.” (Heysemî, X, 121)

  • “Tebâreke sûresi, işte kabir azâbından kurtaran odur.” (Ali el-Müttakî, no: 2649)
  • “Bir cemâat Allah’ın evlerinden bir eve toplanır. Allah’ın kitâbını tilâvet ederler. Onu kendi aralarında ders edinip öğrenirlerse, onların üzerine sekînet iner, rahmet onları kaplar, etraflarını melekler sarar, Allah da kendi yanındakilere onları zikreder.” (Müslim, Zikr, 38)
  • “Kur’ân’ı namazda okumak, Kur’ân-ı namaz dışında okumaktan hayırlıdır. Kur’ân’ı namaz dışında okumak tesbîh ve tekbîrden hayırlıdır. Tesbîh sadakadan, sadaka oruçtan efdaldir. Oruç ise ateşe karşı kalkandır.” (Suyûtî, el-Camiu’s-Sağîr, no: 6112)
  • “Ey Câbir! Sana, nazil olan Kur’ân sûrelerinin en hayırlısını haber vereyim mi? Fâtihâtü’l-Kitab. Onda her derdin şifâsı vardır.” (Tuhfetü’z-Zâkirîn, 263)
  • “Kur’ân’ın efdali Bakara sûresi, bu sûrenin en büyük âyeti de Ayete’l-Kürsî’dir. Şeytan içinde Bakara sûresi okunan bir evde duramaz, çıkar gider.” (Tuhfetü’z-Zâkirîn, 267, (İbn Hıbban’dan))
  • “Sabah namazını cemâatle kıldıktan sonra namaz kıldığı yerde oturup En’am Sûresinin başından üç âyet okuyan kimseye Allah yetmiş melek vazifelendirir, onlar Allah’ı tesbîh ederler ve kıyamet gününde onun için istiğfar ederler.” (el-Camiu’s-Sağîr)
  • “Bir evde Sûre-i Kehf okunursa o gece o eve şeytan girmez.”
  • “Eğer bir evde Kur’ân okunursa oraya melekler gelir, şeytanlar çarpılmışa dönerek kaçar giderler. Ev, kendi sakinlerine genişler, hayrı çoğalır, şerri azalır. Eğer bir evde Kur’ân okunmuyorsa şeytanlar eksik olmaz, melekler mahzun olarak o evden uzaklaşır ve ev kendi sakinlerine daralır, hayrı azalır, şerri çoğalır.” (Tuhfetü’z-Zâkirîn, 269)
  • “Sûre-i Kehf’in başından on âyet ezberleyen, Deccal’in fitnesinden muhafaza olunur.” (Müslim, Müsâfirin, 254)
  • “Kim Sûre-i Kehf’in sonundan on âyet okursa Deccal’in fitnesinden muhafaza olunur.” (İbn Hanbel, VI, 446)
  • “Yasin Sûresi okuyunuz. Çünkü onda on türlü bereket vardır;

1- Aç kimse okursa doyar.

2- Çıplak bir kimse okursa giyinir.

3- Bekâr okursa evlenir.

4- Korku içindeki okursa emniyyete kavuşur.

5- Mahzun okursa ferahlar.

6- Sefere çıkan bir kimse okursa seferinde Allah’ın yardımına mazhar olur.

7- Bir şeyi kaybolan kimse okursa kaybettiğini bulur.

8- Meyyite okunursa azâbı hafifler.

9- Susuz kalan okursa susuzluğu gider.

10- Hasta okursa şifâ bulur.”

“Kur’ân’daki en büyük âyet Âyete’l-Kürsîdir.” (Müslim, Müsâfirîn, 258)

En âdil âyet:

“Allah her işte adli; yerine göre doğru hareket etmeyi, yapdığını en güzel yapmayı ve akrabaya ikramda bulunmayı emrediyor. Bütün kötülüklerden, çirkin şeylerden ve azgınlıkdan da nehyediyor. Muhakkak öğüd almanız için size öğüd veriyor.” (Nahl Sûresi, 90) âyetidir.

Kur’ân’daki en korkutucu âyet:

“Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür, kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görür.” (Zilzal Sûresi, 7-8) âyetleridir.

Kur’ân’daki en ümid verici âyet:

“De ki: Ey nefislerine zulmetmekte aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü Allah bütün günahları mağfiret eder. Her şeyi mağfiret eden, sonsuz rahmet sahibinin tâ kendisidir O!” (Zümer Sûresi, 53) âyetleridir.

AYETEL KÜRSİ HAKKINDA

Mahmut Sami Ramazanoğu Hazretleri’nin kıymetli eseri “Dualar ve Zikirler” kitabı “Kur’ân Okumanın Faziletleri” bölümü altında yer alan “Âyete’l-Kürsî Hakkında” kısmı…

Ebû Hüreyre –radıyallahu anh– der ki: “Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz Hazretleri beni bir vakit zekât mallarının muhafazasına me’mur etmiş idi. İlk gece, birisi gelip, hurmadan avuçlayıp aldı. Ben onu yakalayıp:

“– Seni Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretlerine götüreceğim” dedim. O hırsız:

“– Muhakkak ben buna muhtacım, benim evlâd ü ıyâlim var ki, son derece fakîr ve zaruret içindedirler” diyerek yakasını bırakmamı istirham eyledi. Ben de merhamet edip bıraktım.

Sabah oldukta Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz bana hitaben:

“– Yâ Ebâ Hüreyre! Bu gece esiri ne yaptın?” buyurdu. Ben de cevaben:

“– Zaruret içinde bulunduğundan şikâyet etti, ben de merhamet edip bıraktım” dedim. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem bana:

“– Hiç şüphe etme ki o kimse sana yalan söyledi. Fakat o yine sana gelecektir ve bu işi tekrar yapacaktır” buyurdu. Ben bunun üzerine etrafı dikkatle gözlemeye başladım. Gece yine geldi, hurmadan avuçladı. Hemen yakaladım. Ve:

“– Seni Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-Hazretleri’nin huzuruna götüreceğim” dedim. Bir daha gelmeyeceğini beyan ile son derece istirhamda bulunduğundan acıyarak bırakdım.

Sabah olunca yine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri bana hitaben:

“– Ey Ebâ Hüreyre Geceki esirini ne yapdın?” buyurdu. Ben de:

“– Yâ Rasûlallah, son derece ihtiyâç ve zaruretinden şikâyetle istirhamda bulundu, ben de acıyarak bıraktım, gitti” dedim. Yine Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri:

“– O kimse yine yalan söyledi. Fakat yine dönüp gelecektir” buyurdu.

Üçüncü gecesinde de aynen tarassudda bulundum. Bir ara hemen geldi, hurmadan avuçlamaya başladı. Ben de onu hemen zabtedip:

“– Bu defa artık herhalde seni Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in huzuruna götüreceğim. Zira bir daha gelmem diye söz verdiğin halde yine geldin” dedim. O kimse bana cevaben:

“– Beni bu defa da bırakınız. Size güzel bir kelime ve duâ öğreteyim ki her halde o duâ sebebiyle Cenâb-ı Hakk sana nice menfaatler ihsan eder” dedi. Ben de:

“– O duâ nedir?” dedim. O da bana hitaben:

“– Uyku için yatağına vardığında Âyete’l-Kürsî’yi oku. Tâ sabaha kadar Allah Azîmü’ş-şân tarafından muhafaza için üzerinde hafaza melekleri bulundurulur. Yani sen sabaha kadar Allah’ın hıfz u emânında bulunursun ve asla sana şeytan yaklaşamaz” dedi. Ben de o hırsıza yol verdim ve bıraktım.

Sabah olduğunda Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri bana hitaben:

“– Geceki esirini ne yapdın?” diye suâl eyledi. Ben de:

“– Yâ Rasûlallah, bana bir takım güzel kelimeler ve duâ öğreteceğini ve o duâ sebebiyle Cenâb-ı Hak’ın bana büyük menfaatler ihsan edeceğini söylediğinden bıraktım” dedim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri:

“– O sözler ve duâ ne imiş?” diye sordu. Ben de Âyete’l-Kürsî imiş, diye cevâp verdim. Sonra Râsûli Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Hazretleri:

“– Bu sözü doğru söylemiş. Fakat yâ Ebâ Hüreyre, o geceden beri sana bu muameleyi yapan ve seninle konuşanın kim olduğunu bilir misin?” buyurdu. Ben de:

“– Hayır yâ Rasûlallah, bilmiyorum” dedim. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-:

“– Yâ Ebâ Hüreyre, o şeytan idi” buyurdu. (Buhârî, Fezâiu’l-Kur’ân, 10; Vekâlet, 10)

Hâdis-i şerîfte Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Cibrîl bana gelip: «Cinden bir ifrit sana tuzak kurmak istiyor, yatağına geldiğin zaman Ayete’l-Kürsî’yi oku. Yani yatmadan evvel Âyete’l- Kürsî’yi oku.» dedi.” buyurmuşlardır. (Ali el-Müttakî, no: 41254)

“Allah O’dur ki, kendinden başka hiç bir ilâh yoktur. Ezelî ve ebedî hayat ile hayydir ve zâtiyle, kemâliyle kaimdir. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmadıkça nezdinde kim şefaat edebilir? O, kullarının önlerindekini de bilir, arkalarındakini de. Yani yaptıklarını, yapacaklarını, açıkladıklarını, gizlediklerini, dünyâlarını, âhiretlerini, hulâsa her türlü hallerini ve amellerini bilir. Mahlûkatı O’nun ilminden -ancak kendisinin dilediği kadarı müstesna- hiç bir şeyi kavrayamazlar. O’nun kürsîsi gökleri ve yeri ihata etmiştir. Vâsî’dir, göklerin ve yerin muhafazası, tedbîr ve idâresi O’na hiç de ağır gelmez. O çok yüce, çok büyüktür.” (Bakara sûresi, 255)

ED’İYE VE EZKÂR

Mahmut Sami Ramazanoğu Hazretleri’nin kıymetli eseri “Dualar ve Zikirler” kitabı “Ed’iye ve Ezkar” bölümü…

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah’ım, Sen Melik’sin, Hayy u Kayyûm’sun. Kendinden başka ilâh olmayan apaçık bir Hak’ın.

Sen benim Rabbimsin, beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum, ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım.

Bana lutfettiğin nimetleri yüce huzurunda minnetle anar, günahımı itiraf ederim. Benim günahlarımı affet; şüphe yok ki günahları Sen’den başka affedecek yoktur.

Allah’ım, Sen’in kendini hamdettiğin şekilde Sana çokça ve dâimâ hamd olsun; bütün mahlûkâtının yapmasını hak ettiğin hamdlerin kat kat fazlasıyla, yüzünün celâline ve kudretinin azametine yaraşır şekilde her an ve her nefes ilmindeki şeyler adedince Sana hamd olsun, ey Yüce Mevlâ’mız.

Yarattıkları sayısınca, kendisinin râzı olacağı kadar, arşının ağırlığınca, bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ve ilminin çokluğu nisbetinde ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.

Her an ve her nefes, mîzân dolusunca, ilâhî ilmin çokluğu nisbetinde, Allah’ın râzı olacağı şekilde, nîmetler sayısınca ve Arş ağırlığınca “Sübhânallahi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm: Allah’ı tesbih ederim, hamd O’na mahsustur, Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah en büyüktür, güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah’ın yardımıyladır” derim.

Allah’ım, her an ve her nefes, Allah’ın ilmine dâhil olan şeyler adedince Efendimiz Muhammed’e ve âline salât u selâm eyle ve onları mübârek kıl.

Sen’i tesbih ederim ey yüceler yücesi Azîm. Sen’i tesbih ederim ey kerem sahibi Kayyûm. Sen’i tesbih ederim ey Kâdir. Sen’i tesbih ederim ey Muktedir. Sen’i tesbih ederim ey gizli ve açık her şeyi bilen. Bizi kendi elinle (büyük bir ihtimamla) yarattın ve bizi yarattıklarının pek çoğundan üstün kıldın. Sana hamd olsun ey Rabbimiz, Sen hayır ve bereketi çok olansın ve çok yücesin. Sen’den bizi mağfiret etmeni istiyoruz ve Sana yönelip tevbe ediyoruz.

Allah’ım Sen Evvel’sin, Sen’den önce hiçbir şey yoktur, Sen Âhir’sin, Sen’den sonra da hiçbir şey yoktur. Sen vezîri ve yardımcısı olmayan Kâdir’sin. Sen müşâviri olmayan Müdebbir’sin, her şeyi düzenler yönetirsin. Allah kudretiyle istediği her şeyi yapar. İzzetiyle istediği her şeye hükmeder.

Allah’ım, Sen’in verdiğine mâni olacak yok, Sen’in engellediğini verecek yok, takdir ettiğin şeyi geri çevirecek yok, hükmettiğini değiştirecek yok, doğru yola gelmesine yardım etmediğini hidâyete erdirecek yok, hidâyete erdirdiğini saptıracak yok, zorlaştırdığını kolaylaştıracak yok, kolaylaştırdığını da zorlaştıracak yoktur.

Allah’ım, samedâniyetin, vahdâniyetin, ferdiyetin, açık ve parlak izzetin ve geniş rahmetinle kulaklarımızda nûr, kalblerimizde nûr yaratmanı ve bizi nûr kılmanı istiyoruz.

Allah’ım, bize açık ve gizli nîmetler (kalbî güzellikler) ver.

Dînimiz husûsunda Allah bize yeter, dünyâmız husûsunda Allah bize yeter. En büyük kuvvet sahibi olan Allah, taşkınlık yapanlara karşı bize yeter. Şiddet ve kuvvet sahibi olan Allah, kötü tuzaklar kuranlara karşı bize yeter. Rahîm olan Allah hesap esnâsında bize yeter.

Allah bana yeter, O’ndan başka ilâh yoktur, O’na tevekkül ettim ve O yüce Arş’ın Rabbidir.

Allah’ım, ey Rahîm, ey Vedûd, ey şerefli Arş’ın sahibi, ey Mübdî, ey Mu‘îd.

Ey istediği her şeyi yapan; Arş’ın her tarafını dolduran cemâlinin nûru hürmetine Sen’den niyaz ediyoruz.

Bütün mahlûkâtına güç yetirdiğin kudretin hakkı için ve her şeyi kaplayan rahmetinle Sen’den istiyoruz.

Sen’den başka ilâh yoktur, ey yardım eden, bana yardım et, ey yardım isteyenlerin yardımcısı!

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“Allah, O’ndan başka ilâh yoktur.

O, Hayy’dir, Kayyûm’dur.

Kendisine ne uyuklama gelir ne de uyku.

Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur.

İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir?

O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O’na hiçbir şey gizli kalmaz.)

O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi bilemezler.

O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır.

Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez.

O, yücedir, büyüktür.” (el-Bakara, 255)

Allah’ım, beni, Sen’den korkmayan ve kendini her şeyden emin gören bütün varlıklardan emniyette kıl ve her şeyi kendi Zât-ı Şerîf’inden korkut. Korkup çekindiğim şeylerden beni emin kıl. Sen her şeye kâdirsin.

(Üç defâ: Ey ayıpları örten Settâr, benim ayıplarımı da ört); zâtını gizlediğin setrin ile ört.

Hiçbir göz Sen’i göremez ve hiçbir el Sana ulaşamaz. Allah Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât u selâm eylesin. Rahmetinle ey merhametlilerin en merhametlisi.

Mülk ve melekûtun sahibinin korumasına girdim. İzzet ve ceberût (üstünlük, gâlibiyet) sahibi Allah’a sarıldım.

Hiçbir zaman uyumayan ve ölmeyen Melik, Hayy, Kayyûm ve Halîm’e tevekkül ettim.

Allah’ın korumasına girdim, Allah’ın muhâfazasına girdim, Allah’ın emânına girdim.

Kâf-hâ-yâ-ayn-sâd hakkı için kifâyet olundum.

Hâ-mîm-ayn-sîn-kâf ve “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm” hakkı için himâye olundum.

Allah’ım, kudretinin korumasıyla beni düşmanların tuzaklarından koru.

Lutfunla beni kötülerin suikastından kurtar.

Kuvvetlilerin kahrından, zâlimlerin zulmünden, hasetçi idârecilerin tuzağından, fesatçı kötülerin iftiralarından, zarar veren şerlilerin aleyhime gülmelerinden Sana sığınırım.

Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

Allah’ım, ölümü hayâta tercih ettirecek belâdan/malın az olup âilenin kalabalık olmasından, dünyevî ve uhrevî kötülüğe sebep olan ve helâke sürükleyen hâllerden, âkıbetin kötü olmasından ve buna yol açan ahvâlden ve bir de düşmanlarımızı sevindirecek belâlara uğramaktan Sana sığınırız.

Allah’ım, bizi gadabınla öldürme, azâbınla helâk etme, bunlardan önce bize âfiyet ver.

(Üç defâ: Ey ayıpları örten Settâr, benim ayıplarımı da ört); zâtını gizlediğin setrin ile ört, rahmetinle ey merhametlilerin en merhametlisi.

Allah’ım, azgınlık ve taşkınlıktan, felçten, âniden gelen karanlık fitnelerden ve dar geçimden Sana sığınırız.

Allah’ım, bizi en geniş ve en hoş yaşantı ile, en mes’ûd ve en uzun ömürle ve en faydalı azıkla rızıklandır.

Allah’ım, bizi geniş affınla affeyle, fazlınla bize yumuşak davran, hemen cezâlandırma. Sen’i hamdinle tesbih ederim Allah’ım. Sen’i hakkıyla senâ edemem, Sen kendini nasıl senâ ettiysen öylesin. Sana sığınan azîz ve gâlib olur, Sen’in senân yücedir, Sen’in ordun yenilmez, Sen’in vaadinden dönülmez ve Sen’den başka ilâh yoktur.

Allah’ım, faydasız ilimden, korku ve saygı duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olmayan duâdan Sana sığınırız.

Allah’ım, biz kendi kendimize zulmettik, bizim büyük ve küçük günahlarımızı mağfiret eyle, onları Sen’den başka mağfiret edecek yoktur. Buyur, Sana itaat ederek ve Sen’i râzı etmek için koşarak geldim Allah’ım, bütün hayırlar Sen’in elindedir. Sen’den mağfiret diliyoruz Allah’ım ve Sana tevbe ediyoruz. İndirdiğin kitaplara inandık ve tasdik ettik Allah’ım. Gönderdiğin peygamberlere inandık ve tasdik ettik Allah’ım. Allah’ım, Sen’in sırlarını anlamayı nasîb eyle ve bize nûrlarının elbiselerini giydir. Ey Nurların Nûru, ey Lâtîf, ey Settâr; Efendimiz, nebîlerin kandili, evliyânın nûr kaynağı Muhammed’e salât etmeni ve varlığımızı irfan feleğine yükseltmeni istiyoruz, yâ Allah, yâ Nûr, yâ Ğafûr.

(Üç defâ) Yâ Hafîz, bizi muhâfaza eyle!

(Yedi defâ“Onlara merhametli Rabb’in söylediği selâm vardır.” (Yâsîn, 58)

(Üç defâ) “…Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir.” (el-Bakara, 137)

O Allah ki O’ndan başka ilâh yoktur, O’na tevekkül ettim ve O yüce Arş’ın Rabbidir.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah ki O’ndan başka ilâh yoktur. er-RAHMÂN, er-RAHÎM, el-MELİK, el-KUDDÛS, es-SELÂM, el-MÜ’MİN, el-MÜHEYMİN, el-AZÎZ, el-CEBBÂR, el-MÜTEKEBBİR, el-HÂLIK, el-BÂRİ’, el-MUSAVVİR, el-ĞAFFÂR, el-KAHHÂR, el-VEHHÂB, er-REZZÂK, el-FETTÂH, el-ALÎM, el-KÂBID, el-BÂSIT, el-HÂFID, er-RÂFİ’, el-MU’İZZ, el-MÜZİLL, es-SEMİ’, el-BASÎR, el-HAKEM, el-ADL, el-LÂTÎF, el-HABÎR, el-HALÎM, el-AZÎM, el-ĞAFÛR, eş-ŞEKÛR, el-ALİYY, el-KEBÎR, el-HAFÎZ, el-MUKÎT, el-HASÎB, el-CELÎL, el-KERÎM, er-RAKÎB, el-MÜCÎB, el-VÂSİ‘, el-HAKÎM, el-VEDÛD, el-MECÎD, el-BÂİS, eş-ŞEHÎD, el-HAKK, el-VEKÎL, el-KAVİYY, el-METÎN, el-VELİYY, el-HAMÎD, el-MUHSÎ, el-MÜBDÎ, el-MU‘ÎD, el-MUHYÎ, el-MÜMÎT, el-HAYY, el-KAYYÛM, el-VÂCİD, el-MÂCİD, el-VÂHİD, es-SAMED, el-KÂDİR, el-MUKTEDİR, el-MUKADDİM, el-MUAHHİR, el-EVVEL, el-ÂHİR,

ez-ZÂHİR, el-BÂTIN, el-VÂLÎ, el-MÜTEÂLÎ, el-BERR, et-TEVVÂB, el-MÜNTEKIM, el-AFÜVV, er-RAÛF, MÂLİKÜ’L-MÜLK, ZÜ’L-CELÂLİ ve’l-İKRÂM, el-MUKSİT, el-CÂMİ‘, el-ĞANİYY, el-MUĞNÎ, el-MÂNİ‘, ed-DÂRR, en-NÂFİ‘, en-NÛR, el-HÂDÎ, el-BEDΑ, el-BÂKÎ, el-VÂRİS, er-REŞÎD, es-SABÛR, ki yerde ve gökte O’nun misli gibi bir şey yoktur, O işitir ve görür. Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir, ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır. Mağfiretini istiyoruz ey Rabbimiz, dönüş Sanadır.

Allah’ım, Sen Allah’sın ki Sen’den başka ilâh yoktur, yalnızca Sen varsın. Sen’in ortağın yoktur, Muhammed Sen’in kulun ve Rasûl’ündür. Güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah’ın tevfîki iledir.

Ey dünyâda Rahmân, âhirette Rahîm ismiyle tecelli eden Allah’ım, bizi affeyle, mağfiret eyle ve bize rahmet eyle! Sen bizim Mevlâ’mızsın, bize kâfirlere karşı yardım eyle, Sen merhametlilerin en merhametlisisin.

Şifâ veren Allah’ın ismiyle, O Allah’tır. Kâfî (her şeye yeten) Allah’ın ismiyle, O Allah’tır. Muâfî (âfiyet veren) Allah’ın ismiyle, O Allah’tır.

İsmi sâyesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremediği Allah’ın adıyla, O işitir ve bilir.

Allah’ım, dîn husûsunda, dünyâda ve âhirette bize hoş, sıhhatli, âfiyet ve selâmet üzere bir hayat yaşat, Sen her şeye kâdirsin. “…Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir.” (Yûsuf, 64) “Allah onları arkalarından kuşatmıştır. Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) Levh-i Mahfûz’da bulunan şerefli Kur’ân’dır.” (el-Burûc, 20-22) Allah ne güzel koruyucudur.

(Üç defâ) Yâ Hâfız, bizi muhâfaza eyle!

Allah’ım, bizi hayatta bıraktığın müddetçe önümüzdeki, arkamızdaki, sağımızdaki, solumuzdaki bütün düşmanlarımızdan ebediyyen muhâfaza eyle! “Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiştir” (Fussılet, 42) diye tavsîf ettiğin yüce kitabını muhâfaza ettiğin şekilde bizim dînimizi de koru.

Allah’ım, hakkında “Kur’ân’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz muhâfaza edeceğiz.” (el-Hicr, 9) buyurduğun Zikr’i koruduğun şekilde bizi de bütün düşmanlarımızdan muhâfaza eyle!

“Ve (semâyı) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.” (es-Sâffât, 7)

“Biz onları gözetim altında tutuyorduk.” (el-Enbiyâ, 82)

“Biz, semâyı korunmuş bir tavan gibi yaptık…” (el-Enbiyâ, 32)

“…Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.” (el-Bakara, 255)

“O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir…” (el-En’âm, 61)

“Yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, Azîz ve Alîm olan Allah’ın takdiridir.” (Fussılet, 12)

“Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) Levh-i Mahfûz’da bulunan şerefli Kur’ân’dır.” (el-Burûc, 21-22)

“Onun önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır…” (er-Ra’d, 11)

Allah’ım, Sen’in kulun, kulunun oğlu ve peygamberin Ya’kûb, “…Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir.” (Yûsuf, 64) buyurarak Sen’den ne ile kendisini korumanı istediyse, ben de onunla Sen’den beni korumanı istiyorum.

Allah’ım, bizi gözünle koru, hıfzınla muhâfaza eyle, ey kâdir olanların en keremlisi ve ey merhametlilerin en merhametlisi.

Bize kötülük düşünenlerin hepsini “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir” ile attım, Kâf-hâ-yâ-ayn-sâd ile, Hâ-mîm-ayn-sîn-kâf ile attım, hiç ölmeyen ve dâimâ diri olan Allah’a tevekkül ile attım. “…Vekil olarak Allah yeter” (en-Nisâ, 81), O, merhametlilerin en merhametlisidir.

“…Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O’nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O’na güvenip dayanırlar.” (ez-Zümer, 38)

“…Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O yüce Arş’ın sahibidir.” (et-Tevbe, 129)

Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât eylesin! Âmîn!..

Azîz ve Cebbâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Vâhid ve Kahhâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Melik ve Settâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Kebîr ve Müteâl olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Allah’tan başka ilâh yoktur. Bizi dünyanın âfatlarından ve âhiretin azâbından kurtar!

Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed Allah’ın Rasûlü’dür.

Ey Ahad (Her yönden bir tek olan), Ey Ahad, Ey Ahad

Enes b. Mâlik der ki:

Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– bana şu duâyı öğretti ve buyurdu ki:

«– Kim her sabah bu duâyı okursa hiç bir kimse ona zarar veremez.»

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

İsimlerin en hayırlısı olan Allah ismiyle.

Yer ve göğün Rabbi Allah’ın ismiyle.

İsmi sayesinde yerde hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla.

Kâfî (her şeye yeten) Allah’ın ismiyle.

Muâfî (âfiyet veren) Allah’ın ismiyle.

İsmi sâyesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremediği Allah’ın adıyla, O işitir ve bilir.

Kendim ve dînim üzerine bismillâh.

Ehlim ve malım üzerine bismillâh.

Rabbimin bana verdiği her şey üzerine bismillâh.

Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Korktuğum ve çekindiğim şeylerden Allah’a sığınırım.

Allah Rabbimdir, O’na hiçbir şeyi ortak koşmam. Sana sığınanlar azîz ve gâlip olur, Sen’in senân yücedir, isimlerin mukaddestir ve Sen’den başka ilâh yoktur.

Allah’ım, bütün inatçı zorbalardan, azgın, inatçı ve kaypak şeytandan, kötü kaderden, nefsimin şerrinden, perçeminden tuttuğun her canlının şerrinden Sana sığınırım. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yol üzeredir.

Allah’ım, nasıl azametinle ihsân edenlerin çok ötesinde lutfediyorsan, nasıl kudretinle bütün büyüklerin üzerinde isen, nasıl yerin altındakileri Arş’ının üzerindekileri bildiğin şekilde biliyorsan, nasıl sadırlardaki vesveseler Sen’in yanında alenî şeyler gibiyse, nasıl açık sözler Sen’in ilminde sır gibiyse, her şey Sen’in azametine boyun eğiyor, bütün güç sahipleri Sen’in güç ve otoriten karşısında boyun eğiyorsa, nasıl dünya ve âhiret işleri Sen’in elinde ise, sabah ve akşam içine düştüğüm bütün gam, keder ve üzüntülerden bana bir çıkış ve kurtuluş yolu ihsân eyle!

Allah’ım, günahlarımı affetmen, hatâlarımı görmezden gelmen, çirkin amellerimi örtmen; beni Sen’den hak etmediğim ve elde edemeyeceğim şeyleri isteme husûsunda ümidlendirdi.

Güven içinde Sana duâ ediyorum, ünsiyet içerisinde Sen’den istiyorum, Sen bana dâimâ ihsanlarda bulunuyorsun, ben ise Sen’inle aramdaki husûslarda kendime kötülük ediyorum.

Sen benden müstağnî olduğun hâlde nimetler vererek bana muhabbetini gösteriyorsun, ben ise Sana son derece muhtaç olmama rağmen günahlar işleyerek (âdetâ) Sana buğzumu ızhâr ediyorum. Benim gibi alçak bir kula Sen’den daha lutufkâr davranan kerim bir Mevlâ bilmiyorum. Lâkin Sana olan güvenim, beni Sana karşı cür’etkâr olmaya sevketti.

Sen’in cömertliğinden, kereminden, ihsânından ve lutfundan; Muhammed’e ve âline salât etmeni istiyorum, bana lutfunla kurtuluş ve selâmet kapısını açmanı istiyorum, kudretinle hüzün ve keder kapısını bana kapatmanı istiyorum. Beni göz açıncaya kadar bile nefsime bırakma ki âciz duruma düşmeyeyim, insanlara da bırakma ki zâyi edilmeyeyim. Rahmetinle ey merhametlilerin en merhametlisi. (İbşihî, el-Müstatraf, Beyrut, 1986, II, 538)

DÜŞMAN KARŞISINDA OKUNACAK DUA

Mahmut Sami Ramazanoğu Hazretleri’nin kıymetli eseri “Dualar ve Zikirler” kitabı “Ed’iye ve Ezkar” bölümü altında yer alan “Düşman Karşısında Okunacak Duâ” kısmı…

Düşman Karşısında Okunacak Duâ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah’ım, gâlibiyetindeki üstünlük ve yakalamandaki şiddet hürmetine, yardımındaki sür’at hürmetine, haram kıldığın şeylerin işlenmesi sebebiyle gösterdiğin kıskançlık ve kızgınlık hürmetine, âyetlerinle Sen’den himâye isteyenleri himâye etmen hürmetine istiyoruz, yâ Allah, yâ Karîb (yakın olan), ey işiten, ey duâlara icâbet eden, ey hesâbı çabuk gören, ey Cebbâr, ey Mütekebbir, yâ Kahhâr ve ey yakalaması şiddetli olan.

Ey azgınların kahrının âciz bırakamadığı, ey kralların, kisrâların ve fâcir düşmanların azgın inatçılarını helâk etmek kendisine zor gelmeyen; bana tuzak kuran kimsenin tuzağını kendi başına geçir, bana hile yapanın hilesini kendine çevir, benim için kuyu kazan kimseyi o kuyuya düşür, bana tuzak için ağ kuran kimseyi, ey Efendim kendisini o ağa uğrat, onu tuzağa av ve esîr yap!

Allah’ım, Kâf-hâ-yâ-ayn-sâd hakkı için bize düşman korkusuna karşı yardım eyle. Onları helâk eyle, onları sevgili kullarına fedâ eyle, onları bugün ve yarın kısa zamanda belâlara uğrat.

Allah’ım, birliklerini toz duman et.

Allah’ım, topluluklarını dağıt.

Allah’ım, sayılarını azalt.

Allah’ım, keskinliklerini körelt.

Allah’ım, belâları üzerlerine yağdır.

Allah’ım, onlara azâbını ulaştır, ellerini bağla, kalblerini tut ve onları emellerine ulaştırma.

Allah’ım, nebîlerine, rasullerine ve dostlarına yardım ederek düşmanlarını darma dağın ettiğin gibi onları da paramparça eyle.

Allah’ım, düşmanlarına karşı sevgili kullarının öcünü aldığın gibi bizim de öcümüzü al.

Allah’ım, bize karşı düşmanlara imkân verme, günahlarımız sebebiyle onları üzerimize musallat etme. (Yedi defâ: Hâ-mîm) İş kızıştı ve yardım geldi, artık onlar bize karşı yardım göremezler. Hâ-mîm Ayn-sîn-kâf, korktuğumuz şeylerden himâyemizdir.

Allah’ım, gaflete düşürülmenin şerrinden bizi koru, bizi belâların mahalli eyleme!

Allah’ım, emellerimizi ve ümidlerimizi bize lutfeyle/gerçekleştir.

Yâ Hû, yâ Hû, yâ Hû!

Ey fazlı sâyesinde istediğimiz, Sen’den duâlarımızı âcilen kabul etmeni istiyoruz. Âcilen istiyoruz. Allah’ım âcilen.

İlâhî, bize icâbet eyle! Ey efendimiz Nûh –aleyhisselâm-’a icâbet eden, ey efendimiz Eyyûb –aleyhisselâm-’dan sıkıntıları gideren, ey efendimiz Zekeriyâ –aleyhisselâm-’ın duâsına icâbet eden, ey efendimiz Yûnus bin Mettâ –aleyhisselâm-’ın tesbihini kabul eden, bu kabul olan duâların esrârı hürmetine yaptığımız duâları bizden kabul etmeni ve istediğimiz şeyleri vermeni taleb ediyoruz. (Üç defâ: “Sen’den başka hiçbir ilâh yoktur. Sen’i tenzih ederim. Gerçekten ben zâlimlerden oldum.” (el-Enbiyâ, 87) diyen mü’min kullarına ettiğin vaadini bizim için gerçekleştir, yerine getir.) Allah en büyüktür, Allah’ın kılıcı onları kesecektir. Allah velî olarak yeter, Allah yardımcı olarak yeter, Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah’ın yardımıyladır.

“Bütün âlemlerde Nûh’a selam olsun!” (es-Sâffât, 79)

(Üç defâ: Bize icâbet et, duâlarımızı kabûl eyle!)

“Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (el-En’âm, 45)

“…Nitekim (o kasırga gelince) onların evlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz suç işleyen toplumu böyle cezâlandırırız.” (el-Ahkâf, 25)

Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına tam olarak salât u selâm eylesin! Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

DENİZDE OKUNACAK DUA

Mahmut Sami Ramazanoğu Hazretleri’nin kıymetli eseri “Dualar ve Zikirler” kitabı “Ed’iye ve Ezkar” bölümü altında yer alan “Denizde Okunacak Duâ” kısmı…

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah’ım, ey yüceler yücesi, ey azamet sahibi, ey Halîm, ey Alîm, Sen benim Rabbimsin, Sen’in ilmin bana yeter. Ne güzel Rabdir benim Rabbim, ne güzel dayanaktır bana yeten Rabbim. İstediğine yardım edersin, Sen Azîz ve Rahîm’sin. Hareketlerde, sâkinliklerde, kelimelerde, irâdelerde, hatıra gelen şeylerde bizi; şüphelerden, zanlardan ve gayblerin araştırılması sebebiyle kalblere gelen evhâmlardan korumanı istiyoruz. Şüphesiz “îman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı. Ve o zaman, münafıklar ile kalplerinde hastalık (îman zaafı) bulunanlar: «Meğer Allah ve Rasûlü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuş!» diyorlardı.” (el-Ahzâb, 11-12) Bizi sabit kıl ve bize yardım et. Mûsâ –aleyhisselâm-’a denizi müsahhar kıldığın gibi bize de bu denizi boyun eğdir. Ateşi İbrâhim –aleyhisselâm-’a, dağları ve demiri Dâvûd –aleyhisselâm-’a, rüzgârı, şeytanları, cinleri ve insanları Süleyman –aleyhisselâm-’a boyun eğdirdiğin gibi yerde, gökte, mülkte ve melekûtta Sana âit olan bütün denizleri, dünya ve âhiret denizlerini bize musahhar kıl. Bütün her şeyi bize musahhar kıl ey her şeyin melekûtu elinde olan! (Üç defâ: Kâf-hâ-yâ-ayn-sâd). Hâ-mîm-ayn-sîn-kâf.

Bize yardım et, şüphesiz Sen yardım edenlerin en hayırlısısın.

Bize fetih ver, şüphesiz Sen muzaffer kılanların en hayırlısısın.

Bizi mağfiret et, şüphesiz Sen mağfiret edenlerin en hayırlısısın.

Bize merhamet et, şüphesiz Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.

Bizi rızıklandır, şüphesiz Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.

Bizi hidâyete erdir ve bizi zâlim insanların elinden kurtar.

İlminde olduğu gibi bize güzel bir rüzgâr ver. Onu rahmet hazînelerinden üzerimize yay, bizi onunla; dînde, dünyada ve âhirette selâmet ve âfiyetle en güzel şekilde kerem ile taşı. Şüphesiz Sen her şeye kâdirsin.

Allah’ım, işlerimizi kolaylaştır, kalblerimize ve bedenlerimize dînimiz husûsunda ve dünyamızda rahat, selamet ve âfiyet ver. Bize, seferde ve mukîm iken sahip, koruyucu ve yardımcı ol. Ehlimizi Sana emanet ettik. (Üç defâ: Düzle/kör et) düşmanlarımızın yüzlerini düzle/gözlerini kör et, onları oldukları yerde çirkinleştir ve hayvan sûretine çevir ki bizim üzerimize gelmeye yol bulamasınlar. “Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlardı, ama nasıl görecekler? Eğer dilesek oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi ne de geri gelmeye!” (Yâsîn, 66-67)

“Yâsîn, hikmet dolu Kur’ân hakkı için, Sen şüphesiz peygamberlerdensin. Doğru yol üzerindesin. (Bu Kur’ân) üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir. Andolsun ki onların çoğu cezâyı hak etmişlerdir. Çünkü onlar îman etmiyorlar. Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır. Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler.” (Yâsîn, 1-9)

(Üç defâ: Yüzleri kara olsun.)

“Bütün yüzler (insanlar), diri ve her şeye hâkim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur.” (Tâhâ, 111)

Tâ-hâ, Tâ-sîn-mîm, Hâ-mîm-ayn-sîn-kâf.

İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir mâni vardır, birbirine geçip karışmazlar.” (er-Rahmân, 19-20)

(Yedi defâ: Hâ-mîm) İş kızıştı, yardım geldi, artık bize karşı onlara yardım edilmez.

“Hâ. Mîm. Bu Kitap mutlak galip, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azâbı çetin, lütuf sahibi Allah tarafından indirilmiştir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O’nadır.” (el-Mü’min, 1-3)

Bismillâh, kapımızdır; Teberâke duvarlarımızdır; Yâsîn, tavanımızdır. Kâf-hâ-ya-ayn-sâd, bize yetendir; Hâ-mîm-ayn-sîn-kâf, himâyemizdir.

(Üç defâ:) “…Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir.” (el-Bakara, 137)

Arş’ın örtüsü üzerimize salınmıştır, Allah’ın gözü bize bakmaktadır, Allah’ın kuvveti sâyesinde bize güç yetirilemez. Allah benimle beraberdir.

“Allah onları arkalarından kuşatmıştır. Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) Levh-i Mahfûz’da bulunan şerefli Kur’ân’dır.” (el-Burûc, 20-22)

“…Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir.” (Yûsuf, 64)

“Şüphesiz ki, benim koruyanım Kitab’ı indiren Allah’tır. Ve O bütün sâlih kullarını görüp gözetir.” (el-A‘râf, 196)

(Üç defâ:) “Yüz çevirirlerse, de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na tevekkül ederim. O yüce Arş’ın sahibidir.” (et-Tevbe, 129)

(Üç defâ:) İsmi sayesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. O her şeyi işitir ve bilir. (Ebû Dâvud, Edeb, 101/5088)

Güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah’ın tevfîki iledir. Allah, Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına tam olarak ve çokça salât u selâm eylesin! Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

Yâ Allah, yâ Nûr, yâ Hak, yâ Muîn, beni nûrunla kuşat, bana ilminden öğret, beni Sen’in sırlarına âşinâ kıl, bana Sen’den gelen şeyleri duyur, benim gören gözüm ol. Şüphesiz Sen her şeye kâdirsin.

SALÂVÂT-I ŞERİFE

Mahmut Sami Ramazanoğu Hazretleri’nin kıymetli eseri “Dualar ve Zikirler” kitabı “Ed’iye ve Ezkar” bölümü altında yer alan “Salâvât-ı Şerife” kısmı…

Salâvât-ı Şerife

İlâhi rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

“Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. O, Rahmân’dır ve Rahîm’dir. Cezâ gününün mâlikidir. (Rabbimiz!) Ancak Sana kulluk ederiz ve yalnız Sen’den medet umarız. Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!” (el-Fâtiha, 1-7) Âmîn!..

“Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salevât getirirler. Ey mü’minler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (el-Ahzâb, 56)

Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e âline ve ashâbına salât u selâm eyle ve onları mubârek eyle!

“Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir. Gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun! Âlemlerin Rabbi olan Allah’a da hamd olsun!” (es-Sâffât, 180-182)

  • Ey Allah’ın Rasûlü!
  • Ey Allah’ın Habîbi (sevgilisi)!
  • Ey Allah’ın Halîli (dostu)!
  • Ey Allah’ın Nebîsi!
  • Ey Allah’ın seçkin kulu!
  • Ey Allah’ın mahlûkâtının en hayırlısı!
  • Ey Allah’ın Arş’ının nûru!
  • Ey Allah’ın vahyinin emîni!
  • Ey Allah’ın kendisini

   zînetlendirdiği/süslediği zât!

  • Ey Allah’ın şereflendirdiği zât!
  • Ey Allah’ın keremli kıldığı zât!
  • Ey Allah’ın yücelttiği zât!
  • Ey Allah’ın öğrettiği zât!
  • Ey peygamberlerin efendisi!
  • Ey müttakîlerin imâmı!
  • Ey nebîlerin mührü ve sonuncusu!
  • Ey âlemlere rahmet olarak gönderilen!
  • Ey günahkârların şefaatçisi!

Salât ve selâm Sen’in üzerine olsun ey Âlemlerin Rabbi’nin Rasûlü! Allah’ın, meleklerinin, nebîlerinin, rasullerinin, Arş’ı taşıyan meleklerin ve bütün yaratıkların salâtları; Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına olsun.

Üç defâ:

Allah’ım, kulun, peygamberin, sevgilin, Rasûlün ve Ümmî Nebî olan Efendimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına salât u selâm eyle!

Üç defâ:

Allah’ım, güzel yüzlü, her şeyi güzel ve sürur verici Nebî, en yüce makamın ve en fasîh lisânın sahibi olan Efendimiz Muhammed’e salât eyle!

Allah’ım, en fazîletli salâtlarını, en ziyâde bereketlerini, fazilet ve aded olarak en temiz selâmlarını dâimâ ve ebediyen; insanların en şereflisine, îman hakîkatlerinin toplanma yeri, ihsan tecellîlerinin dağı, ilâhî esrârın iniş mekânı, Rabbânî memleketin gözdesi, nebîler gerdanlığının merkezi, peygamberler ordusunun kumandanı, mükerrem nebîler kervanının önderi, bütün mahlûkâtın efdâli.

En yüce izzet sancağının taşıyıcısı, en yüce şeref kulpunun mâliki, ezel esrârının şâhidi, öncülerin nûrlarını müşâhade eden, kıdem lisânının tercümânı, ilim, hilim ve hikmetler menbaı, cüz’î ve küllî cömertlik sırrının mazharı, ulvî ve süflî varlıklar gözünün göz bebeği, (üç defâ: iki âlem cesedinin rûhu), iki dünya hayatının gözü, kulluk rütbelerinin en yücesini hak eden, ıstıfâ (seçme, süzme) makamlarının ahlâkı ile ahlâklanan, en yüce dost, en kerim sevgili Efendimiz Muhammed bin Abdullâh bin Abdulmuttalib’e, diğer nebîlere ve rasullere, mukarreb meleklerine, yerlerin ve göklerin ehlinden Allah’ın sâlih kullarına eyle! Onlara, zikredenler Sen’i zikrettiği ve gâfiller Sen’in zikrinden gâfil oldukları müddetçe salât ve selam eyle…

Allah, Rasûlullah’ın bütün ashabından râzı olsun.

.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Her gün akşam ve sabah 3 veya 7 defâ:

“…Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na tevekkül ederim. O yüce Arş’ın sahibidir.” (et-Tevbe, 129)

Her gün akşam ve sabah 3 veya 7 defâ:

“İsmi sayesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. O her şeyi işitir ve bilir.” (Ebû Dâvud, Edeb, 101/5088)

Evden çıkarken en az 3 veya 7 defâ:

“Allah’ın ismiyle, Allah bana yeter, Allah’a tevekkül ettim, günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır.”

Allah’ım, İslâm fıtratı, ihlâs kelimesi, peygamberimiz Muhammed –sallallahu aleyhi ve sellem-’in dîni, hanîf ve müslüman olup müşriklerden olmayan İbrâhîm’in milleti üzerine olduk/sabahladık.

Allah’ım, ölümü hayâta tercih ettirecek belâdan/malın az olup âilenin kalabalık olmasından, dünyevî ve uhrevî kötülüğe sebep olan ve helâke sürükleyen hâllerden, âkıbetin kötü olmasından ve buna yol açan ahvâlden ve bir de düşmanlarımızı sevindirecek belâlara uğramaktan Sana sığınırız. (Bkz. Buhari, Deavât, 28)

“Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılığın getirdiği tâkatsizlik ve bunaklıktan, kasvetten (katı kalplilikten), gafletten, zilletten, mal ve hayır azlığından, meskenetten (kötü hâlden) Sana sığınırım. Nefsin doymak bilmeyen ihtiyaç hissinden, küfürden, fâsıklıktan, hakka muhâlefet ve ayrılıktan, nifaktan… Sana sığınırım. Deccâlin fitnesinden Sana sığınırım.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 1489; Hâkim, I, 712/1944; Buhârî, Tefsîr, 16/1)

Allah’ım, kendime ne zarar ne de fayda vermeye, ölüme, hayâta, tekrar diriltmeye mâlik olmayarak sabahladım. Sen’in verdiğinden başkasını almaya, Sen’in koruduğundan başkasından korunmaya gücüm yetmez.

Allah’ım, Sana tâat yolundaki sevip râzı olduğun söz ve fiillere beni muvaffak kıl. Şüphesiz Sen büyük bir fazl u ihsân sahibisin.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Üç defâ:

“Ey Nûh’u suda, Yûsuf’u kuyuda, Yûnus’u balığın karnında, Eyyûb’u zarar ve sıkıntılar içinde, Mûsâ’yı denizde İbrâhîm’i ateşte ve Muhammed –sallallahu aleyhi ve sellem-’i mağarada muhâfaza eden Allah’ım, beni de muhâfaza eyle, insanların huzûrunda rezil rüsvâ eyleme!”

“Ey sıkıntı ve üzüntüleri gideren, gam ve kederleri açan, zor durumdakilerin duâlarına karşılık veren, dünyada Rahmân, âhirette Rahîm ismiyle tecelli eden Allah’ım; bana ancak Sen merhamet edersin, bana kendi katından, başkasının merhametinden müstağnî kılacağın bir rahmetle merhamet eyle!”

“Allah’ım, beni göz açıncaya kadar bile olsa kendi nefsime bırakma!”

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri aşağıdaki duâyı Ebû Bekir Sıddık -radıyallahu anh-’e öğretmişlerdir. Her kim sabah akşam bu duâyı okursa Allah Teâlâ Hazretleri’nin her türlü kaza ve belâdan hıfzedeceği buyrulmuştur.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

(Üç defâ)

“Yâ Vedûd (Ey gönüllerin sevgilisi! Ey çok seven ve çok sevilen), yâ Vedûd, yâ Vedûd! Ey yüce Arş’ın sâhibi! Ey Mübdi’, ey Mu‘îd! Ey her istediğini yapan Allah’ım! Arş’ın her tarafını dolduran Cemâlinin nûru hürmetine istiyorum, bütün mahlûkâtına muktedir olduğun kudretin ve her şeyi kaplayan merhametin hürmetine istiyorum, Sen’den başka ilâh yoktur, ey Muğîs (yardım eden), bana yardım et, imdâdıma yetiş, ey yardım isteyenlerin yardımcısı!”

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

(Beş defâ)

Allah’ım, ey izzet veren, ey zelîl kılan, ey işiten, ey gören, ey yardım eden, ey nusret veren, ey Celîl, ey Cebbâr, eh Kâdir, ey Kahhâr, ey Müntakim! Allah, mahlûkâtının en hayırlısı olan Muhammed’e ve âline salât eylesin! Rahmetinle (kabûl eyle) ey merhametlilerin en merhametlisi!

Allah’ın nûru parlamıştır, Allah’ın kelâmı zuhûr etmiştir, Allah’ın emri/işleri sâbitleşmiş/yerini bulmuştur, Allah’ın hükmü geçerli olmuştur. Allah’tan yardım istedim, Allah’a tevekkül ettim, Allah’a sığındım, Allah’ın dediği olur, kuvvet ancak Allah’ın tevfîki iledir. Allah’ın lutfunun gizlisine, Allah’ın sanatının latîfine, Allah’ın örtmesinin güzeline, Allah’ın zikrinin büyüğüne, Allah’ın saltanatının izzetine sığındım. Allah’ın korumasına girdim, Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in emânına girdim. Kendi güç ve kuvvetimden uzağım/onlara güvenmiyorum, ben Allah’ın güç ve kuvvetinden yardım isterim.

Allah’ım, beni, zâtını gizlediğin örtün ile ört ve koru. Hiçbir göz Sen’i göremez ve hiçbir el Sana ulaşamaz, ey Âlemlerin Rabbi. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah’ın tevfîki iledir.

Şu duâ düşman şerrinden emin olmak için okunur.

 

Abdullah İbn-i Ömer’den rivâyete göre Peygamberimiz Ahzâb günü şöyle duâ etmişlerdir.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Lâ ilâhe illAllah (Allah’tan başka ilâh yoktur), benimle bütün şeytanların arasına perde olarak.

Lâ ilâhe illAllah, benimle bütün belâ ve kazaların arasına perde olarak.

Lâ ilâhe illAllah, benimle bütün düşmanların arasına perde olarak.

Melik ve Cebbâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Vâhid ve Kahhâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Müheymin ve Settâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Kebîr ve Müteâl olan Allah’tan başka ilâh yoktur. Rahmetinle (muhâfaza eyle) ey merhametlilerin en merhametlisi.

Allah’ım, gece birden bire gelen üzücü hâdiselerden kudsiyetinin nûruna, temizliğinin bereketine ve celâlinin azametine sığınırım. Ancak hayır getiren ânî hâdiseler hâriç.

Allah’ım, Sen benim yardım istediğim mercîsin, ancak Sen’den yardım isterim. Sen benim sığındığım makâmsın, ancak Sana sığınırım. Sen benim melceimsin, ancak Sana ilticâ ederim.

Ey, huzûrunda zorbaların boyunlarının eğildiği zât, ey firavunların kuvvet ve hazînelerinin kendisine boyun eğdiği zât, beni rezil etme ve bana cezâ verme, beni bunlardan kurtar, beni gecemde, uykumda ve bulunduğum yerde muhâfaza eyle! Sen’den başka ilâh yoktur. Zâtını tâzîm ederim, Arş’ının nûrunu ve güzelliğini tekrîm ederim. Kullarının şerrini benden uzaklaştır. Beni inâyetinin korumasında ve hıfzının bahçelerinde eyle! Bana dâimâ hayırlar lutfeyle, ey merhametlilerin en merhametlisi.

Azîz ve Cebbâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Vâhid ve Kahhâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Melik ve Settâr olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Kebîr ve Müteâl olan Allah’tan başka ilâh yoktur.

Allah’tan başka ilâh yoktur, bizi dünyanın âfetlerinden ve âhiretin azâbından kurtar.

Allah’tan başka ilâh yoktur. Bu tam olarak böyledir, olması ve söylenmesi gereken de budur.

Allah’tan başka ilâh yoktur. Bu hakîkaten ve gerçekten böyledir, bunda hiç bâtıl yoktur.

Allah’tan başka ilâh yoktur, bunu îman ve tasdîk ederek söylüyorum.

Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed Allah’ın Rasûlü’dür.

Yâ Ehad, yâ Ehad.

Aşağıdaki evrad belirtilen sayılarla hergün yapılmalıdır.

11 salevât-ı şerîfe

111 Ey dâimâ vâr olan, Hay, Kayyûm, celâl ve ikrâm sahibi olan Allah’ım, rahmetine sığınarak Sen’den yardım istiyorum.

11 salevât-ı şerîfe

Allah Teâlâ Buyuruyor:

“Allah ve melekleri Peygamber’e çok salavat getirirler.

Ey mü’minler! Siz de ona çokça salât ve selâm getirin.”

(Ahzâb sûresi, 56)



www.dualarvezikirler.com sitesinden alınmıştır.

Paylaşabilirsiniz...